31 Aralık 2011 Cumartesi
BİTMEDEN ASLA..!
Hiçbir şey yolunda değildi aslında...
Maç günü yaklaştıkça sahadaki mücadelenin ne getireceğini kestiremeyip kendilerine güvenmeyenler, alttan alttan genetiklerinde yazılı olan lobi(!) çalışmalarına başlamışlardı.
Literatüre "şike soruşturması" olarak geçen komiknamenin içinde yer alan kurgulanmış tapelerden nem kapanlar, maçın hakemi üzerine oynama fırsatını sektirmediler.
Hiçbir suç unsuru bulunmayan, herhangi bir manipulasyona da meydan vermeyen görüşmeleri koz olarak kullanıp akılları bulandırmak isteyenler aslında amaçlarına ulaştılar. Maç boyunca bunu çok defalar ve acı tecrübelerle gözlemledik.
Potanın Kralları; uzun zaman sonra Mirsad'ın dönüş maçı olması, Ömer'in iyileşerek kadroda yer alacak olması neticesinde belki de (cezalı Emir dışında) en tamam kadrosu ile maça hazırlanırken, bu kez Ukic'in bazilarina fazla rahatsizlik veren orta parmağının kırılması ile sarsıldı.
Yaşadığı uzun süreli sakatlığın ardından yeni yeni kendini bulmaya başlayan Ukic'in; en çok ihtiyaç duyulacak bir döneme girilirken, üstelik bir Galatasaray maçı öncesi başına gelen bu talihsizlik moralleri bozdu.
Fenerbahçe erkek basketbol takımının kendi salonuna geçmeden önce son defa çıkacağı Sinan Erdem sahnesine bu gelişmelerle gelindi.
Taraftarın kapalı gişe yaptığı maç; hem kadrodaki sıkıntıların hem de üzerlerine oynanan oyun sonuç vermiş gözüken hakem karabasanının gölgesinde başladı.
Başından sonuna kadar Galatasaray üstünlüğü ile geçen, takımın iyi performans gösterememesinin yanında hakemlerin tribünleri çıldırtan yanlı kararları ile çığırından çıkan, 11 sayı geriye düşüldüğü anda maçın geri dönüşünün zorlaştığı bir maç izliyorduk.
Marko'nun kullandığı üçlük çemberden sekip panyaya çarptığı anda sayının kaçmasına hayıflanırken, panyadan tekrar çemberin kenarına düşen ve orada zıplayıp göbeğe isabet eden basket enteresan duygular doğuruyordu.
Basketi kazandığımızda aklıma gelen ilk düşünce; maçın döneceği sinyalinin bu sayı olacağıydı. Nitekim bir sonraki hücumda yine Marko ile bir üçlük daha çemberin göbeğini bulunca son iki dakikaya beraberlikle giriyorduk.
Engin Atsür'ün öne geçiren cesaret dolu basketi ve kaptığımız topa hızlı hücumla potaya yalnız yükselen Jerrells'ın müthiş smacı bizim adımıza noktayı koyuyordu.
Lakovic'in üçlüğü farkı bir sayıya indirirken, maçın sonlarında galibiyeti kovalayan girişimleri olsa da son düdük 2011 yılının son derbisinin Fenerbahçe zaferi ile bittiğini onaylıyordu.
En son 9 sayı farktan (64-73) geri dönüş yaparak 16-6'lık bir seri ile maçı kazanmayı başaran basketbolcularımızı ve kenar yönetimi kutluyorum. Neven hocamızın da ifade ettiği gibi; hiç iyi oynamadığımız, ama bana göre çok iyi mücadele ettiğimiz bu maçı tüm olumsuzluklara rağmen kazanmak mutluluğun ötesinde anlamlar kattı. Sağ olsunlar, var olsunlar....
Taraftarın, her türlü kışkırtmaya ve hakemlerin sabırları zorlamasına rağmen sahaya müdahalesi bize hiçbir zaman yakışmayacak bir tavır oldu. Bu tutumu kabul edecek, makul ve haklı gösterecek değilim.
Ancak, kendi kusmuklarını bal gösterenlerin ülke sporu için endişe duymalarının samimiyetsizliğini de vicdanlara not etmeyi görev addediyorum.
Hoş; kendi açıklarını yamamakta usta olanların, kamera arkalarındaki tahrikleri ile ortaya çıkan başkalarının falsolarını gözlere sokmaktaki hünerlerini de bilmeyenimiz yok!
Dopinginden çakma formalı sahte sporcusuna, teşvikinden ülkeyi satma pahası hainliklerine, şikesinden futbolcuları ayartarak çıkar elde edilmesine kadar her düzenbazlığın kitabını yazanlar, ülke sporunun selameti için endişe duyacak son kitle bile olmasınlar lütfen!
Ender zamanlarda da olsa galip geldiklerinde Fenerbahçe'yi yenip, kaybettiklerinde Ülker'e yenilenlere selam olsun! Eziklik duygusuna mahkum olmuş bilinçaltınız ne algılarsa algılasın, değişmeyen bir sonun yeniden tezahürü yaşandı tadından yenilmez armada için!
Maç öncesi orta parmağı kırılan Ukic için göbek atıp, maç esnasında neredeyse kazandık havasına bürünenler rakiplerinin Fenerbahçe olduğunu hatırladılar.
Bir daha sakın!.. Maç bitmeden asla..!
http://twitter.com/hhosca
23 Aralık 2011 Cuma
ENGİN ATSÜR
Grubumuz adeta ölüm grubu olarak nitelendiriliyordu. Son maçımızı deplasmanda Bennet Cantu ile oynayacak, kaybedersek gruptan çıkamayacağımız gibi kazanırsak lider olarak top16'ya kalabilecektik.
Yoğun stres ve baskı altında kötü başladığımız maçın ilk periyodunu bir sayıyla önde bitirmeyi başardık. 16-17.
Çekişmeli ve başa baş geçen ikinci periyodu bir sayı geride, ilk yarıyı ise berabere bitirdik. 31-31.
Rakibimizin oynadığı maçlarda en iyi skora ulaştıkları üçüncü periyotta istediklerini elde etmelerine izin vermedik ve beraberlik bu çeyrek sonunda da bozulmadı. 55-55.
Son periyodun başında belki de kimsenin beklemediği bir anda Engin'le devam etme kararı bana göre maçın bize döndüğü andı. Çünkü; pota altına devrilerek aldığı pası sayıya çeviren ve bir sonraki hücumda üç sayılık isabetle bir anda 5 sayı öne çıkmamızı sağlayan Engin, belki de diğer skorerlerimize yolu göstermiş oldu. Bu kıvılcımı ateşe çevirmek Bogdanovic, Oğuz, Ukiç önderliğinde süre alan tüm oyuncularımıza kaldı ve maçı olabilecek en iyi sonuçla; 76-83 kazandık.
Maç boyunca çok hatalar yapıldı.
Savunmada yardımlaşma ve adam değişimi/paylaşım aksaklıkları ile kaçırılan oyunculardan yenen pota altı ve dış atış sayıları...
Hücum anında bir türlü düzeltemediğimiz çok basit top kayıpları...
Oyunu iyi organize edemeyip, zorlama yapılan ve kaçırılan atışlar...
Hiç düşülmemesi gereken tuzaklar sonucu basit görülen faul problemleri...vs.
Fakat bu olumsuzluklar içinde çok iyi yaptığımız şeyler vardı.
Yediğimiz her sayıya anında karşılık verebildik.
Geriye düştüğümüz ve farkın açılmasına yüz tutan anlarda hemen cevap verip farkın kapanmasını ve öne geçmeyi başardık.
Kısacası; çok zorlu bir atmosferde olabilecek en sağlam duruşu ve direnci göstermeyi bildik.
Rakibimiz kendi evinde hiç maç kaybetmemiş... Biz Fenerbahçe'yiz; YENERİZ!
Avrupa Basketbol Liglerinde ilk kez bir Türk takımı grubunu lider bitiriyormuş... Biz Fenerbahçe'yiz; ÇIKARIZ!
(düzeltme notu: 2003-2004 sezonunda Efes Pilsen ikili averajla grubunu lider bitirmiş)
Sezon başından beri eksiklere, sakatlıklara rağmen bir türlü oturtulamayan takım oyunu ve yakışmayan kayıplar nedeniyle yerine göre haklı eleştiriler alan bu takım; çok iyi oynamadan, ama direncini asla kaybetmeyerek alması gereken maçı kazandı ve grubunu lider bitirdi. Teknik ekibi ve bütün oyuncularımızı tebrik ediyorum.
Yazının başlığı Engin Atsür.
Bu gece mücadele eden, belki de çok daha fazla katkı yapıp övgünün daha büyüğünü hak eden başka oyuncularımız var. Hiçbirini unutmuş, emeklerini ve başarılarını görmezden geliyor değilim. Her birini de alınlarından öpüyorum.
Lütfen mazur görsünler.
Çünkü; yaşadığı ağır sakatlık ve basketboldan çok uzun süre ayrı kalmasına rağmen sabırsızlıkla beklediğimiz, takıma katkısının büyük olacağına inandığımız Engin Atsür benim nazarımda maçın bize dönmesinde kilit rolü üstlenen kişiydi. Bu durumdan fazlasıyla memnun olarak, zaferin mimarları arasında kendisini öne çıkartıyor ve "HOŞ GELDİN ENGİN" demek istiyorum.
Maç sonrası telefon bağlantısında gözyaşlarını tutamayıp kelimeler boğazında düğümlenen Nedim Karakaş başta olmak üzere, İtalya'dan liderlikle ve turla dönen tüm ekibi alkışlıyorum.
http://twitter.com/hhosca
21 Aralık 2011 Çarşamba
SAYIN NİHAT ÖZDEMİR
Başkanımız Sayın Aziz Yıldırım ülke sporunun ve elbette ki futbolunun gelişmesi yönünde büyük uğraşlar verirken açıklamasını şu şekilde yapıyordu:
“Fenerbahçe’yi bir yerlere getirmek, dünya kulübü yapmak, başarılarını ülke sınırları dışına taşıyıp dev kulüplerle yarışır hale getirmek ve buralarda kalıcı olmak için çalışıyoruz. Bunu elde etmek için de öncelikle ulusal liglerimizin kalitesini artırıp güç dengelerini birbirine yaklaştırmak ve yarışmaya katılan takımların adedini artırmak zorundayız. Yüksek kalitede, başa baş mücadele edecek bir kulüpler dengesi kurulmadıkça sınır dışında yapılan yarışmalarda kazanılan başarılar tesadüflere bağlı ve devamsız olur.”
Bu özette verebileceğimiz amaçla Türk Sporu için çalışmalara giren ve yeri geldiğinde kendi kulübünün menfaatini geri plana iten başkanımıza, yapmaya çalıştığını anlamayıp kızanlar azımsanmayacak ölçüdeydi. Anlayıp, sabırla desteğini sürdürenler de…
Kendisinin özellikle Kulüpler Birliği Vakfı başkanı olduktan sonra futbolumuza hizmetleri taraflı tarafsız kesimlerce alkışlandı. Fikrini paylaşıp “Türkiye Ligi’nin yayın değeri 400milyon dolar olmalıdır” dediğinde kendisine gülenler, bu rakamlar aşağı yukarı gerçekleştiğinde ayakta alkışlayanlardı.
Şimdi bu gelirlerin elden kaçacağı korkusunu yaşayanlarca bazı girişimlerde bulunuluyor. 3 Temmuz 2011 / Pazar sabahı başlatılan kuşatmayla adeta bitirilmek istenen Fenerbahçe’nin varlığı başka, yokluğu bambaşka dert düşüncesinde olanlar; iki ucu pis değneğin ortasından tutmuş, ne yapacağını bilmez halde debelenip duruyor.
Siz, Sayın Nihat Özdemir…
Başkanımızın devre dışı tutulduğu günlerde vekilen yerini dolduran, haliyle Fenerbahçe Spor Kulübü başkanlık makamını temsil eden kişisiniz.
3 Temmuz’dan önce başkanımızın bence de yerinde ve geçerli amaçla Türk Futbolu ve Sporu için verdiği mücadelenin, bu tarihten sonra hükmünün kalmadığını önce siz bilmelisiniz. Ülke futbolunun geleceğini düşünme inceliği ve samimiyetini, Fenerbahçe için olumsuz anlamda milat olan bu tarihten itibaren düşünme, dikkate alma, tasasını taşıma lüksümüz kalmamıştır!
3 Temmuz’dan beri kulübünün ayaklar altına alınan onurunu, tarihine lekesiz biçimde kaydedilmiş şerefini korumak için her mecrada ve her türlü yasal hakkını kullanarak mücadele veren Fenerbahçe Taraftarını hiçe saymak gibi bir gafletin içine ise asla düşmemelisiniz!
Fenerbahçe Taraftarı, iddia edilen suçlamaları asla kabul etmemektedir. Başından sonuna kadar tek taraflı yürütülen soruşturma ve kovuşturmanın külliyen saçma, kurgulanmış ve başka amaçlara hizmet eden bir çöplük olduğunu düşünmektedir. Aksi kanıtlanıncaya kadar tutuklu bulunan başkanı ve yöneticilerinin suçsuz olduklarına yürekten inanmaktadır. Savunma haklarının sonuna kadar kullanılarak adaletin tecelli edeceği günü sabırsızlıkla beklemektedir. Her şeye rağmen suçlu oldukları sabitlenir ve ceza kesilmesi gerekirse de hak edilenin uygulanması konusunda hiçbir tereddüt ve endişe taşımamaktadır.
Hal böyleyken, Fenerbahçe Spor Kulübü başkanlık makamını temsil eden siz nasıl olup da; olası ceza almamız halinde TFF Disiplin Talimatnamesi 58. maddesinde yer alan “küme düşürülme” yaptırımını ortadan kaldırma çabasında rol alabilirsiniz?
Size bu hakkı kim verdi Nihat Bey?
Kamuoyunda “suçu kabullenmek, olası cezasını en az zararla atlatmak için mevcut talimatnameleri değiştirmeye çalışmak” olarak algılanacak bir harekete nasıl kalkışır veya bunu dillendirirsiniz?
Açıklamanızda sadece kendimizi değil diğer kulüpleri ve Türk Futbolunu düşündüğünüzü, bu değişiklik olmazsa geleceğin çok karanlık olduğunu ifade ediyorsunuz. 3 Temmuz’dan sonra Fenerbahçe’ye ne Türk Futbolu Nihat Bey?
Fenerbahçe; varsa suçunun cezasını sonuna kadar ve hak ettiği ölçüde çekmekten gocunmayacak kadar büyük bir kulüptür.
Fenerbahçe Taraftarı da; bu zor günlerde kulübünü her zamankinden çok sahiplenecek kadar vefalı, sonuçlarına katlanacak kadar cefakâr; kimseye minnet etmeyen, dirayetli ve sağlam biçimde yerinde duran çok büyük bir topluluktan oluşmaktadır. Korkmayın, olası cezalandırılma halinde ne sizi ne de kulübünü yalnız bırakır!
Bir karar verin Nihat Bey!
Yaptığınız açıklamanın arkasında ve ısrarındaysanız, derhal işgal ettiğiniz makamı terk edin lütfen! Amacınız ne olursa olsun, Fenerbahçe taraftarı bu anlayışı asla kabul etmez!
Yok, bu açıklamada anlatmak istediğiniz: “Yargının neticesinde hiçbir cezai durumla karşılaşacağımızı düşünmüyoruz. Başkanımızın ve yöneticilerimizin aklanarak bu işten kurtulacaklarına eminiz. Ancak, bu süreç bitene kadar TFF kanaatle yanlış hükümlere varırsa telafisi mümkün olmayacak yaralar açılabilir. Buna engel olacak tedbirler alınmalı ve uygulamalar yapılmalıdır” anlamındaysa düzeltme yapınız ve artık futbolumuzun geleceğinden endişe etmekten vazgeçiniz!
Şampiyonlar Ligi hakkımızı elimizden alarak suçlu olduğumuz kanısına vardıklarını gösterenlerin, Fenerbahçe’nin varlığı ile ayakta duran bu ligin selameti için bizi düşürmeyerek sömürdüğü bir ortamda, gerçek adalet sağlanmadığı müddetçe kalmamızın hiçbir manası yoktur!
Bu kirli düzenin şamar oğlanı olmayı, onursuzluğa bedel olacak iltimasları, bu camiayı kamuoyu önünde suçlu duruma düşürme gafletindeki isimleri asla kabul etmiyoruz!
http://twitter.com/hhosca
http://twitter.com/hhosca
15 Aralık 2011 Perşembe
YERİNİZİ VE HADDİNİZİ BİLİN!
2010-2011 sezonuna şaibeli dediler.
Şampiyonluğu averajla elde eden Fenerbahçe'yi şikeci ilan edip, şampiyonluğun Trabzonspor'un hakkı olduğunu kustular.
3 Temmuz'da başlattıkları kuşatma altında girilen yeni sezonun geride kalan maçlarında 31 puan ve gol averajıyla ikinci olsa da istikrarını ve yerini koruyan Fenerbahçe'nin hakkını teslim edecek yüreği olmayanlar bunlar!
Mevcut temizlik(!) operasyonu ile belirli çevrelerden ve sempati duyan diğer karışık renklilerden gerekli desteği ve hoşgörüyü bulamayan Trabzonspor'un, gerçek gücünü ve gerçek yerini artık cümle alem görüyor.
2010-2011 sezonunda elde edilmiş her puan, sahada ve tribünlerde emek vermiş tüm sarı-lacivert sevdalılarına ve emekçilerine helaldir!
Hesabı verilmeyecek 1 puanın bile olmadığını tecelli edecek adalet süreci sonunda gözleriniz de vicdanlarınız da anlayacak!
Kulislerde TFF Disiplin Talimatnamesinin ilgili maddelerinin değiştirilerek küme düşmenin kaldırılması, bunun yerine (-) puanla başlama cezası verilmesi pazarlıkları yapıldığı iddia ediliyor.
Fenerbahçe taraftarları olarak ihtimal vermiyoruz...
Tarihinin en çirkin saldırısı altında kurtuluş mücadelesi veren kulübümüzün yöneticilerinin ahlaksız pazarlıklar içinde olacağına asla inanmıyoruz.
Ne böyle bir düşünce akıllara dahi getirilsin ne de kendi özel durumlarına avantaj sağlamak için kirli düzenin parçası olanlar, çirkin pazarlıklarına bizi alet etmeye cüretlensin!
Pazarlık konusu olacak 1 puanımız dahi yok!
Fenerbahçe'nin içinde bulunduğu onur mücadelesini pazarlık konusu etmeye cesaret edecek hiç kimseye hoşgörümüz de...
Buna kalkışan ihanetin en büyüğünü işlemiş olarak bu camianın çatısı altından çektirip gideceğini; gönderileceğini kesinlikle bilsin!
Ola ki suçlu bulunduk ve ipimiz çekilecek... Cezamız neyse çekmekten, gerekirse en dipten başlayarak yeniden ayağa kalkmaktan çekineceğimiz sanılmasın!
Fenerbahçe Spor Kulübü'nü çözeceğini zannedenlerin oyunlarını bozmaktan yılmayacağımız da tutuk akıllara kazınsın!
Bu kulübün tarihinde şeref nişanesi olarak parlayan ve ülke tarihinin en büyük ve anlamlı kupası olan Harrington Kupası'nı kazandıranlar, bitme noktasına geldiğinde "Fenerbahçe benim!" diyerek küllerinden doğmasını sağlayan Ayetullah'lar, saymakla bitmeyecek destanlara imza atanların emaneti bu kulübü pazarlık masalarına meze yapmak kimsenin haddine değil!
Gönüllerin şampiyonu(!) olarak nitelendirilenlerin gerçek yerini bulduğu gibi, Fenerbahçe'ye karşı gardını almış herkes yerini de haddini de bilecek!
http://twitter.com/hhosca
http://twitter.com/hhosca
14 Kasım 2011 Pazartesi
İNSAN DEĞİLSİNİZ!
Bu ülkede Fenerbahçeli isen insan değilsindir!
Hele futbolcu, basketbolcu, voleybolcu veya Fenerbahçe Spor Kulübü'nde herhangi bir branşta sporcu isen kesinlikle insanlıkla alakan yoktur!
Bir makine gibi verilen görevi yapıp işine bakacaksın! Saha dışını duymayacak, görmeyecek, söz söylemeyecek, görevin dışında bir tavırda olmayacaksın!
Üstelik bu kimliğini Milli Takım içinde koruyarak müsabakaya çıkıyorsan üzerinde taşıdığın ay-yıldızlı formaya asla güvenmeyeceksin!
Sahaya adım attığın andan itibaren maç öncesinde sana özel hazırlanmış özlü sözlerden yazılı ve sözlü ifadeler insan olmadığın için seni etkilemeyecek, etkilemesine izin vermeyeceksin!
Aksi halde bir milli maç da olsa tribünlerin fahişesi olman HAKTIR!!!
Çünkü sen insan değil, önemli bir FENERBAHÇELİ sporcusundur!
Ve bu ülkede FENERBAHÇELİ olmak SUÇTUR!!!
Ne mutlu, bu suçu işleyenlere!
Ve insanlığınızdan çıkmış olmanızla çok yaşayın!
http://twitter.com/hhosca
http://twitter.com/hhosca
2 Ekim 2011 Pazar
82 İLE BİTİRMEDİK 95 YAPTIK
"Geçen sezonu 82 puanla bitirmedik, puanımızı gün itibarı ile 95 yaptık. Seri devam ediyor, biz böyle hissediyoruz" Aykut KOCAMAN.
Bir taraftar topluluğu düşünün. Yukarıdaki sözlerin sahibince ifade edildiği gibi "kanırta kanırta" elde edilmiş bir şampiyonluğun ardından tadını çıkartarak kutlamalarına devam ederken ve yeni sezonda hem ligde hem de Şampiyonlar Ligi'nde mücadele edecek takımına takviyelerin merakı ile günlerin geçmesini heyecanla beklerken; bir sabaha büyük bir şokla uyanıyor. Bunun getirdiği olumsuzluklar neticesinde oluşan travmayı atlatıp, her şeye rağmen dimdik ayakta kalarak girdiği onur mücadelesinde, adeta kendi kurtuluş savaşını veriyor.
Tarihi şerefli zaferlerle dolu, cumhuriyetimizin kuruluşunda gerçek kahramanlıkları ve kahramanları bulunan, mücadeleye bayrak olmuş bir kulübün şimdiki neferleri olarak; kendi öz değerleri dışında tutunacak bir dalı olmayan bu topluluğa önder olacak, yol gösterecek, yön verecek, hiç değilse moral ve güç aşılayacak örnek model eksikliğine rağmen, muhteşem bir direniş ve meydan okuma ile...
Artık sayısız kez tekrarlandığı için yinelemeye gerek görülmeyecek sahipleniş, destek çıkış, demokratik tüm yollarla yapılan direniş ve gerçek adalet arayışı esnasında, bayrak olan isimlerin varlığı gurur hissettiriyor.
Üzerlerindeki büyük baskı ve tehditler neticesinde sahip oldukları düşünülen ve içten içe kahrolsalar da taraftarlar kadar özgür ifadelerde bulunamayan yöneticilerimizin sessizliği, saldırı ve sataşmalara karşı reaksiyonda bulunmamaları genelde tepki topluyor.
Türk Sporu için büyük hizmetlerde bulunmanın ödülünü parmaklıklar ardına konarak alan başkanımız Aziz Yıldırım, Fenerbahçe'mizi dünya kulübü kalitesine ve gücüne eriştirmek için birlikte çalıştığı mesai arkadaşlarından Şekip Mosturoğlu, İlhan Ekşioğlu, Tamer Yelkovan ve efsanelerimizden Cemil Turan...
Sağlıklı düşünüldüğünde; bir takımda sakatlık ve cezalar nedeniyle kadroda yaşanan eksikliklerin oluşturduğu aksaklıklar, görev alanlarındaki zayıflama nedeniyle karşılaşılan bocalama ile birebir aynı durum olduğunu kabul etmek gerekiyor.
Fenerbahçe gibi bir kulüpte olmaması gerektiğine inanılan, olsa da en kısa sürede ve en az zararla atlatılması gereken bu bocalama dönemini; öne çıkan, sorumluluk alan, güven aşılayan belli isimlerle atlatmak kolaylaşabiliyor.
Zaman zaman Sn.Ali Koç'un, üstlendiği sorumlulukla cesaret ettiği, ancak TFF tarafından hemen hesabının kesilmeye çalışıldığı çıkışları; yönetim kanadından beklemek çok da gerçekçi değil. Bu açıdan bakarak değerlendirdiğimizde hoş görmek gerekiyor.
Lakin 3 Temmuz'dan beri, yaptığı her basın toplantısında, verdiği her demeçte, katıldığı her TV programında önce çalıştırdığı takım oyuncularına, sonra taraftarına ve camiasına, ama en önemlisi; spor kamuoyuna, yönetenlerine, rakiplerine, yazılı/görsel medyaya ve ülke insanına alınacak birçok dersler içeren mesajlar veren Aykut KOCAMAN gerçeği var.
Bir taraftar gibi hisseden, bir teknik direktör gibi sportif açıdan değerlendiren, bir yönetici sorumluluğu ile hareket eden ve ahlaklı bir insan gibi örnek teşkil eden; KOCAMAN yürekli bir ADAM...
Ve BU TARAFTAR; kendisi ile birebir aynı hisleri taşıyan, aynı pencereden bakarak olayları değerlendiren, görüşüyle, duruşuyla, tavırlarıyla, üslubuyla ve ahlakıyla kendisi saydığı bu KOCAMAN YÜREKLİ ADAMLA GURUR DUYUYOR!
2010-2011 sezonunda kanırta kanırta, helal alın terleriyle elde edilmiş bir şampiyonluğun bitmeyen mücadelesinde, gün itibarı ile 95 puana ulaştık!.. 2011-2012 sezonunda boynumuza takılan iple sürdürülen, onur mücadelesi verilmek suretiyle oynanan maçlarda seri devam ediyor!
http://twitter.com/hhosca
22 Eylül 2011 Perşembe
KİME SORDUNUZ?
3 Temmuz’da bu ülkede bir deprem oldu. 6222 sayılı yasadan güç alanların, daha doğrusu bunu geçerli bahane olarak kullananların değişik emellerine ulaşma çabasının sahneye konulması ile dengeler yerinden oynadı.
Yaşanan depremde yıkıntı altında kalan sanki sadece Fenerbahçe ve birkaç yönetici ile birlikte başkanıymış gibi bir algı yerleştirilmeye çalışılsa da; henüz ana sarsıntının açığa çıkmadığını, küçük artçılarla devam ettiğini gören, ama sonunda en şiddetli sarsıntının yakın olduğunu bilerek büyük göçük altında kalmak istemeyenler…
Şimdi, zamanında ısrarla çıkmasını istedikleri yasanın kendilerini ilgilendiren maddelerinin biran önce değiştirilmesi için Kulüpler Birliği(!) çatısı altında düğmeye bastılar.
Önce partileri ziyaret ederek düşüncelerini öğrenen, sonra da Spordan Sorumlu Devlet Bakanı Suat KILIÇ’a taleplerini iletenler, yasa değişikliği ile ilgili çalışmaları yürütmesi için eski Federasyon başkanı Av. Levent BIÇAKÇI’yı görevlendirdiler.
Eğer bu yasa maddelerindeki değişiklik sadece kulüp yöneticilerini kapsayan kısım için talep ediliyorsa ve Levent BIÇAKÇI’nın açıklamalarındaki gibi “bir hafta içinde değişiklikleri hazırlayıp, hemen akabinde yasal prosedürleri başlatarak 1-1,5 ayda Meclisten geçmesi sağlanıp değiştirmek mümkün olur” deniyorsa, hatanın büyüğü yapılmış olur.
Çünkü yine başroldeki TARAFTAR etkisiz eleman kabul ediliyor demektir.
6222 sayılı Sporda Şiddet ve Düzensizliği Önleme Yasası henüz taslak aşamasındayken; başta Fenerbahçe Taraftarları bir çalışma içine girdiler. “Tribün Birliği” çatısı altında oluşturdukları bir komisyon vasıtası ile eski (5149 sayılı) yasanın eksik ve aksak yanlarını da kapsayan, yeni yasadan beklentilerini ve mevcut taslaktaki sakatlıkları içeren, önerilerinin de yer aldığı detaylı bir çalışmayı ilgililerle paylaştılar. Hatta bunu tüm kulüplerin taraftarlarına açık olan bir Panelle kamuoyuyla paylaşmak için çaba gösterdiler.
Amaç; sporun başrol oyuncusu taraftarın yok sayılan, hiç danışılması akla getirilmeyen görüşlerini ve önerilerini sunarak, uygulamada olabilecek aksaklık ve yanlışların yaşanmamasını, hakkaniyetten uzak yaptırımlarla insanların suçsuz yere cezalandırılmayıp, ılımlı ve sadece takımına destek vermekten başka hedefi olmayan gerçek taraftar olgusunun yara almamasını sağlamaktı.
Bu iyi niyetli ve faydalı çabayı görmezden gelerek, danışmaya bile gerek görmeyip, dikkate almayarak; statlarda ve spor alanlarında kendini bilmez insanların neden olduğu olayları önlemenin yorganı yakmaktan geçtiğini zannedenlerce, sonuçları hiç düşünülmeden ve hesap edilmeden, alelacele biçimde mevcut yasanın çıkması sağlandı.
Şimdi bu yasanın ağır ve hiçbir mantığa sığmayan maddelerinin sancısını duyanlar değiştirilmesini, içerdiği ağırlaştırılmış ceza hükümlerinin hafifletilmesini isterken yine yanlış ve eksik bir yol izliyorlar.
Yasa hazırlayıp yürürlüğe koymak veya yasa maddelerinde değişiklik yapmak aceleye getirilecek basit bir iş değildir! Bu anlayışla yaklaşılan her çabada bir yan hep eksik kalacaktır ve ortaya çıkan ürün sakat olacaktır!
***
Gündemdeki bu konuyla ilgili kamuoyuna aksettirilen bir algıya da dikkat çekmek istiyorum. Kulüpler Birliği çatısı altında ortaya konan bu değişiklik taleplerinin operasyon dışında kalan kulüpleri olası soruşturma tehdidinden korumak, Fenerbahçe ve diğer şüpheli sıfatındaki kulüpleri ve ilgili şahıslarını kurtarmaya çalışmak veya en azından daha hafif cezalarla kurtulmalarını sağlamak amacını taşıdığı düşünülüyor. Hatta daha da ileri gidilerek, bu çaba, bir Fenerbahçe’yi kurtarma operasyonu havasına sokulmaya çalışılıyor.
Başta tutuklu bulunan başkanımız Aziz Yıldırım olmak üzere, Sportif Direktörümüz ve Teknik Sorumlumuz Aykut Kocaman ile Fenerbahçe’nin bu işte hiçbir suçu olmadığını, yargısız infaz edildiğini düşünen tüm Fenerbahçelilerin böyle bir iyiliğe(!) karşı olduğu bilinmelidir. Bu yöndeki demeçleri ile görüşlerini açıklıkla dile getirmişlerdir. Eğer illa ki bu yönde bir çalışma yapılacaksa da; bunun henüz iddianamesi bile hazırlanmamış soruşturma ve yargılama sürecinin akabinde, aklanmamızdan sonra yapılması talebimiz olmalıdır.
Belli emellere ulaşmak için Fenerbahçe özelinde yürütülen bir temizlik(!) operasyonunda, kendi gerçek kimlikleri de ortaya çıkacak endişesi taşıyanlar; günü ve yarınlarını kurtarmak adına sanki Fenerbahçe’ye iyilik yapmaya çalışarak, şirin görüntüler verme çabasında olmasınlar!
Fenerbahçe ne böyle yapmacık iyiliklere ne de sahte yardımlara ihtiyaç duymayacak kadar büyük, güçlü ve onurlu bir camiadır. Herkesten çok daha temiz olduğuna sonuna kadar inandığımız Fenerbahçe’miz ve bünyesindekilerin varsa suçları cezasını çekmelerinden çekinmez, bizler de hak ettiğimiz cezayı çekmesini biliriz.
Yönetim Kurulumuzun en kısa zamanda, kimseye minnet etmeyeceğini yukarıdaki düşünceler ışığında açıklamasını bekliyorum.
Bu gerçek düşünceler paralelinde tekrar belirtmeliyim ki; nihayetinde mevcut yasa maddelerinde bir değişiklik, cezalarda hafifletme, aksaklık ve yanlışlıklarda düzeltme düşünülüyorsa, TARAFTAR bu kez yok sayılmamalı, kamuoyu önünde iyice irdelenip tartışılmadan aceleye getirilerek, sadece paçayı kurtarmak amaçlı bir başka yanlışa imza atılmamalıdır.
Sporla ilgili bir yasanın özerk federasyonların iç talimatları ve yaptırımları ile paralellik oluşturması gibi çok önemli bir ayrıntıyı da unutmadan elbette…
http://twitter.com/hhosca
3 Temmuz’da bu ülkede bir deprem oldu. 6222 sayılı yasadan güç alanların, daha doğrusu bunu geçerli bahane olarak kullananların değişik emellerine ulaşma çabasının sahneye konulması ile dengeler yerinden oynadı.
Yaşanan depremde yıkıntı altında kalan sanki sadece Fenerbahçe ve birkaç yönetici ile birlikte başkanıymış gibi bir algı yerleştirilmeye çalışılsa da; henüz ana sarsıntının açığa çıkmadığını, küçük artçılarla devam ettiğini gören, ama sonunda en şiddetli sarsıntının yakın olduğunu bilerek büyük göçük altında kalmak istemeyenler…
Şimdi, zamanında ısrarla çıkmasını istedikleri yasanın kendilerini ilgilendiren maddelerinin biran önce değiştirilmesi için Kulüpler Birliği(!) çatısı altında düğmeye bastılar.
Önce partileri ziyaret ederek düşüncelerini öğrenen, sonra da Spordan Sorumlu Devlet Bakanı Suat KILIÇ’a taleplerini iletenler, yasa değişikliği ile ilgili çalışmaları yürütmesi için eski Federasyon başkanı Av. Levent BIÇAKÇI’yı görevlendirdiler.
Eğer bu yasa maddelerindeki değişiklik sadece kulüp yöneticilerini kapsayan kısım için talep ediliyorsa ve Levent BIÇAKÇI’nın açıklamalarındaki gibi “bir hafta içinde değişiklikleri hazırlayıp, hemen akabinde yasal prosedürleri başlatarak 1-1,5 ayda Meclisten geçmesi sağlanıp değiştirmek mümkün olur” deniyorsa, hatanın büyüğü yapılmış olur.
Çünkü yine başroldeki TARAFTAR etkisiz eleman kabul ediliyor demektir.
6222 sayılı Sporda Şiddet ve Düzensizliği Önleme Yasası henüz taslak aşamasındayken; başta Fenerbahçe Taraftarları bir çalışma içine girdiler. “Tribün Birliği” çatısı altında oluşturdukları bir komisyon vasıtası ile eski (5149 sayılı) yasanın eksik ve aksak yanlarını da kapsayan, yeni yasadan beklentilerini ve mevcut taslaktaki sakatlıkları içeren, önerilerinin de yer aldığı detaylı bir çalışmayı ilgililerle paylaştılar. Hatta bunu tüm kulüplerin taraftarlarına açık olan bir Panelle kamuoyuyla paylaşmak için çaba gösterdiler.
Amaç; sporun başrol oyuncusu taraftarın yok sayılan, hiç danışılması akla getirilmeyen görüşlerini ve önerilerini sunarak, uygulamada olabilecek aksaklık ve yanlışların yaşanmamasını, hakkaniyetten uzak yaptırımlarla insanların suçsuz yere cezalandırılmayıp, ılımlı ve sadece takımına destek vermekten başka hedefi olmayan gerçek taraftar olgusunun yara almamasını sağlamaktı.
Bu iyi niyetli ve faydalı çabayı görmezden gelerek, danışmaya bile gerek görmeyip, dikkate almayarak; statlarda ve spor alanlarında kendini bilmez insanların neden olduğu olayları önlemenin yorganı yakmaktan geçtiğini zannedenlerce, sonuçları hiç düşünülmeden ve hesap edilmeden, alelacele biçimde mevcut yasanın çıkması sağlandı.
Şimdi bu yasanın ağır ve hiçbir mantığa sığmayan maddelerinin sancısını duyanlar değiştirilmesini, içerdiği ağırlaştırılmış ceza hükümlerinin hafifletilmesini isterken yine yanlış ve eksik bir yol izliyorlar.
Yasa hazırlayıp yürürlüğe koymak veya yasa maddelerinde değişiklik yapmak aceleye getirilecek basit bir iş değildir! Bu anlayışla yaklaşılan her çabada bir yan hep eksik kalacaktır ve ortaya çıkan ürün sakat olacaktır!
***
Gündemdeki bu konuyla ilgili kamuoyuna aksettirilen bir algıya da dikkat çekmek istiyorum. Kulüpler Birliği çatısı altında ortaya konan bu değişiklik taleplerinin operasyon dışında kalan kulüpleri olası soruşturma tehdidinden korumak, Fenerbahçe ve diğer şüpheli sıfatındaki kulüpleri ve ilgili şahıslarını kurtarmaya çalışmak veya en azından daha hafif cezalarla kurtulmalarını sağlamak amacını taşıdığı düşünülüyor. Hatta daha da ileri gidilerek, bu çaba, bir Fenerbahçe’yi kurtarma operasyonu havasına sokulmaya çalışılıyor.
Başta tutuklu bulunan başkanımız Aziz Yıldırım olmak üzere, Sportif Direktörümüz ve Teknik Sorumlumuz Aykut Kocaman ile Fenerbahçe’nin bu işte hiçbir suçu olmadığını, yargısız infaz edildiğini düşünen tüm Fenerbahçelilerin böyle bir iyiliğe(!) karşı olduğu bilinmelidir. Bu yöndeki demeçleri ile görüşlerini açıklıkla dile getirmişlerdir. Eğer illa ki bu yönde bir çalışma yapılacaksa da; bunun henüz iddianamesi bile hazırlanmamış soruşturma ve yargılama sürecinin akabinde, aklanmamızdan sonra yapılması talebimiz olmalıdır.
Belli emellere ulaşmak için Fenerbahçe özelinde yürütülen bir temizlik(!) operasyonunda, kendi gerçek kimlikleri de ortaya çıkacak endişesi taşıyanlar; günü ve yarınlarını kurtarmak adına sanki Fenerbahçe’ye iyilik yapmaya çalışarak, şirin görüntüler verme çabasında olmasınlar!
Fenerbahçe ne böyle yapmacık iyiliklere ne de sahte yardımlara ihtiyaç duymayacak kadar büyük, güçlü ve onurlu bir camiadır. Herkesten çok daha temiz olduğuna sonuna kadar inandığımız Fenerbahçe’miz ve bünyesindekilerin varsa suçları cezasını çekmelerinden çekinmez, bizler de hak ettiğimiz cezayı çekmesini biliriz.
Yönetim Kurulumuzun en kısa zamanda, kimseye minnet etmeyeceğini yukarıdaki düşünceler ışığında açıklamasını bekliyorum.
Bu gerçek düşünceler paralelinde tekrar belirtmeliyim ki; nihayetinde mevcut yasa maddelerinde bir değişiklik, cezalarda hafifletme, aksaklık ve yanlışlıklarda düzeltme düşünülüyorsa, TARAFTAR bu kez yok sayılmamalı, kamuoyu önünde iyice irdelenip tartışılmadan aceleye getirilerek, sadece paçayı kurtarmak amaçlı bir başka yanlışa imza atılmamalıdır.
Sporla ilgili bir yasanın özerk federasyonların iç talimatları ve yaptırımları ile paralellik oluşturması gibi çok önemli bir ayrıntıyı da unutmadan elbette…
http://twitter.com/hhosca
21 Eylül 2011 Çarşamba
ELLERİNİZDEN ÖPERİM
Dün akşam her ne kadar yapılan uygulamanın bir saygısızlık, hakların gasbı olduğunu düşünsem de tribünler, stat dışı harikaydı.
Bu görüntüleri de ancak Fenerbahçe taraftarı verebilirdi.
Dönüşte bindiğim minibüse 70'inin üzerinde olduğunu tahmin ettiğim bir teyze yanındaki genç bir hanımla birlikte gelip arkamdaki koltuğa oturdular. Henüz oturur oturmaz sanırım formamdan ötürü maçtan döndüğümü anlayıp paylaşmak istemiş olacak ki; kendince yaptığı naif, saf ve temiz değerlendirmeleri duymanızı isterdim. Galip gelemediğimiz için duyduğu üzüntüyü, sanki elinden bi'şey gelmemiş gibi anlatışı insanı dağıtan cinstendi.
Bir an arkama dönüp "anacığım sen üzme tatlı canını, sizin o stada gelmeniz, bu zahmete girmeniz, Fenerbahçe'mizin yanında olmanız yeter. Fenerbahçe maçı kazanamadı ama çok önemli başka şeyler kazandı. Bu bile galibiyetten çok daha değerlidir, verin elinizi öpeyim" demek geldi. Yanlış anlaşılmasın, ayıp olmasın, rahatsızlık vermeyeyim diye hiç sesimi çıkartmadan, tepki vermeden oturdum.
Böyle daha onlarcası, yüzlercesi, binlercesi dün akşam içeri girebilenler Fenerbahçe Şükrü Saracoğlu Stadı tribünlerinde, giremeyenler de stat dışındaydı. Sadece bu nedenle bile dünkü uygulama tarihe önemli bir not düşmüştür.
Fenerbahçe taraftarı kadınıyla çocuğuyla, genciyle yaşlısıyla dün akşam gizli kalan bir ayrıntıyı şu yüzüne çıkartmıştır. Kurtuluş savaşında cephe gerisinde cansiperane şekilde mücadeleye katılan, destek veren kadınlarımız; bu kez Fenerbahçe'nin kurtuluş mücadelesinde kendilerini göstererek o ruhu tamamlamışlardır.
Sabahın erken saatlerinden itibaren onca zahmete katlanarak dün akşamki büyük fotoğrafta yerlerini alan, bedava maça değil Fenerbahçe'nin onurlu mücadelesine destek vermeye koşan bütün kadınlarımıza ve çocuklarına şükranlarımı sunuyorum.
Hepinize helal olsun!
http://twitter.com/hhosca
Dün akşam her ne kadar yapılan uygulamanın bir saygısızlık, hakların gasbı olduğunu düşünsem de tribünler, stat dışı harikaydı.
Bu görüntüleri de ancak Fenerbahçe taraftarı verebilirdi.
Dönüşte bindiğim minibüse 70'inin üzerinde olduğunu tahmin ettiğim bir teyze yanındaki genç bir hanımla birlikte gelip arkamdaki koltuğa oturdular. Henüz oturur oturmaz sanırım formamdan ötürü maçtan döndüğümü anlayıp paylaşmak istemiş olacak ki; kendince yaptığı naif, saf ve temiz değerlendirmeleri duymanızı isterdim. Galip gelemediğimiz için duyduğu üzüntüyü, sanki elinden bi'şey gelmemiş gibi anlatışı insanı dağıtan cinstendi.
Bir an arkama dönüp "anacığım sen üzme tatlı canını, sizin o stada gelmeniz, bu zahmete girmeniz, Fenerbahçe'mizin yanında olmanız yeter. Fenerbahçe maçı kazanamadı ama çok önemli başka şeyler kazandı. Bu bile galibiyetten çok daha değerlidir, verin elinizi öpeyim" demek geldi. Yanlış anlaşılmasın, ayıp olmasın, rahatsızlık vermeyeyim diye hiç sesimi çıkartmadan, tepki vermeden oturdum.
Böyle daha onlarcası, yüzlercesi, binlercesi dün akşam içeri girebilenler Fenerbahçe Şükrü Saracoğlu Stadı tribünlerinde, giremeyenler de stat dışındaydı. Sadece bu nedenle bile dünkü uygulama tarihe önemli bir not düşmüştür.
Fenerbahçe taraftarı kadınıyla çocuğuyla, genciyle yaşlısıyla dün akşam gizli kalan bir ayrıntıyı şu yüzüne çıkartmıştır. Kurtuluş savaşında cephe gerisinde cansiperane şekilde mücadeleye katılan, destek veren kadınlarımız; bu kez Fenerbahçe'nin kurtuluş mücadelesinde kendilerini göstererek o ruhu tamamlamışlardır.
Sabahın erken saatlerinden itibaren onca zahmete katlanarak dün akşamki büyük fotoğrafta yerlerini alan, bedava maça değil Fenerbahçe'nin onurlu mücadelesine destek vermeye koşan bütün kadınlarımıza ve çocuklarına şükranlarımı sunuyorum.
Hepinize helal olsun!
http://twitter.com/hhosca
13 Eylül 2011 Salı
YÜKSEK İRADEMİZE KET VURMAYIN!
Toplumu aptal yerine koyarak kandıran ve bu sayede sömüreceğini zannedenlerin 2011-2012 sezonu; uğradığı büyük saldırı ve kuşatma karşısında sadece onur ve kurtuluş mücadelesi sayan bizler için 2010-2011 sezonunun ikinci yarısının devamı niteliğindeki 19. hafta, Orduspor’la oynadığımız maçla başlamıştır.
Tribünler boş olsa da stat dışındaki taraftarlarımızın varlığı ve tezahüratlarla verdikleri destek sahadaki futbolcularımıza olumlu yansıdı. Bunu verdikleri demeçlerle öğrendik. Henüz son bıraktığımız performanslarında gözükmeseler de yaşadıkları bunca haksızlık sonrası galibiyetle başlamaları önemliydi.
Taraftarlar olarak asla düşük performans ve formsuzlukları hakkında eleştiride bulunma lüksüne sahip olmayacağız. Atılan gol sonrası yapılan jestle sergilenen fotoğraf bizim için galibiyetten değerliydi. Bu bilinci korudukları sürece, performanslarının da artarak tüm rakiplerini dize getirmeye yeteceğini düşünüyorum.
19. haftanın ilk devre mücadelesini zaferle kapatan oyuncularımızı ve başta KOCAMAN yürekli Aykut Hocamız olmak üzere, teknik ekibi ve çalışanları kutluyorum.
***
Maçın seyircisiz oynanmasının haksızlığı, cezayı verenlerin hukuksuzluk yaptığı ve bu cezaların geçersiz olduğu üzerine iddialar dolaşıyor. PFDK bünyesinde yer alan hukukçulardan karara imza atanların arasında Fenerbahçe üyesi isimler var. Eski yönetmeliğe göre –ki Ağustos 2011 tarihinde değiştirilen yeni madde ile bu çarpıklık kendilerince düzeltilmiş, ama ceza bundan önce (27.07.2011) verildiği için sakatlık giderilemiyor- bir kulüple ilgili yürütülen cezai soruşturmanın kararına o kulüple bağlantısı olan hukukçular imza atamıyor.
Dün akşamki maçın bu anlamda seyircili oynanması gerekirken ne yazık ki Fenerbahçe taraftarı stada alınmadı. PFDK tarafından verilen cezanın izah etmeye çalıştığım nedenle geçersiz olması durumu ve buna rağmen maçın seyircisiz oynanması sanırım bir tazminat ve bir sonraki maçın da (Manisaspor) seyircili oynanmasını gerektirecek. Kulübümüzün bu konudaki tavrı ve izleyeceği yol bizler için geçerli olacaksa da yasal tüm haklarımızın korunması dileğimdir. TFF nezdinde uğratıldığımız en küçük zararın dahi tazminini talep ediyor ve takipçisi olacağımı beyan ediyorum.
***
Maç sonrası istifasından geri döndürülen başkanvekilimiz Nihat Özdemir’in açıklamaları taraftarlarımızı kızdırdı. Seyircisiz oynamanın zorluğu ve yarattığı üzüntüye vurgu yaparak bundan sonra aynı duruma düşmemek için taraftarlarımızın dikkatli ve sakin olması gerektiğini bence de haklı olarak ifade ederken… Yayıncı kuruluşa destekle ilgili sözleri infiale sürükler nitelikteydi.
Taraftarlarımız kızmakta haklı olsa da bu açıklamaların bir zorunluluk, önümüzdeki sürece yönelik bir politika olduğu algısındayım. Kulüp televizyonumuzun LigTV reklamları da Nihat Özdemir’in açıklamaları da içinde bulunmak zorunda olduğumuz Süper(!) Lig ortamında normal sonuçlar olarak kabul edilmelidir.
Kulüp yöneticilerimize ve yaşadığımız zorlukları aşmak için verdikleri mücadeleye biz taraftarlar olarak sonsuz destek veriyor ve saygı duyarak iştirak ediyoruz. Her biri saygın ve önemli isimler olan yöneticilerimizin kulübümüzün çıkarlarını gözeterek bazı kararlar alıp, kamuoyuna karşı isteyerek veya istemeyerek bazı açıklamalar yaptıkları da bir gerçektir. Bunları hoş görmek ve tepkili olmak yerine “mutlaka geçerli bir açıklaması vardır” düşüncesiyle olağan bulmak bizim elimizdedir.
Fakat spor kamuoyunun ve bizi sanki direkt kulüple bağlantılıymış gibi görenlerin bilmesi gereken önemli bir detay var. Fenerbahçe taraftarı yöneticilerine şartsız desteğini verirken ve kararlarına saygı duyarken; benimsemediği haller üzerine kendi dinamiklerini devreye sokmak ve aldığı kararları izlemekte hiçbir sakınca görmeyecek özgür bir iradeye sahiptir.
Yıllardır ülke sporunun bekası için kulübüyle birlikte onurlu bir mücadele sergileyen bu taraftar; aleyhine tutum sergileyen her kim(ler) olursa olsun, hak ettiği neyse vermesini bilir. Bu anlamda; Fenerbahçe ile ilgili hiçbir yayınında ilkeli olamayan, adil davranamayan, kendisine yapılan haksızlıkları yok sayıp/görmezden gelip, aleyhine her türlü gelişmeyi defalarca ve yanlı olarak insanların gözüne sokan bir kuruluşun, çoktan beri hak ettiği ile yüzleşmesini sağlaması engellenemez.
Son yaşananlar neticesinde kendisinin de zor duruma düşmesi nedeniyle artık eski kötü alışkanlıklarını mecburen(!) terk etti diye de yapılanların unutulacağını kimse zannetmemelidir. İşte bu bilinenler, Fenerbahçe taraftarının sahte ve samimiyetsiz yaklaşımlara prim vermesini engelleyecektir.
Kulübümüzün sorumlulukları gereği yapmak zorunda kaldığı açıklamaya elbette saygı duyacağız. Her ne kadar şaşkınlıkla karşılasak da bunun bir mecburiyetten olduğunu bilerek, başlangıçta tepkili olsak da değerli insanları harcamayacağız.
Ama kimse Fenerbahçe taraftarının başka hiçbir kulüpte olmayan kendine has reflekslerini ve hareket kabiliyetini etkileyebileceğini düşünme gafletinde olmayacak! Maddi tüm imkânlarını seferber ederek kulübünün yaşadığı zorluklardan kurtulmasına çaba gösteren insanların; kime, nasıl ve ne şekilde tavır alacağını etkilemeye çalışmayacak!
Fenerbahçe taraftarı özgür iradesi ile kulübünün ve yöneticilerinin her zaman yanındadır. Görevlerinin başında olan değerli yöneticilerimizin taşıdıkları sorumlulukları biliyor ve bu yöndeki çalışmalarını takdir ediyoruz. Onlar kendi sorumluluklarını yerine getirmeye devam ederken, biz taraftarlar da üzerimize düşeni akıl yoluyla, mantık çerçevesinde ve Fenerbahçe’mize zarar vermeden; ama kesinlikle yüksek irademizden tavizsiz olarak sürdüreceğiz.
http://twitter.com/hhosca
Toplumu aptal yerine koyarak kandıran ve bu sayede sömüreceğini zannedenlerin 2011-2012 sezonu; uğradığı büyük saldırı ve kuşatma karşısında sadece onur ve kurtuluş mücadelesi sayan bizler için 2010-2011 sezonunun ikinci yarısının devamı niteliğindeki 19. hafta, Orduspor’la oynadığımız maçla başlamıştır.
Tribünler boş olsa da stat dışındaki taraftarlarımızın varlığı ve tezahüratlarla verdikleri destek sahadaki futbolcularımıza olumlu yansıdı. Bunu verdikleri demeçlerle öğrendik. Henüz son bıraktığımız performanslarında gözükmeseler de yaşadıkları bunca haksızlık sonrası galibiyetle başlamaları önemliydi.
Taraftarlar olarak asla düşük performans ve formsuzlukları hakkında eleştiride bulunma lüksüne sahip olmayacağız. Atılan gol sonrası yapılan jestle sergilenen fotoğraf bizim için galibiyetten değerliydi. Bu bilinci korudukları sürece, performanslarının da artarak tüm rakiplerini dize getirmeye yeteceğini düşünüyorum.
19. haftanın ilk devre mücadelesini zaferle kapatan oyuncularımızı ve başta KOCAMAN yürekli Aykut Hocamız olmak üzere, teknik ekibi ve çalışanları kutluyorum.
***
Maçın seyircisiz oynanmasının haksızlığı, cezayı verenlerin hukuksuzluk yaptığı ve bu cezaların geçersiz olduğu üzerine iddialar dolaşıyor. PFDK bünyesinde yer alan hukukçulardan karara imza atanların arasında Fenerbahçe üyesi isimler var. Eski yönetmeliğe göre –ki Ağustos 2011 tarihinde değiştirilen yeni madde ile bu çarpıklık kendilerince düzeltilmiş, ama ceza bundan önce (27.07.2011) verildiği için sakatlık giderilemiyor- bir kulüple ilgili yürütülen cezai soruşturmanın kararına o kulüple bağlantısı olan hukukçular imza atamıyor.
Dün akşamki maçın bu anlamda seyircili oynanması gerekirken ne yazık ki Fenerbahçe taraftarı stada alınmadı. PFDK tarafından verilen cezanın izah etmeye çalıştığım nedenle geçersiz olması durumu ve buna rağmen maçın seyircisiz oynanması sanırım bir tazminat ve bir sonraki maçın da (Manisaspor) seyircili oynanmasını gerektirecek. Kulübümüzün bu konudaki tavrı ve izleyeceği yol bizler için geçerli olacaksa da yasal tüm haklarımızın korunması dileğimdir. TFF nezdinde uğratıldığımız en küçük zararın dahi tazminini talep ediyor ve takipçisi olacağımı beyan ediyorum.
***
Maç sonrası istifasından geri döndürülen başkanvekilimiz Nihat Özdemir’in açıklamaları taraftarlarımızı kızdırdı. Seyircisiz oynamanın zorluğu ve yarattığı üzüntüye vurgu yaparak bundan sonra aynı duruma düşmemek için taraftarlarımızın dikkatli ve sakin olması gerektiğini bence de haklı olarak ifade ederken… Yayıncı kuruluşa destekle ilgili sözleri infiale sürükler nitelikteydi.
Taraftarlarımız kızmakta haklı olsa da bu açıklamaların bir zorunluluk, önümüzdeki sürece yönelik bir politika olduğu algısındayım. Kulüp televizyonumuzun LigTV reklamları da Nihat Özdemir’in açıklamaları da içinde bulunmak zorunda olduğumuz Süper(!) Lig ortamında normal sonuçlar olarak kabul edilmelidir.
Kulüp yöneticilerimize ve yaşadığımız zorlukları aşmak için verdikleri mücadeleye biz taraftarlar olarak sonsuz destek veriyor ve saygı duyarak iştirak ediyoruz. Her biri saygın ve önemli isimler olan yöneticilerimizin kulübümüzün çıkarlarını gözeterek bazı kararlar alıp, kamuoyuna karşı isteyerek veya istemeyerek bazı açıklamalar yaptıkları da bir gerçektir. Bunları hoş görmek ve tepkili olmak yerine “mutlaka geçerli bir açıklaması vardır” düşüncesiyle olağan bulmak bizim elimizdedir.
Fakat spor kamuoyunun ve bizi sanki direkt kulüple bağlantılıymış gibi görenlerin bilmesi gereken önemli bir detay var. Fenerbahçe taraftarı yöneticilerine şartsız desteğini verirken ve kararlarına saygı duyarken; benimsemediği haller üzerine kendi dinamiklerini devreye sokmak ve aldığı kararları izlemekte hiçbir sakınca görmeyecek özgür bir iradeye sahiptir.
Yıllardır ülke sporunun bekası için kulübüyle birlikte onurlu bir mücadele sergileyen bu taraftar; aleyhine tutum sergileyen her kim(ler) olursa olsun, hak ettiği neyse vermesini bilir. Bu anlamda; Fenerbahçe ile ilgili hiçbir yayınında ilkeli olamayan, adil davranamayan, kendisine yapılan haksızlıkları yok sayıp/görmezden gelip, aleyhine her türlü gelişmeyi defalarca ve yanlı olarak insanların gözüne sokan bir kuruluşun, çoktan beri hak ettiği ile yüzleşmesini sağlaması engellenemez.
Son yaşananlar neticesinde kendisinin de zor duruma düşmesi nedeniyle artık eski kötü alışkanlıklarını mecburen(!) terk etti diye de yapılanların unutulacağını kimse zannetmemelidir. İşte bu bilinenler, Fenerbahçe taraftarının sahte ve samimiyetsiz yaklaşımlara prim vermesini engelleyecektir.
Kulübümüzün sorumlulukları gereği yapmak zorunda kaldığı açıklamaya elbette saygı duyacağız. Her ne kadar şaşkınlıkla karşılasak da bunun bir mecburiyetten olduğunu bilerek, başlangıçta tepkili olsak da değerli insanları harcamayacağız.
Ama kimse Fenerbahçe taraftarının başka hiçbir kulüpte olmayan kendine has reflekslerini ve hareket kabiliyetini etkileyebileceğini düşünme gafletinde olmayacak! Maddi tüm imkânlarını seferber ederek kulübünün yaşadığı zorluklardan kurtulmasına çaba gösteren insanların; kime, nasıl ve ne şekilde tavır alacağını etkilemeye çalışmayacak!
Fenerbahçe taraftarı özgür iradesi ile kulübünün ve yöneticilerinin her zaman yanındadır. Görevlerinin başında olan değerli yöneticilerimizin taşıdıkları sorumlulukları biliyor ve bu yöndeki çalışmalarını takdir ediyoruz. Onlar kendi sorumluluklarını yerine getirmeye devam ederken, biz taraftarlar da üzerimize düşeni akıl yoluyla, mantık çerçevesinde ve Fenerbahçe’mize zarar vermeden; ama kesinlikle yüksek irademizden tavizsiz olarak sürdüreceğiz.
http://twitter.com/hhosca
10 Eylül 2011 Cumartesi
VICIK VICIK SAMİMİYETSİZLİK!
Merhaba, neresinden tutsan tel tel dökülen süper(!) ligimiz!
Türkiye Süper(!) Ligi topu oyuna sokuyor. Ama hiçbir heyecan ve coşku duygusu olmadan.
Bir yanda aylardır yürütülen temizlik(!) operasyonu ile allak bullak edilmiş bir takım (özellikle takımlar değil, takım); sahada akıttıkları alınterinin en büyük ödülünden, Şampiyonlar Ligi'nden yoksun bırakılmış ve suçlu bulunmuş. Lakin, ulusal ligde yer almaya devam ettirilerek suçsuz kabul edilmiş... Ve bu karmaşık, bir o kadar da saçma durum içinde sadece, ama sadece geçtiğimiz sezonun gerçek neticesi için mücadele vermek üzere çalacak ilk düdüğü beklemekte...
Öte yanda; kaybedecekleri paranın muhasebesi ile sahte bir sahiplenişe yeltenerek, Fenerbahçe'siz lig olmayacağı görüşünde birleşen, değerli ve büyük kulübün varlığının korunması gerektiği samimiyetsizliğini gösteren takımların hali pürmelali...
Bir de ısrarla Fenerbahçe'nin akıbetinin neticelendirilmesini isteyen, bekleyen; yasaların, yönetmeliklerin, kararnamelerin hükmettiği neyse yapılsın diyen ezeli ve ebedi rakip Galatasaray... Gereği neyse yapılsın diretmesiyle dik(!) durduğunu savunan bu güzide(!) kulübün aslında sadece fırsatçılık peşinde koştuğunu; tarih boyunca ezildiği rakibinin düştüğü zor durumu değerlendirmek için çabaladığını ve bu sayede açılmak üzere olan aranın kapanması veya hiç değilse eşitlenmesi için şansını kullanmaktan çekinmeyeceğini anlamak çok zor olmamalı.
***
14 Nisan 2011 tarihinde yürürlüğe giren Sporda Şiddet ve Düzensizliği Önleme Yasası'na yaslanarak kalkışıldığı öne sürülen temizlik operasyonu -ki sabahın 07.00'sinde, aynı zamanlama ile ligde yer almış 18 kulübün başkanı, yönetimi ve tesislerine de aynı anda başlatılmamış bir operasyon için ne kadar temizlik operasyonu denebilirse?- bugüne kadar yaşanan her detayı ile dökülürken; TFF bu operasyonda zanlı kabul edilenler hakkında lig bittikten sonra bir karara varacağını açıkladı. Veya varılacak kararın oynanacak ligi etkilemeyeceğini(!) ifade etti.
Tamamıyla, başta yayıncı kuruluş olmak üzere, maddi kaygılar içindeki takımların bütününü korumak ve para kaynağı olan sponsorların kaçırılmaması için (play-off sistemi garabeti ile birlikte) alınan bu kararların gerçeğini, Türk Futbolunun selameti veya sözde temiz futbol adına tercih edildiği yalanı ile nasıl gizleyebilirsiniz?
***
Henüz iddianamesi bile hazırlanmadığı için tüm detaylarına hakim olunmayan, bu nedenle şüpheli konumundaki isimler hakkında disiplin soruşturması başlatılamayıp, savunmaları da alınarak bir karar aşamasına gelinmeyen bu abuk süreçte, ülkesinin kulüplerinin haklarını korumakla da yükümlü olan TFF; bünyesindeki alçak karakterlilerin etkisi, çabaları ve ihaneti ile uyduruk iddiaları tek taraflı yorumlar ve önyargılarla besleyerek, UEFA nezdinde de haksız ve yargısız infaza mahkum ettirdikleri Fenerbahçe'yi, kendilerinin zannettikleri süper(!) liglerinden düşürecek cesarete ve dirayete sahip olamadılar.
Ligimizin güzide ama fırsatçı bir kulübünün medarı iftiharı eski sporcusu, son dönemlerin yönetimler, başkanlar değişse bile kendisi değişmez ismi Lütfi Arıboğan kanser mikrobu; Türk Futbolu için tehlikenin en büyüğüdür.
Yaşanan sürecin TFF kanadını gözlerinizin önüne getirdiğinizde kritik görüşme ve konumlarda hep baş rolü üstlendiğini, hazırlanan tüm metin ve taslaklarda bizzat imzası olduğunu anlayabilir, farkedebilirsiniz.
UEFA ile irtibatta bulunan, bilgi paylaşımını bizzat yürüten, dolaylı yoldan (oluşturulmuş bir özel ekip eşliğinde hazırlanan ve katkıda bulunduğu) ihbarlara malzeme sağlayan ve kendilerine sunulan cüretle iç yapımıza müdahale ettirilmek üzere gelen müfettişe her anında eşlik eden basketboldan gelme şahıs, bu anlamda asla hafife alınmamalıdır.
***
Fenerbahçeliler olarak yıllardır verdiğimiz temiz spor mücadelesinde zanlı durumuna düşürülmemiz yetmiyormuş gibi, bir de ülke sporunun/futbolunun dinamiklerini oluşturanların sahte yakınlığının vıcık vıcık samimiyetsizliği mide bulandırıyor.
Kulüpleri, Federasyonu, medyası, emniyeti, savcısı ve asla unutmayacağımız siyaseti; tüm samimiyetsizliği ve riyakarlığı ile yeni sezonun açılışında tribünlerdeki yerlerini alıyorlar.
Biz Fenerbahçeliler etimizden sütümüzden faydalanmak isteyen tüm fırsatçıların karşısında olmaya devam edeceğiz.
2011-2012 sezonu bizim için yeni başlayan bir sezon olmayacak. Sadece, 2010-2011 sezonunun 19. haftası (18. hafta; şampiyonluğumuzu ilan etmemize rağmen 3 Temmuz'dan beri yaşadığımız süreçtir) varsayarak, hakedip kazandığımızı tekrar ve kanırta kanırta elde edeceğimiz bir son hafta mücadelesi kabul edeceğiz.
Oynanan her maç, kurtuluş mücadelesinin bir devresi niteliği taşıyacak. Futbola asla ihanet etmeden, onurlu ve ahlaklı oyundan asla taviz vermeden...
http://twitter.com/hhosca
Merhaba, neresinden tutsan tel tel dökülen süper(!) ligimiz!
Türkiye Süper(!) Ligi topu oyuna sokuyor. Ama hiçbir heyecan ve coşku duygusu olmadan.
Bir yanda aylardır yürütülen temizlik(!) operasyonu ile allak bullak edilmiş bir takım (özellikle takımlar değil, takım); sahada akıttıkları alınterinin en büyük ödülünden, Şampiyonlar Ligi'nden yoksun bırakılmış ve suçlu bulunmuş. Lakin, ulusal ligde yer almaya devam ettirilerek suçsuz kabul edilmiş... Ve bu karmaşık, bir o kadar da saçma durum içinde sadece, ama sadece geçtiğimiz sezonun gerçek neticesi için mücadele vermek üzere çalacak ilk düdüğü beklemekte...
Öte yanda; kaybedecekleri paranın muhasebesi ile sahte bir sahiplenişe yeltenerek, Fenerbahçe'siz lig olmayacağı görüşünde birleşen, değerli ve büyük kulübün varlığının korunması gerektiği samimiyetsizliğini gösteren takımların hali pürmelali...
Bir de ısrarla Fenerbahçe'nin akıbetinin neticelendirilmesini isteyen, bekleyen; yasaların, yönetmeliklerin, kararnamelerin hükmettiği neyse yapılsın diyen ezeli ve ebedi rakip Galatasaray... Gereği neyse yapılsın diretmesiyle dik(!) durduğunu savunan bu güzide(!) kulübün aslında sadece fırsatçılık peşinde koştuğunu; tarih boyunca ezildiği rakibinin düştüğü zor durumu değerlendirmek için çabaladığını ve bu sayede açılmak üzere olan aranın kapanması veya hiç değilse eşitlenmesi için şansını kullanmaktan çekinmeyeceğini anlamak çok zor olmamalı.
***
14 Nisan 2011 tarihinde yürürlüğe giren Sporda Şiddet ve Düzensizliği Önleme Yasası'na yaslanarak kalkışıldığı öne sürülen temizlik operasyonu -ki sabahın 07.00'sinde, aynı zamanlama ile ligde yer almış 18 kulübün başkanı, yönetimi ve tesislerine de aynı anda başlatılmamış bir operasyon için ne kadar temizlik operasyonu denebilirse?- bugüne kadar yaşanan her detayı ile dökülürken; TFF bu operasyonda zanlı kabul edilenler hakkında lig bittikten sonra bir karara varacağını açıkladı. Veya varılacak kararın oynanacak ligi etkilemeyeceğini(!) ifade etti.
Tamamıyla, başta yayıncı kuruluş olmak üzere, maddi kaygılar içindeki takımların bütününü korumak ve para kaynağı olan sponsorların kaçırılmaması için (play-off sistemi garabeti ile birlikte) alınan bu kararların gerçeğini, Türk Futbolunun selameti veya sözde temiz futbol adına tercih edildiği yalanı ile nasıl gizleyebilirsiniz?
***
Henüz iddianamesi bile hazırlanmadığı için tüm detaylarına hakim olunmayan, bu nedenle şüpheli konumundaki isimler hakkında disiplin soruşturması başlatılamayıp, savunmaları da alınarak bir karar aşamasına gelinmeyen bu abuk süreçte, ülkesinin kulüplerinin haklarını korumakla da yükümlü olan TFF; bünyesindeki alçak karakterlilerin etkisi, çabaları ve ihaneti ile uyduruk iddiaları tek taraflı yorumlar ve önyargılarla besleyerek, UEFA nezdinde de haksız ve yargısız infaza mahkum ettirdikleri Fenerbahçe'yi, kendilerinin zannettikleri süper(!) liglerinden düşürecek cesarete ve dirayete sahip olamadılar.
Ligimizin güzide ama fırsatçı bir kulübünün medarı iftiharı eski sporcusu, son dönemlerin yönetimler, başkanlar değişse bile kendisi değişmez ismi Lütfi Arıboğan kanser mikrobu; Türk Futbolu için tehlikenin en büyüğüdür.
Yaşanan sürecin TFF kanadını gözlerinizin önüne getirdiğinizde kritik görüşme ve konumlarda hep baş rolü üstlendiğini, hazırlanan tüm metin ve taslaklarda bizzat imzası olduğunu anlayabilir, farkedebilirsiniz.
UEFA ile irtibatta bulunan, bilgi paylaşımını bizzat yürüten, dolaylı yoldan (oluşturulmuş bir özel ekip eşliğinde hazırlanan ve katkıda bulunduğu) ihbarlara malzeme sağlayan ve kendilerine sunulan cüretle iç yapımıza müdahale ettirilmek üzere gelen müfettişe her anında eşlik eden basketboldan gelme şahıs, bu anlamda asla hafife alınmamalıdır.
***
Fenerbahçeliler olarak yıllardır verdiğimiz temiz spor mücadelesinde zanlı durumuna düşürülmemiz yetmiyormuş gibi, bir de ülke sporunun/futbolunun dinamiklerini oluşturanların sahte yakınlığının vıcık vıcık samimiyetsizliği mide bulandırıyor.
Kulüpleri, Federasyonu, medyası, emniyeti, savcısı ve asla unutmayacağımız siyaseti; tüm samimiyetsizliği ve riyakarlığı ile yeni sezonun açılışında tribünlerdeki yerlerini alıyorlar.
Biz Fenerbahçeliler etimizden sütümüzden faydalanmak isteyen tüm fırsatçıların karşısında olmaya devam edeceğiz.
2011-2012 sezonu bizim için yeni başlayan bir sezon olmayacak. Sadece, 2010-2011 sezonunun 19. haftası (18. hafta; şampiyonluğumuzu ilan etmemize rağmen 3 Temmuz'dan beri yaşadığımız süreçtir) varsayarak, hakedip kazandığımızı tekrar ve kanırta kanırta elde edeceğimiz bir son hafta mücadelesi kabul edeceğiz.
Oynanan her maç, kurtuluş mücadelesinin bir devresi niteliği taşıyacak. Futbola asla ihanet etmeden, onurlu ve ahlaklı oyundan asla taviz vermeden...
http://twitter.com/hhosca
KİMİN ELİ KİMİN CEBİNDE?
Birçok çarpıklıkla şişmiş, artık yolda kalma safhasındaki sporumuzun önemli yaralarından birine parmak basmak ve tedavi edilmesini talep etmek lazım.
Ülkemiz sporuna hizmet eden kulüplerde, bu kulüplerin delegeleri olarak yerleşilen özerk kurumlarda ve sporumuz için hizmet veren çeşitli kademelerde görev alan başkan ve yöneticilerin taşıdıkları kimliklerinin beraberinde bir de ait oldukları, üyelikleri bulunan kimlikleri var.
Herhangi bir kulübün başkanı ve/veya yöneticisi aynı zamanda başka bir kulübün divan/kongre üyesi sıfatını da taşıyabiliyor. Ve bu kimliğini en azından askıya alma gereği dahi duymadan sportif bir mücadelenin yapıldığı sistemin içine girebiliyor.
Yine topluma kamusal hizmet vermekle yükümlü kurumların başkanı veya yöneticisi olan, mesela bir belediye başkanı; hem kulüplerde başkanlık ve yöneticilik yapabilirken hem de başka bir kulübün divan/kongre üyesi sıfatlarıyla mevcudiyetini muhafaza edebiliyor.
Bu nasıl bir sportif ahlaktır? Bu durumdaki insanların içinde bulunduğu, rekabet ettiği sporun etik değerleri ne derece sağlam ve güvenilir kabul edilebilir? Bunca çarpık yapılaşmanın barındığı bir spor kültüründe temizlik önce buralardan başlatılmamalı mıdır?
Benim anladığım spor ahlakında; bir kulüpte görev alan kişi, varsa başka bir kulüpteki aidiyetini ya sonlandırmalı ya da görev süresince askıya aldırmalıdır. Kesinlikle organik veya inorganik hiçbir bağı kalmamalıdır.
Federasyon başkanlığı gibi her kulübü kucaklayan bir mevkie oturan kişinin artık taşıdığı kimliği yalınlaştırması, bağımsızlaştırması ve görevi boyunca makamına zarar verecek olumlu veya olumsuz yakıştırmalardan uzaklaşması sorumluluklarının getirisidir.
Kamu hizmeti veren ve devlet kademesinde görev alan isimlerin, profesyonel anlamda yarışmacı kulüpler oluşturarak, toplumun her kesimine eşit mesafede ve eşit hizmet anlayışına ters bir konumda yer almaması adına; artık onursal başkanlık kılıfına uydurulan görevlerde bulunmaması beklenir. Asli görevine taban tabana zıt bir durumu, konumunun her türlü avantajını ve imkânını hortumlar görüntü vererek kullananların, spora hizmetten ziyade zarar verdiklerini görmeleri doğru olandır.
Kamu görevlisi konumundakilerin sorumlu oldukları mecraya hizmet taşımaktan, halkın sorunları ile uğraşmaktan ve çözüm bulmaktan, gençlerine altyapı kademesinde ve bağımsız olarak spor yapma imkânları sağlamaktan; en fazla ülke sporuna genç dimağlar yetiştirmekten öteye giden işlere girmemeleri gerekir.
Rekabetin doruklara çıktığı ve en küçük olumsuzluğun bile büyük infialler oluşturduğu anlarda, bahis konusu insanların kulüp üyeliklerinin gözden geçirilmesi, ihraç edilmeleri talepleri durumunun, “beni kollamıyorsa kulüple ilişiği de kesilmeli” anlayışının, ülke sporumuzdaki yaranın oluşturduğu sakatlığı nasıl da ortaya koyduğunu göremiyor muyuz?
Kamuoyunun ve sporumuzu idare eden, yön veren, denetleyen dinamiklerin dikkatini çekmek istediğim bu önemli konu hakkında zaman zaman gündem oluşturulsa da; geçici ve göz boyamaktan öteye geçmeyen sonuçsuz çabalar dışında kimse gerçek anlamda bir çözüm arayışında ve niyetinde olmadı.
Sportif rekabetin ruhuna aykırı olan bu çarpık yapılaşmanın giderilmesi, mevcut temizlik(!) sürecinde en başta ele alınması ve spor ahlakına uygun hale getirilmesi için bakalım kim(ler), ne zaman ve nasıl adım atacak?
http://twitter.com/hhosca
Birçok çarpıklıkla şişmiş, artık yolda kalma safhasındaki sporumuzun önemli yaralarından birine parmak basmak ve tedavi edilmesini talep etmek lazım.
Ülkemiz sporuna hizmet eden kulüplerde, bu kulüplerin delegeleri olarak yerleşilen özerk kurumlarda ve sporumuz için hizmet veren çeşitli kademelerde görev alan başkan ve yöneticilerin taşıdıkları kimliklerinin beraberinde bir de ait oldukları, üyelikleri bulunan kimlikleri var.
Herhangi bir kulübün başkanı ve/veya yöneticisi aynı zamanda başka bir kulübün divan/kongre üyesi sıfatını da taşıyabiliyor. Ve bu kimliğini en azından askıya alma gereği dahi duymadan sportif bir mücadelenin yapıldığı sistemin içine girebiliyor.
Yine topluma kamusal hizmet vermekle yükümlü kurumların başkanı veya yöneticisi olan, mesela bir belediye başkanı; hem kulüplerde başkanlık ve yöneticilik yapabilirken hem de başka bir kulübün divan/kongre üyesi sıfatlarıyla mevcudiyetini muhafaza edebiliyor.
Bu nasıl bir sportif ahlaktır? Bu durumdaki insanların içinde bulunduğu, rekabet ettiği sporun etik değerleri ne derece sağlam ve güvenilir kabul edilebilir? Bunca çarpık yapılaşmanın barındığı bir spor kültüründe temizlik önce buralardan başlatılmamalı mıdır?
Benim anladığım spor ahlakında; bir kulüpte görev alan kişi, varsa başka bir kulüpteki aidiyetini ya sonlandırmalı ya da görev süresince askıya aldırmalıdır. Kesinlikle organik veya inorganik hiçbir bağı kalmamalıdır.
Federasyon başkanlığı gibi her kulübü kucaklayan bir mevkie oturan kişinin artık taşıdığı kimliği yalınlaştırması, bağımsızlaştırması ve görevi boyunca makamına zarar verecek olumlu veya olumsuz yakıştırmalardan uzaklaşması sorumluluklarının getirisidir.
Kamu hizmeti veren ve devlet kademesinde görev alan isimlerin, profesyonel anlamda yarışmacı kulüpler oluşturarak, toplumun her kesimine eşit mesafede ve eşit hizmet anlayışına ters bir konumda yer almaması adına; artık onursal başkanlık kılıfına uydurulan görevlerde bulunmaması beklenir. Asli görevine taban tabana zıt bir durumu, konumunun her türlü avantajını ve imkânını hortumlar görüntü vererek kullananların, spora hizmetten ziyade zarar verdiklerini görmeleri doğru olandır.
Kamu görevlisi konumundakilerin sorumlu oldukları mecraya hizmet taşımaktan, halkın sorunları ile uğraşmaktan ve çözüm bulmaktan, gençlerine altyapı kademesinde ve bağımsız olarak spor yapma imkânları sağlamaktan; en fazla ülke sporuna genç dimağlar yetiştirmekten öteye giden işlere girmemeleri gerekir.
Rekabetin doruklara çıktığı ve en küçük olumsuzluğun bile büyük infialler oluşturduğu anlarda, bahis konusu insanların kulüp üyeliklerinin gözden geçirilmesi, ihraç edilmeleri talepleri durumunun, “beni kollamıyorsa kulüple ilişiği de kesilmeli” anlayışının, ülke sporumuzdaki yaranın oluşturduğu sakatlığı nasıl da ortaya koyduğunu göremiyor muyuz?
Kamuoyunun ve sporumuzu idare eden, yön veren, denetleyen dinamiklerin dikkatini çekmek istediğim bu önemli konu hakkında zaman zaman gündem oluşturulsa da; geçici ve göz boyamaktan öteye geçmeyen sonuçsuz çabalar dışında kimse gerçek anlamda bir çözüm arayışında ve niyetinde olmadı.
Sportif rekabetin ruhuna aykırı olan bu çarpık yapılaşmanın giderilmesi, mevcut temizlik(!) sürecinde en başta ele alınması ve spor ahlakına uygun hale getirilmesi için bakalım kim(ler), ne zaman ve nasıl adım atacak?
http://twitter.com/hhosca
30 Ağustos 2011 Salı
RÜZGAR GÜLÜ MÜSÜNÜZ?
Hergün farklı yönlerden esen rüzgarlara göre yön değiştirmekten vaz geçin!..
Bu ülkenin en büyük kulübü‚ tartışmasız en güçlü takımı‚ sonuna kadar alınterleriyle elde edilen son şampiyonluğun sahibi FENERBAHÇE‚ futbolun tüm dinamiklerini elinde bulunduranlarca satılmışken...
Geleceğimize dair bazı tedbirler için ve mutlaka geçerli sebeplerden ötürü Lugano ayrılmış‚ Santos satılmış‚ daha önce Emenike gitmiş‚ yarın başka futbolcuların da ayrılma ihtimali varmış...
Siz bunlara mı takılıyor ve şimşekleri tam da istenildiği‚ planlandığı gibi kendi kulübünüzün‚ yönetiminizin‚ değerlerinizin üzerine çeviriyorsunuz?
Ne kadar kolay; 3 Temmuz´dan beri dik duruşu ile övünen taraftarın eğrilmesini sağlamak?
Veya ne kadar kolay döndürüleceğinizi‚ direncinizi kaybettirebileceğinizi‚ iradenizi yitireceğinizi‚ mücadelede zaafiyet göstereceğinizi bilenlere haklılık mutluluğunu yaşatmak?
Yazıklar olsun; RÜZGAR GÜLÜ olanlara!..
Yazıklar olsun; iki olumsuz gelişmede öfkesini kulübüne yöneltenlere!..
Herşeye rağmen dik duruşunu koruyan‚ desteğin ve sahiplenişin isimlere değil FENERBAHÇE´ye olduğunu dosta düşmana gösterenlere SELAM OLSUN!
http://twitter.com/hhosca
Hergün farklı yönlerden esen rüzgarlara göre yön değiştirmekten vaz geçin!..
Bu ülkenin en büyük kulübü‚ tartışmasız en güçlü takımı‚ sonuna kadar alınterleriyle elde edilen son şampiyonluğun sahibi FENERBAHÇE‚ futbolun tüm dinamiklerini elinde bulunduranlarca satılmışken...
Geleceğimize dair bazı tedbirler için ve mutlaka geçerli sebeplerden ötürü Lugano ayrılmış‚ Santos satılmış‚ daha önce Emenike gitmiş‚ yarın başka futbolcuların da ayrılma ihtimali varmış...
Siz bunlara mı takılıyor ve şimşekleri tam da istenildiği‚ planlandığı gibi kendi kulübünüzün‚ yönetiminizin‚ değerlerinizin üzerine çeviriyorsunuz?
Ne kadar kolay; 3 Temmuz´dan beri dik duruşu ile övünen taraftarın eğrilmesini sağlamak?
Veya ne kadar kolay döndürüleceğinizi‚ direncinizi kaybettirebileceğinizi‚ iradenizi yitireceğinizi‚ mücadelede zaafiyet göstereceğinizi bilenlere haklılık mutluluğunu yaşatmak?
Yazıklar olsun; RÜZGAR GÜLÜ olanlara!..
Yazıklar olsun; iki olumsuz gelişmede öfkesini kulübüne yöneltenlere!..
Herşeye rağmen dik duruşunu koruyan‚ desteğin ve sahiplenişin isimlere değil FENERBAHÇE´ye olduğunu dosta düşmana gösterenlere SELAM OLSUN!
http://twitter.com/hhosca
1 Ağustos 2011 Pazartesi
HIRSIZIN HİÇ Mİ SUÇU YOK?
Önümüzde çok çetrefilli bir süreç var.
Sonuna kadar aklanacağımıza olan inancımı yitirmeyeceğim bu süreçte bizi asıl zorlayacak olan; her türlü yasağa ve aksi halde ceza uygulaması durumuna rağmen, fütursuzca insanlar hakkında kişisel kinlerini kusmaya devam edenlerin, toplumda oluşturdukları önyargı ve kesin hüküm sayesinde yaşanması muhtemel çatışmalar, karşı karşıya gelmeler olacaktır.
Bunun küçük bir örneğini gördüğümüz Kadıköy'deki son hazırlık maçında yaşananlar, belki de daha büyük yangınların masum belirtisiydi. Buna zemin hazırlayanların olayı kınaması ise yüzleştiğimiz trajedinin komik yansıması...
"Ben senin kutsalına en aşağılık yaklaşımla saldırıda bulunabilirim, ama sen beni bundan ötürü suçlayamaz, tepki gösteremez, kovamazsın!" küstahlığı.
Kendi işlerine geldiğinde dört elle sarıldıkları yeni yasaya rağmen, topluma yön veren medyada kötüye gidişin artarak devam etmesi/ettirilmesi, yasanın hazırlığı dönemindeki endişelerimizde ne kadar haklı olduğumuzu gösteriyor.
Dün akşam Levent Kırca'nın "Son İstasyon" adlı sinema filmini izledim TV'de... 30 yıllık meslek hayatında bir gün bile işine geç kalmamış, mesai saatleri boyunca başka hiçbir yan işle meşgul olmayıp, hiçbir kaytarmada bulunmamış ve işini dört dörtlük yaparak sonunda huzurla emekliliğini kazanan birinin, aile hayatındaki tam aksine başarısızlıklarını konu alıyordu.
Aile yaşamındaki özel durum bizim konumuzun dışında... Devlet memuru olarak yaptığı işinde, sicilinde zerre olumsuz durum oluşmaması için işinin gereklerini eksiksiz yerine getiren bir insanın günümüzdeki karşılığını kolaylıkla bulabileceğimizi zannetmiyorum. Varsa da sayılı oldukları aşikârdır.
Normal bir kamu görevinde bile bu titizliğin artık anormal sayıldığı günümüz ortamında, yargı gibi çok hassas bir alanda görev yapanların yeterlilik, ahlâk, işine saygı, bağımsız karar verme, işini kötüye kullanmama gibi özelliklerini kim, nasıl belirliyor ve denetliyor?
İnsanların ve kurumların kaderini tayin eden bu zümrenin güvenirliğini yitirmesinin ne demek olduğunu anlayabilen var mı?
Şiddeti ve düzensizliği önleme adı altında çıkartılan bir yasayı uygulamakla yükümlü olanların hangi kıstas ve yeterlilikleri ile buna vakıf olacaklarını düşünüyoruz?
Yasada açıkça yer alan maddelerde yazdığı halde toplumda şiddeti körükleyen, sürekliliğinde bölünmelere yol açabilecek ithamları oluşturan, infial uyandıran yayınları yapanlar ve yaptıranlar, nasıl olup da bir uyarı dahi almıyorlar?
Hassas dengelerle bilinçli olarak oynayanlar, yumuşak karınları sürekli kaşıyanlar, yangına körükle gidenler kimler tarafından durdurulacak veya yasaca da hak ettikleri cezalara çarptırılacaklar?
Güvenirlikleri artık şüphenin de üstünde yitirilen yargı tarafından mı?
Peki, bu açmazda insanların kendi yargılamalarını yapıp, hak edenlere her şeye rağmen itidalli biçimde tepki vererek hâletiruhiyesini göstermesi neden eleştiriye uğruyor?
Toplumu bu duruma getirenlerin hiç mi suçu yok?
HIRSIZIN HİÇ Mİ SUÇU YOK?!
http://twitter.com/hhosca
Önümüzde çok çetrefilli bir süreç var.
Sonuna kadar aklanacağımıza olan inancımı yitirmeyeceğim bu süreçte bizi asıl zorlayacak olan; her türlü yasağa ve aksi halde ceza uygulaması durumuna rağmen, fütursuzca insanlar hakkında kişisel kinlerini kusmaya devam edenlerin, toplumda oluşturdukları önyargı ve kesin hüküm sayesinde yaşanması muhtemel çatışmalar, karşı karşıya gelmeler olacaktır.
Bunun küçük bir örneğini gördüğümüz Kadıköy'deki son hazırlık maçında yaşananlar, belki de daha büyük yangınların masum belirtisiydi. Buna zemin hazırlayanların olayı kınaması ise yüzleştiğimiz trajedinin komik yansıması...
"Ben senin kutsalına en aşağılık yaklaşımla saldırıda bulunabilirim, ama sen beni bundan ötürü suçlayamaz, tepki gösteremez, kovamazsın!" küstahlığı.
Kendi işlerine geldiğinde dört elle sarıldıkları yeni yasaya rağmen, topluma yön veren medyada kötüye gidişin artarak devam etmesi/ettirilmesi, yasanın hazırlığı dönemindeki endişelerimizde ne kadar haklı olduğumuzu gösteriyor.
Dün akşam Levent Kırca'nın "Son İstasyon" adlı sinema filmini izledim TV'de... 30 yıllık meslek hayatında bir gün bile işine geç kalmamış, mesai saatleri boyunca başka hiçbir yan işle meşgul olmayıp, hiçbir kaytarmada bulunmamış ve işini dört dörtlük yaparak sonunda huzurla emekliliğini kazanan birinin, aile hayatındaki tam aksine başarısızlıklarını konu alıyordu.
Aile yaşamındaki özel durum bizim konumuzun dışında... Devlet memuru olarak yaptığı işinde, sicilinde zerre olumsuz durum oluşmaması için işinin gereklerini eksiksiz yerine getiren bir insanın günümüzdeki karşılığını kolaylıkla bulabileceğimizi zannetmiyorum. Varsa da sayılı oldukları aşikârdır.
Normal bir kamu görevinde bile bu titizliğin artık anormal sayıldığı günümüz ortamında, yargı gibi çok hassas bir alanda görev yapanların yeterlilik, ahlâk, işine saygı, bağımsız karar verme, işini kötüye kullanmama gibi özelliklerini kim, nasıl belirliyor ve denetliyor?
İnsanların ve kurumların kaderini tayin eden bu zümrenin güvenirliğini yitirmesinin ne demek olduğunu anlayabilen var mı?
Şiddeti ve düzensizliği önleme adı altında çıkartılan bir yasayı uygulamakla yükümlü olanların hangi kıstas ve yeterlilikleri ile buna vakıf olacaklarını düşünüyoruz?
Yasada açıkça yer alan maddelerde yazdığı halde toplumda şiddeti körükleyen, sürekliliğinde bölünmelere yol açabilecek ithamları oluşturan, infial uyandıran yayınları yapanlar ve yaptıranlar, nasıl olup da bir uyarı dahi almıyorlar?
Hassas dengelerle bilinçli olarak oynayanlar, yumuşak karınları sürekli kaşıyanlar, yangına körükle gidenler kimler tarafından durdurulacak veya yasaca da hak ettikleri cezalara çarptırılacaklar?
Güvenirlikleri artık şüphenin de üstünde yitirilen yargı tarafından mı?
Peki, bu açmazda insanların kendi yargılamalarını yapıp, hak edenlere her şeye rağmen itidalli biçimde tepki vererek hâletiruhiyesini göstermesi neden eleştiriye uğruyor?
Toplumu bu duruma getirenlerin hiç mi suçu yok?
HIRSIZIN HİÇ Mİ SUÇU YOK?!
http://twitter.com/hhosca
31 Temmuz 2011 Pazar
AKREDİTE OLMAMASI GEREKENLER
Saçmalığın bini bir para... Saçmalayan saçmalayana!
TSYD'den yapılan açıklamaya göre; Fenerbahçe Şükrü Saracoğlu Stadı'nda oynanan son hazırlık maçında taraftarların gösterdiği büyük tepki ile stattan kovulan basın mensupları, oynanacak ilk resmi müsabakaya gitmeme kararı almışlar.
Kim almış bu kararı?..
- Basın özgürlüğü zırhına bürünerek ülkede bölücülüğü, terörü, ahlaksızlığı, hırsızlığı, insan haklarının katlini normalleştirip, haber yapma bahanesi ile kamuoyuna dikte edenler mi?
- Cumhuriyetin kuruluşunda canını feda edenlerin ocağı muzaffer ordumuzun komutanlarına "daha karpuz kesecektik" diyecek kadar aşağılıktan da aşağı olanlar mı?
TSYD önce dansözlük kurslarına gitmekten vaz geçecek!
Sen milyonlarca insanın kutsalı saydığı değerlere saldıracaksın. Gazetecilik dokunulmazlığı ile çamura bulayacak; hem polis hem savcı hem yargıç olup daha ilk günün 5'inci saatinde hükmü vererek kamuoyunda onarılmaz bir yara açacaksın. Ülkenin farklı renklerine gönül vermiş insanlarını kolay tamir edilemeyecek bir bölünmeye meydan vererek düşmanlaştıracaksın. Bütün bu meslek ahlakı ve basın ilkelerine ihanet eden tutumu görmezden gelip, bir uyarı mesajı dahi yayınlamayıp; tepkisini verebileceği en medeni ve şiddetten uzak hali ile göstererek, adeta saldırılara meydan okuyanları kınayacak ve protesto edeceksin!
Fenerbahçe taraftarları sosyal paylaşım ortamlarında bu kararı alanlara Kasımpaşa'yı tarif ederek yol göstermişler. Bunu anlayacak organları çalışmayanlara tekrar anlatabiliriz; hiç üzülmesinler.
***
Fenerbahçe Spor Kulübü'ne bir önerim var.
Stadımızdaki basın tribününe biz taraftarların önerisi ve yoğun isteği ile "İslam Çupi Basın Tribünü" adı verildi. Birçok benzer önerisi ile kulübüne olumlu katkıları olan taraftarına hak veren yöneticilerimiz, yeniden inşa edilen Fenerium Tribünü içinde yer alan basın tribününün açılışını bu isimle yaparak resmileştirmiştir.
Yakından takip etmiş, yazıları ile gerçek spor yazarlığını yudum yudum özümsemiş insanlar iyi bilirler ki; İslam Çupi, gazetecilik mesleğinin ve spor yazarlığının kolay erişilemeyecek değerlerinden biridir. Rahmetli üstadın kaleminin çizgisine yaklaşmış birini tarih henüz not etmemiştir.
Bütün Fenerbahçeliler için yazdığı her yazının ayrı bir anlamı olan ve eskimez güzellikteki manidar sözleri hala yaşatılan bu eşsiz insanın adının verildiği tribün de özel insanlarca kullanılmalıdır. Elini kolunu sallayan o özel insanın adının verildiği tribüne girememelidir.
Ülkemizde TFF tarafından belirlenmiş kriterlere uygun olarak her maç öncesi akreditasyon kaydı yaptırıp kart alarak bu tribüne gelen ve görev yapan basın mensuplarının; bundan sonra ince elenip sık dokunarak, akreditasyon kriterlerinin adeta bir sınavla ve kariyer/sabıka şartları da göz önüne alınarak seçilmesini öneriyorum.
Meslek ahlakına sahip olmayan, basın ilkelerini benimsememiş, bırakın meslek ahlakını insani değerleri zayıf hiçbir gazeteci ve basın mensubu İslam Çupi Basın Tribünü'ne akredite olamamalıdır!
Bu, kişiler nezdinde uygulanacağı gibi basın mensubunun çalıştığı kurum bazında da mutlaka uygulanmalı ve ahlaksızlığa çanak tutan medya kuruluşu da aynı kategoride akredite edilmemelidir.
Biz taraftarlara kalsa; bundan sonra gerçek anlamda gazetecilik yapma erkini kazanana kadar, hiçbir maçımıza basın mensubu asla akredite olmamalıdır. Ancak yasaları ve hukuku göz ardı etmeyeceğimizi de düşünerek, kulübümüzün basın tribününe giriş kriterlerini ağırlaştırıp, haketmeyenin orada görev yapmamasını sağlamasını talep ediyorum.
Önümüzdeki ilk resmi maça gelmeyeceğini açıklayan TSYD ve bünyesine dahil olanlar...
Neden böyle yapıyorsunuz?..
DAHA KARPUZ KESECEKTİK!
http://twitter.com/hhosca
Saçmalığın bini bir para... Saçmalayan saçmalayana!
TSYD'den yapılan açıklamaya göre; Fenerbahçe Şükrü Saracoğlu Stadı'nda oynanan son hazırlık maçında taraftarların gösterdiği büyük tepki ile stattan kovulan basın mensupları, oynanacak ilk resmi müsabakaya gitmeme kararı almışlar.
Kim almış bu kararı?..
- Basın özgürlüğü zırhına bürünerek ülkede bölücülüğü, terörü, ahlaksızlığı, hırsızlığı, insan haklarının katlini normalleştirip, haber yapma bahanesi ile kamuoyuna dikte edenler mi?
- Cumhuriyetin kuruluşunda canını feda edenlerin ocağı muzaffer ordumuzun komutanlarına "daha karpuz kesecektik" diyecek kadar aşağılıktan da aşağı olanlar mı?
TSYD önce dansözlük kurslarına gitmekten vaz geçecek!
Sen milyonlarca insanın kutsalı saydığı değerlere saldıracaksın. Gazetecilik dokunulmazlığı ile çamura bulayacak; hem polis hem savcı hem yargıç olup daha ilk günün 5'inci saatinde hükmü vererek kamuoyunda onarılmaz bir yara açacaksın. Ülkenin farklı renklerine gönül vermiş insanlarını kolay tamir edilemeyecek bir bölünmeye meydan vererek düşmanlaştıracaksın. Bütün bu meslek ahlakı ve basın ilkelerine ihanet eden tutumu görmezden gelip, bir uyarı mesajı dahi yayınlamayıp; tepkisini verebileceği en medeni ve şiddetten uzak hali ile göstererek, adeta saldırılara meydan okuyanları kınayacak ve protesto edeceksin!
Fenerbahçe taraftarları sosyal paylaşım ortamlarında bu kararı alanlara Kasımpaşa'yı tarif ederek yol göstermişler. Bunu anlayacak organları çalışmayanlara tekrar anlatabiliriz; hiç üzülmesinler.
***
Fenerbahçe Spor Kulübü'ne bir önerim var.
Stadımızdaki basın tribününe biz taraftarların önerisi ve yoğun isteği ile "İslam Çupi Basın Tribünü" adı verildi. Birçok benzer önerisi ile kulübüne olumlu katkıları olan taraftarına hak veren yöneticilerimiz, yeniden inşa edilen Fenerium Tribünü içinde yer alan basın tribününün açılışını bu isimle yaparak resmileştirmiştir.
Yakından takip etmiş, yazıları ile gerçek spor yazarlığını yudum yudum özümsemiş insanlar iyi bilirler ki; İslam Çupi, gazetecilik mesleğinin ve spor yazarlığının kolay erişilemeyecek değerlerinden biridir. Rahmetli üstadın kaleminin çizgisine yaklaşmış birini tarih henüz not etmemiştir.
Bütün Fenerbahçeliler için yazdığı her yazının ayrı bir anlamı olan ve eskimez güzellikteki manidar sözleri hala yaşatılan bu eşsiz insanın adının verildiği tribün de özel insanlarca kullanılmalıdır. Elini kolunu sallayan o özel insanın adının verildiği tribüne girememelidir.
Ülkemizde TFF tarafından belirlenmiş kriterlere uygun olarak her maç öncesi akreditasyon kaydı yaptırıp kart alarak bu tribüne gelen ve görev yapan basın mensuplarının; bundan sonra ince elenip sık dokunarak, akreditasyon kriterlerinin adeta bir sınavla ve kariyer/sabıka şartları da göz önüne alınarak seçilmesini öneriyorum.
Meslek ahlakına sahip olmayan, basın ilkelerini benimsememiş, bırakın meslek ahlakını insani değerleri zayıf hiçbir gazeteci ve basın mensubu İslam Çupi Basın Tribünü'ne akredite olamamalıdır!
Bu, kişiler nezdinde uygulanacağı gibi basın mensubunun çalıştığı kurum bazında da mutlaka uygulanmalı ve ahlaksızlığa çanak tutan medya kuruluşu da aynı kategoride akredite edilmemelidir.
Biz taraftarlara kalsa; bundan sonra gerçek anlamda gazetecilik yapma erkini kazanana kadar, hiçbir maçımıza basın mensubu asla akredite olmamalıdır. Ancak yasaları ve hukuku göz ardı etmeyeceğimizi de düşünerek, kulübümüzün basın tribününe giriş kriterlerini ağırlaştırıp, haketmeyenin orada görev yapmamasını sağlamasını talep ediyorum.
Önümüzdeki ilk resmi maça gelmeyeceğini açıklayan TSYD ve bünyesine dahil olanlar...
Neden böyle yapıyorsunuz?..
DAHA KARPUZ KESECEKTİK!
http://twitter.com/hhosca
26 Temmuz 2011 Salı
ERTELENEN LİG Mİ, ADALET Mİ?
Süper(!)
Lig 9 Eylül'e ertelendi. İzmir'in tarihe kayıtlı bu özel gününe denk gelmesi ve
bu tarihin cumhuriyet tarihimizin başlangıcında çok önemli bir yere sahip
olması ilginç bir tesadüf olmalı.
Federasyon
aceleyle veya sindirerek, belgelere dayalı veya kanaatle bir karar verecek
belli ki.
Bu
karar yaşanan süreçte isyanımıza konu olan gelişmeleri ne yazık ki bertaraf
etmeyecek. Ülkemizde yasaların, bunları yürütmekle görevli yargının, emniyet
güçlerimizin, hükümetin, yazılı ve görsel basının içler acısı, insan
haklarından uzaktan yakından ilgisiz halini temize çıkartamayacak.
Federasyon'un
vereceği karar bu düzenin ne kadar içinde olup olmadıklarını göstereceği gibi,
ne kadar süreceği belirsiz adaletin neticeye varması da yapıştırılan
çirkinlikleri gidermeye yetmeyecek.
Ne
yazık ki, suçları hükme bağlanmamış insanlar ve bağlı oldukları camialar -ki
özellikle hedefe konan Fenerbahçe'miz- bu kuşatmadan pirüpak çıksalar bile,
gittikleri her yerde küfür kafir bir tavırla yüzleşecek, hak etmedikleri
aşağılamalara ve saldırılara
uğrayacaklar.
Bütün
bunların sorumluları ise ölü yiyiciliklerine kaldıkları yerden devam edecekler.
Bir
an önce sporun güzelliklerine yönelerek bu puslu havadan kurtulmak yerine
ertelenen ligimizin, tertemiz(!) biçimde başlatılabilmesini gönülden diliyorum.
Sadece
mevcut şüpheli konumundakilerin giyeceği hükümle bunun sağlanacağını zanneden
cehaletin, gün gelip aynı alçaklıklarla yüzleşmesi halinde "bana
dokunmayan yılan bin yaşasın" ve "fırsat bu fırsat, suçsuz da olsa
hazır şüpheliyken düşene bir tekme de ben vurayım" akılsızlığı yüzünden,
kendi pisliğinde boğulmasını da ilahi adaletin tecelli etmesi adına yürekten
temenni ediyorum.
9
Eylül 1922'de topukları kıçlarına vurarak kaçanların akıbetinin, 3 Temmuz
2011'den beri yaşatılanların müsebbiplerince de yaşanması müstahak olacaktır!
Adaletin
çirkinleştirilmesinde rolü olanlar buna er veya geç muhatap kalacaktır!
16 Temmuz 2011 Cumartesi
NE ZANNETTİNİZ?
Ülke olarak siyasi buhranın kapılar ardına taşınmaya çalışıldığı bir dönemde birçok hainlik ve olumsuzlukla cebelleşirken, askerimiz terörün pençesine düşüp katledilirken, vatanımıza kastedildiği yetmiyormuş gibi yavru vatanımız da satışa getirilmek üzereyken, sporumuz öznesinde 14 gündür yaşananlar hepsini geri plana itivermişti.
Şehitlerimizin ailelerinin ve acıyı paylaşma vicdanına sahip vatandaşlarımızın yüreklerine düşen ateş hiçbir teselliyle dindirilecek gibi değil.
Hayatının önemli bir bölümünü taraf olma dürtüsü ile kendisini ait hissettiği kulübünün sevdasına ayıran insanları sanki bu gerçeklerden bihaber, dünyada değil de uzayda yaşıyormuş gibi algılayanlar; toplumumuzun gerçeklerinden uzak mı zannediyorlar?
Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları olarak toplumsal tüm hassasiyetleri barındıran ve tüm gelişmeleri en ince detayına kadar değerlendirme yeterliliğine sahip insanların, kutsalı saydıklarına kalkışılan kuşatmayı öncelikli mesele kabul etmeleri de bu hassasiyetlerden değil midir?
Cumhuriyetimize sahip çıkmanın derdindeki insanların, barındırdıkları farklılıklara rağmen bir araya gelmiş/buluşmuş halinin çatısıdır Fenerbahçe. Türkiye Fenerbahçe, Fenerbahçe Türkiye’dir sözü boşa söylenmiş lakırdı sanılmasın. Bu sözün taşıdığı olumlu veya olumsuz her benzerlik görebilenlerce saptanacak gerçeklerdir.
Her kulübün, bir tarafından içinde yer aldığı öne sürülen, bu nedenle bir üstünlük hikâyesi sayılmaması salık verilen Kurtuluş Mücadelesinde, o yıllardaki rolünün Fenerbahçe penceresinden hepsinden farklı ve önemli olduğunu Fenerbahçeli olmayanlar da bilirler.
Bu ruhu günümüze kadar taşımayı başarmış, dincisi dinsizi, solcusu sağcısı, Türkü Kürdü, esmeri beyazı, yaşlısı genci her Fenerbahçe taraftarı, ortak değerlerde buluşma kudretine erişebilmişlerdir.
Yüzyılı aşkın zamandır spor alanlarındaki haksızlıklara ve adaletsizliklere baş kaldırarak ve yılmadan mücadele ederek varlığını ortaya koymuş bir kulübe gönül verenlerin, toplumun gerçeklerine vakıf olmadığı ve fanatiklik körlüğü ile hayal dünyasında yaşadığı nasıl düşünülebilir?
3 Temmuz 2011 tarihinde patlak veren operasyona ve yansıtılış biçimine karşı duruş da benimsediği varlık nedenlerinin belirtisidir, getirisidir.
Ülkenin içine düştüğü siyasal garabeti geçtik… Çünkü oradaki mücadelenin demokratik yolunda seçmenimizin yarısı tercihini belirtmiştir. Buna saygı duyup kazanılan süreyi nasıl yaşayacağımız ve yaşatılacağımız üzerine beklemekten başka şansımız var mı? Olmayan muhalefetin, hatta bunun ne anlama geldiğini bilmedikleri görüntüsü veren muhalefetin ümitsizliğidir bu kanıyı doğuran.
***
Lakin ülke sporunun başına gelenler ve getirilmek istenenlerle ilgili hepimizin söyleyeceği sözler, yapacağı katkılar olacaktır.
İşte bu aşamada yılların mücadelesi ile elde edilmeye çalışılan değerlerin herkes için eşit oranda kabul edilmesi ve ortak bilince ulaşılması gerekmektedir. Bu uğurda bir temizlikten bahsedilecekse, yeni yasanın arkasına sığınarak torbadan ilk ele gelenin idam sehpasına çıkarılması ile hiçbir sonuca varılamayacağı bilinmelidir. Sonraki göstermelik gözaltı ve tutuklamalar hepsinin eş zamanlı başlatılmaması nedeniyle kabul görür nitelik taşımaz.
Yasa çıkmadan önce de dünyanın her yerinde olduğu gibi şike bu ülkede suçtu. Yasalarımızda bir karşılığı, hükmü olmadığı halde özerk bir yapısı ve kendi özel yasası bulunan Türkiye Futbol Federasyonu, disiplin talimatlarına uygun olarak soruşturma açma ve elde edilecek delillere göre disiplin cezaları verme hakkına sahipti.
Şimdiki furyada da yasanın getirdiği hapis cezası dışında TFF, aynı disiplin talimatları ile bir değerlendirme yapacak ve kesin hükme varacak değil mi zaten?
Aslında yeni yasa sonrası TFF disiplin yönergelerinin yeniden düzenlenmesi ve mevcut ceza yasasına uygun/paralel nitelik kazandırılması gerektiğini de mevcut garabeti yaşayarak öğreniyoruz. Savcının iddianameyi mahkemeye sunması sonrası elde edilebilecek delillere bakarak kendi iç bünyesinde soruşturma başlatacak ve süreci hızlandıracak olan federasyonumuz, ceza yasası kapsamında yürütülen bir hukuk sürecine etki etmeyecek bir neticeye nasıl varacak merak ediyorum?
***
Yapılan ilk toplantıları sonrasında, futbolumuzun kaosa sürüklenmesine ve TFF ile kulüplerin altından kalkılamayacak sonuçlarla yüzleşmesine meydan vermemek için, tüm kulüplerin ortak görüş birliği içinde desteğini de alarak, lig maçlarının normal seyrinde devam edeceği; kazanılmış hakların engellenmeyerek Avrupa maçlarının da aynı takımlarca oynanacağı açıklanmıştı.
Bu karara koşulsuz destek verdiğini beyan edenlerin ertesi günü çark etmeleri ve bu güvenilmez tutumlarını fırsatçı bir ısrara dönüştürmeleri tarif edilecek gibi değil!
Yaptıkları açıklamalarla ülkenin tek temiz camiası izlenimi yaratmaya çalışanların saçma gürültü kirliliklerine son vermenin de bir çaresi var elbette. Disiplin talimatları gereği, 20 yıllık zaman aşımına uygun olarak, geriye dönük tüm sezonlar için soruşturma başlatıldığında hem böylesine sahte şövalyeliklerle karşılaşılmayacak hem de kamu vicdanı gerçek anlamda rahatlatılmış olacaktır.
“Eskide kalmış sezonların delilleri yoktur” diye düşünenler yanılırlar. Özellikle temizlik timsali olarak boy gösteren ve büyük laflar edenlerin takibe takılmış, kanıtlı dosyalarının ilgili makamlardan alınarak soruşturma açılması pek mümkün. Yeter ki, gerçek niyet temizlik olsun.
Ama kimse bu yönde bir çabaya girilmeyeceğini biliyor. Yapanın yaptığıyla kaldığı bir ülkede suçunu gizlemeyi başaranlar bugün erdem sahibi olmakla övünüyorlar. Fakat balık hafızasına sahip olmayan, hiçbir haksızlığı unutmayan ve ortak bilince sahip bir topluluk artık hiçbir suçun unutulup gitmesine müsaade etmeyecek!
Siz ne zannetmiştiniz?!..
http://twitter.com/hhosca
Ülke olarak siyasi buhranın kapılar ardına taşınmaya çalışıldığı bir dönemde birçok hainlik ve olumsuzlukla cebelleşirken, askerimiz terörün pençesine düşüp katledilirken, vatanımıza kastedildiği yetmiyormuş gibi yavru vatanımız da satışa getirilmek üzereyken, sporumuz öznesinde 14 gündür yaşananlar hepsini geri plana itivermişti.
Şehitlerimizin ailelerinin ve acıyı paylaşma vicdanına sahip vatandaşlarımızın yüreklerine düşen ateş hiçbir teselliyle dindirilecek gibi değil.
Hayatının önemli bir bölümünü taraf olma dürtüsü ile kendisini ait hissettiği kulübünün sevdasına ayıran insanları sanki bu gerçeklerden bihaber, dünyada değil de uzayda yaşıyormuş gibi algılayanlar; toplumumuzun gerçeklerinden uzak mı zannediyorlar?
Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları olarak toplumsal tüm hassasiyetleri barındıran ve tüm gelişmeleri en ince detayına kadar değerlendirme yeterliliğine sahip insanların, kutsalı saydıklarına kalkışılan kuşatmayı öncelikli mesele kabul etmeleri de bu hassasiyetlerden değil midir?
Cumhuriyetimize sahip çıkmanın derdindeki insanların, barındırdıkları farklılıklara rağmen bir araya gelmiş/buluşmuş halinin çatısıdır Fenerbahçe. Türkiye Fenerbahçe, Fenerbahçe Türkiye’dir sözü boşa söylenmiş lakırdı sanılmasın. Bu sözün taşıdığı olumlu veya olumsuz her benzerlik görebilenlerce saptanacak gerçeklerdir.
Her kulübün, bir tarafından içinde yer aldığı öne sürülen, bu nedenle bir üstünlük hikâyesi sayılmaması salık verilen Kurtuluş Mücadelesinde, o yıllardaki rolünün Fenerbahçe penceresinden hepsinden farklı ve önemli olduğunu Fenerbahçeli olmayanlar da bilirler.
Bu ruhu günümüze kadar taşımayı başarmış, dincisi dinsizi, solcusu sağcısı, Türkü Kürdü, esmeri beyazı, yaşlısı genci her Fenerbahçe taraftarı, ortak değerlerde buluşma kudretine erişebilmişlerdir.
Yüzyılı aşkın zamandır spor alanlarındaki haksızlıklara ve adaletsizliklere baş kaldırarak ve yılmadan mücadele ederek varlığını ortaya koymuş bir kulübe gönül verenlerin, toplumun gerçeklerine vakıf olmadığı ve fanatiklik körlüğü ile hayal dünyasında yaşadığı nasıl düşünülebilir?
3 Temmuz 2011 tarihinde patlak veren operasyona ve yansıtılış biçimine karşı duruş da benimsediği varlık nedenlerinin belirtisidir, getirisidir.
Ülkenin içine düştüğü siyasal garabeti geçtik… Çünkü oradaki mücadelenin demokratik yolunda seçmenimizin yarısı tercihini belirtmiştir. Buna saygı duyup kazanılan süreyi nasıl yaşayacağımız ve yaşatılacağımız üzerine beklemekten başka şansımız var mı? Olmayan muhalefetin, hatta bunun ne anlama geldiğini bilmedikleri görüntüsü veren muhalefetin ümitsizliğidir bu kanıyı doğuran.
***
Lakin ülke sporunun başına gelenler ve getirilmek istenenlerle ilgili hepimizin söyleyeceği sözler, yapacağı katkılar olacaktır.
İşte bu aşamada yılların mücadelesi ile elde edilmeye çalışılan değerlerin herkes için eşit oranda kabul edilmesi ve ortak bilince ulaşılması gerekmektedir. Bu uğurda bir temizlikten bahsedilecekse, yeni yasanın arkasına sığınarak torbadan ilk ele gelenin idam sehpasına çıkarılması ile hiçbir sonuca varılamayacağı bilinmelidir. Sonraki göstermelik gözaltı ve tutuklamalar hepsinin eş zamanlı başlatılmaması nedeniyle kabul görür nitelik taşımaz.
Yasa çıkmadan önce de dünyanın her yerinde olduğu gibi şike bu ülkede suçtu. Yasalarımızda bir karşılığı, hükmü olmadığı halde özerk bir yapısı ve kendi özel yasası bulunan Türkiye Futbol Federasyonu, disiplin talimatlarına uygun olarak soruşturma açma ve elde edilecek delillere göre disiplin cezaları verme hakkına sahipti.
Şimdiki furyada da yasanın getirdiği hapis cezası dışında TFF, aynı disiplin talimatları ile bir değerlendirme yapacak ve kesin hükme varacak değil mi zaten?
Aslında yeni yasa sonrası TFF disiplin yönergelerinin yeniden düzenlenmesi ve mevcut ceza yasasına uygun/paralel nitelik kazandırılması gerektiğini de mevcut garabeti yaşayarak öğreniyoruz. Savcının iddianameyi mahkemeye sunması sonrası elde edilebilecek delillere bakarak kendi iç bünyesinde soruşturma başlatacak ve süreci hızlandıracak olan federasyonumuz, ceza yasası kapsamında yürütülen bir hukuk sürecine etki etmeyecek bir neticeye nasıl varacak merak ediyorum?
***
Yapılan ilk toplantıları sonrasında, futbolumuzun kaosa sürüklenmesine ve TFF ile kulüplerin altından kalkılamayacak sonuçlarla yüzleşmesine meydan vermemek için, tüm kulüplerin ortak görüş birliği içinde desteğini de alarak, lig maçlarının normal seyrinde devam edeceği; kazanılmış hakların engellenmeyerek Avrupa maçlarının da aynı takımlarca oynanacağı açıklanmıştı.
Bu karara koşulsuz destek verdiğini beyan edenlerin ertesi günü çark etmeleri ve bu güvenilmez tutumlarını fırsatçı bir ısrara dönüştürmeleri tarif edilecek gibi değil!
Yaptıkları açıklamalarla ülkenin tek temiz camiası izlenimi yaratmaya çalışanların saçma gürültü kirliliklerine son vermenin de bir çaresi var elbette. Disiplin talimatları gereği, 20 yıllık zaman aşımına uygun olarak, geriye dönük tüm sezonlar için soruşturma başlatıldığında hem böylesine sahte şövalyeliklerle karşılaşılmayacak hem de kamu vicdanı gerçek anlamda rahatlatılmış olacaktır.
“Eskide kalmış sezonların delilleri yoktur” diye düşünenler yanılırlar. Özellikle temizlik timsali olarak boy gösteren ve büyük laflar edenlerin takibe takılmış, kanıtlı dosyalarının ilgili makamlardan alınarak soruşturma açılması pek mümkün. Yeter ki, gerçek niyet temizlik olsun.
Ama kimse bu yönde bir çabaya girilmeyeceğini biliyor. Yapanın yaptığıyla kaldığı bir ülkede suçunu gizlemeyi başaranlar bugün erdem sahibi olmakla övünüyorlar. Fakat balık hafızasına sahip olmayan, hiçbir haksızlığı unutmayan ve ortak bilince sahip bir topluluk artık hiçbir suçun unutulup gitmesine müsaade etmeyecek!
Siz ne zannetmiştiniz?!..
http://twitter.com/hhosca
13 Temmuz 2011 Çarşamba
AKSİ DÜŞÜNÜLEMEZDİ
Kurtuluş mücadelesine verdiği katkılar bahane edilip, işgalci kuvvetlerin komutanı General Harrington tarafından faaliyetleri durdurularak kuşatma altına alındığından beri en büyük saldırıya maruz kaldığımız günleri yaşıyoruz.
3 Temmuz 2011 tarihinden bu yana gelişen ahlaksız bir kurgunun pençesinde onur mücadelesi veriyoruz.
Şüphe duyulan sportif vakalar hakkında soruşturmaya alınanların ve temsil ettikleri kurumların muhatap kılındıkları muamele, bütün detayları sağlıklı biçimde yorumlayabilen herkes tarafından farklı ama haklı bir algıyla izleniyor.
Can Dündar'ın yaşanan süreç ve konunun tarihi benzerlikleri hakkında (Fenerbahçe Cumhuriyeti'ne Darbe) yazdıkları, insanlarda oluşan algının haklılığını adeta kanıtlıyor.
Türk Futbolu'nda temizlik kisvesi altında yaşananları, belirsiz(!) mihrakların, sporumuzun en güçlü çınarını ele geçirme harekâtı olarak düşünmek ayıp olmasa gerek. Bu düşünceye kapılanları ayıplamak, doğrusu daha büyük bir ayıp olur.
Eğer bir temizlikten söz etmek gerekiyorsa; bunun, kimlerin kuklası haline geldiği bilinmeyen(!) kolluk kuvvetleri ile yargıyı yanıltarak kurgularını hayata geçiren savcılar nezdinde ve bunların maşaları olmuş özgür(!) basın içinde yürütülmesi gerektiği açıktır.
İnsan haklarını hiçe sayan ve göz göre göre bu ihlalleri durdurmayanların elbet hesap verecekleri günler de gelecektir.
***
Şahsen yakın çevreme de defalarca belirttiğim beklentim; yaşanan bu hukuksuzluk ortamında en çok TFF'nin alacağı tavır ve izleyeceği yoldu.
Henüz yürüyüş yaptığımız ve demokratik hakkını kullanan çoluklu çocuklu, genç-yaşlı, farklı görüşe sahip her kesimden çok kaliteli bir topluluğun birlikteliğinde biber gazı ile ödüllendirildiğimiz gün; "bilinçli ve sorumluluk sahibi her taraftarın asıl tavrını belirleyecek olanın TFF kararı olduğunu" dile getirmiştim.
Hakkaniyet sahibi ve hukukun üstünlüğüne inanan, adalet duygusu gelişmiş bir kurumun kararını; yargının varacağı netice belli oluncaya ve/veya soruşturma için gerekli olan iddianame sunuluncaya kadar statünün normal düzeninde işlemesi yönünde alması doğru olandı.
Henüz göreve gelir gelmez böylesine önemli ve zor bir durumla karşı karşıya kalan TFF'nin şimdilik gösterdiği ilk reaksiyon benim nazarımda olumlu not almıştır. Devamında yaşanan gelişmeler ışığında gösterdikleri refleks ve tepkili açıklama da notu yükseltmiştir.
UEFA'nın da alınan kararı destekleyen açıklamaları ve tescil edilen ligi onaylaması adaletli olandır.
Aksi düşünülemeyecek doğrular, her mantık sahibinin kabul edeceği gerçeklerdir.
***
Aksi düşünelemeyenlerin yanında aksi beklenmeyecekler de karşımıza çıkıyor.
Federasyon'un bütün kulüplere danışmak suretiyle almayı tercih ettiği karar doğrultusunda bir araya gelen Kulüpler Birliği'nin, toplantı sonunda eksiksiz her kulübün onay verdiği birlik beraberlik görüntüsü ve haksız suçlamaların kabul edilemeyeceği açıklamaları henüz 24 saati doldururken yan yatanlar...
Toplantıya katılan 2'nci başkanının koşulsuz onay verdiği bir kararın tam aksi bir açıklamayla gerçek yüzlerini ortaya koyanlar...
Şahsiyetsizlik ne kadar maskelemeye çalışırsanız çalışın mutlaka yüzünü gösterir. Sürecin başından beri ezeli rakip ebedi dost sahteciliği yapanlar, aslında kendi yaşamlarında ne kadar itibar sahibi olurlarsa olsunlar, temsil ettikleri camialarının samimiyetsiz ve içten pazarlıkçı zihniyetini yansıtmakta vakit kaybetmiyorlar.
Ezeli rakibinin başına gelenlerden ötürü rencide edilmemesi gerektiği yönünde kitlesini uyararak puan toplayanların, hemen ertesinde "böylesine kötü durumlara düşmemize izin vermeyen, şanlı kulüp tarihimize leke sürdürmeyen gelmiş geçmiş tüm başkan ve sporcularımıza şükranlarımızı sunarız" diyebilecek şaşkınlığa sahip olduğunu görebiliyoruz.
Tarihlerinde leke olmadığını düşünerek, kendilerinden başkalarının kirli olduğunu ima edenlere sormak isterim:
- Bu ülke sporunda Doğan marka arabalar denince akla gelen nedir?..
- 8-0'lık maç ve Zalad neyi çağrıştırmaktadır?..
- 14-15 yıllık şampiyonluk hasretinin Galatasaray'ın önde gelen isimlerinden biri olan Ali Uras federasyonu döneminde, Derwall ve ihraç ettiği yeniliklerle(!) nasıl sonlandırıldığının cevabı verilebilir mi?
- Henüz ülke sporunda yabancı sayısı bu raddelere ulaşmamışken; hülle yoluyla Türk yapılan basketbolcuların, sahte yöntemlerle kadroya Türk yazılan Dündar Siz gibi futbolcuların, avantajına uygun evrilip çevrilen kuralların işletildiği kulübün kimliği mesela..?
- Bir futbol takımının 4 yıl üst üste şampiyonluğu döneminde "Mehmet Ağar'ların, Mesut Yılmaz'ların, Haluk Ulusoy'ların yollardaki çakıl taşlarına(!) müdahaleleri" dendiğinde hangi DinamoX(!) kulübünün kulakları çınlatılır?
- Tertemiz ve lekesiz tarihine ALTIN HARFLERLE işlenmiş Cemal Nalga namlı topyekun çirkinliği taptaze hafızalarda gizlemek mümkün olabilir mi?
- Dopingle suçlanırken hakkında döşenmeyen pislik kalmayan bir kadın basketbolcuyu yüzsüzce ve edepsizce kadrosuna katarak büyük erdem sahibi olanlar ne renktir?
İş hayatının gereği olarak ülke gerçeklerinden bi'haber olduğu, daha doğrusu kulüp başkanı sıfatıyla adım attığı ülke sporundan hiçbir halt anlamadığı belli olan birinin, bilmediği gerçekleri araştırmadan lekesiz olarak tanımladığı kulübünü överken ve Türk Futbolu'nun bekası için TFF'den acil ve kesin kararlar beklerken, hangi bataklıkta yönetici olduğunu iyice öğrenmesini salık veririm.
Rengi ne olursa olsun, sevdalısı olduğu takımın başına gelen aşağılık saldırılar nedeniyle büyük bir üzüntü ve sıkıntı içinde olan taraftarlara, aynı renge gönül vermese de taraftarlık bilincine haiz olduğu için destek veren kendi kitlesinden feyz almasını öneririm.
Her ne kadar ümit verici, sporun etik değerlerine inanan ve birleştirici yönünü benimseyenlerin gönlünü ferahlatan güzel örnekler yaşansa da genel anlamda kulüp başkanları önderliğinde yansıttıkları gerçek kimliklerinden ötürü zaten aksi beklenemezdi.
***
Fenerbahçe taraftarı yüzleştiği bu alçakça kuşatmadan alnının akıyla, dimdik duruşuyla ve kenetlenerek çıkmak zorundadır.
Aksi kanıtlanana kadar suçsuzluğuna inandığımız başkanımıza, yöneticilerimize, çalışanlarımıza sahip çıkarak, adaletli bir süreçten geçmeleri için demokratik tüm haklarımız kullanılmalıdır.
Onlara destek vermek, gerçek anlamda Fenerbahçe'mize sarılmak demektir ve bu bizim taraftarlık görevimizdir.
http://twitter.com/hhosca
Kurtuluş mücadelesine verdiği katkılar bahane edilip, işgalci kuvvetlerin komutanı General Harrington tarafından faaliyetleri durdurularak kuşatma altına alındığından beri en büyük saldırıya maruz kaldığımız günleri yaşıyoruz.
3 Temmuz 2011 tarihinden bu yana gelişen ahlaksız bir kurgunun pençesinde onur mücadelesi veriyoruz.
Şüphe duyulan sportif vakalar hakkında soruşturmaya alınanların ve temsil ettikleri kurumların muhatap kılındıkları muamele, bütün detayları sağlıklı biçimde yorumlayabilen herkes tarafından farklı ama haklı bir algıyla izleniyor.
Can Dündar'ın yaşanan süreç ve konunun tarihi benzerlikleri hakkında (Fenerbahçe Cumhuriyeti'ne Darbe) yazdıkları, insanlarda oluşan algının haklılığını adeta kanıtlıyor.
Türk Futbolu'nda temizlik kisvesi altında yaşananları, belirsiz(!) mihrakların, sporumuzun en güçlü çınarını ele geçirme harekâtı olarak düşünmek ayıp olmasa gerek. Bu düşünceye kapılanları ayıplamak, doğrusu daha büyük bir ayıp olur.
Eğer bir temizlikten söz etmek gerekiyorsa; bunun, kimlerin kuklası haline geldiği bilinmeyen(!) kolluk kuvvetleri ile yargıyı yanıltarak kurgularını hayata geçiren savcılar nezdinde ve bunların maşaları olmuş özgür(!) basın içinde yürütülmesi gerektiği açıktır.
İnsan haklarını hiçe sayan ve göz göre göre bu ihlalleri durdurmayanların elbet hesap verecekleri günler de gelecektir.
***
Şahsen yakın çevreme de defalarca belirttiğim beklentim; yaşanan bu hukuksuzluk ortamında en çok TFF'nin alacağı tavır ve izleyeceği yoldu.
Henüz yürüyüş yaptığımız ve demokratik hakkını kullanan çoluklu çocuklu, genç-yaşlı, farklı görüşe sahip her kesimden çok kaliteli bir topluluğun birlikteliğinde biber gazı ile ödüllendirildiğimiz gün; "bilinçli ve sorumluluk sahibi her taraftarın asıl tavrını belirleyecek olanın TFF kararı olduğunu" dile getirmiştim.
Hakkaniyet sahibi ve hukukun üstünlüğüne inanan, adalet duygusu gelişmiş bir kurumun kararını; yargının varacağı netice belli oluncaya ve/veya soruşturma için gerekli olan iddianame sunuluncaya kadar statünün normal düzeninde işlemesi yönünde alması doğru olandı.
Henüz göreve gelir gelmez böylesine önemli ve zor bir durumla karşı karşıya kalan TFF'nin şimdilik gösterdiği ilk reaksiyon benim nazarımda olumlu not almıştır. Devamında yaşanan gelişmeler ışığında gösterdikleri refleks ve tepkili açıklama da notu yükseltmiştir.
UEFA'nın da alınan kararı destekleyen açıklamaları ve tescil edilen ligi onaylaması adaletli olandır.
Aksi düşünülemeyecek doğrular, her mantık sahibinin kabul edeceği gerçeklerdir.
***
Aksi düşünelemeyenlerin yanında aksi beklenmeyecekler de karşımıza çıkıyor.
Federasyon'un bütün kulüplere danışmak suretiyle almayı tercih ettiği karar doğrultusunda bir araya gelen Kulüpler Birliği'nin, toplantı sonunda eksiksiz her kulübün onay verdiği birlik beraberlik görüntüsü ve haksız suçlamaların kabul edilemeyeceği açıklamaları henüz 24 saati doldururken yan yatanlar...
Toplantıya katılan 2'nci başkanının koşulsuz onay verdiği bir kararın tam aksi bir açıklamayla gerçek yüzlerini ortaya koyanlar...
Şahsiyetsizlik ne kadar maskelemeye çalışırsanız çalışın mutlaka yüzünü gösterir. Sürecin başından beri ezeli rakip ebedi dost sahteciliği yapanlar, aslında kendi yaşamlarında ne kadar itibar sahibi olurlarsa olsunlar, temsil ettikleri camialarının samimiyetsiz ve içten pazarlıkçı zihniyetini yansıtmakta vakit kaybetmiyorlar.
Ezeli rakibinin başına gelenlerden ötürü rencide edilmemesi gerektiği yönünde kitlesini uyararak puan toplayanların, hemen ertesinde "böylesine kötü durumlara düşmemize izin vermeyen, şanlı kulüp tarihimize leke sürdürmeyen gelmiş geçmiş tüm başkan ve sporcularımıza şükranlarımızı sunarız" diyebilecek şaşkınlığa sahip olduğunu görebiliyoruz.
Tarihlerinde leke olmadığını düşünerek, kendilerinden başkalarının kirli olduğunu ima edenlere sormak isterim:
- Bu ülke sporunda Doğan marka arabalar denince akla gelen nedir?..
- 8-0'lık maç ve Zalad neyi çağrıştırmaktadır?..
- 14-15 yıllık şampiyonluk hasretinin Galatasaray'ın önde gelen isimlerinden biri olan Ali Uras federasyonu döneminde, Derwall ve ihraç ettiği yeniliklerle(!) nasıl sonlandırıldığının cevabı verilebilir mi?
- Henüz ülke sporunda yabancı sayısı bu raddelere ulaşmamışken; hülle yoluyla Türk yapılan basketbolcuların, sahte yöntemlerle kadroya Türk yazılan Dündar Siz gibi futbolcuların, avantajına uygun evrilip çevrilen kuralların işletildiği kulübün kimliği mesela..?
- Bir futbol takımının 4 yıl üst üste şampiyonluğu döneminde "Mehmet Ağar'ların, Mesut Yılmaz'ların, Haluk Ulusoy'ların yollardaki çakıl taşlarına(!) müdahaleleri" dendiğinde hangi DinamoX(!) kulübünün kulakları çınlatılır?
- Tertemiz ve lekesiz tarihine ALTIN HARFLERLE işlenmiş Cemal Nalga namlı topyekun çirkinliği taptaze hafızalarda gizlemek mümkün olabilir mi?
- Dopingle suçlanırken hakkında döşenmeyen pislik kalmayan bir kadın basketbolcuyu yüzsüzce ve edepsizce kadrosuna katarak büyük erdem sahibi olanlar ne renktir?
İş hayatının gereği olarak ülke gerçeklerinden bi'haber olduğu, daha doğrusu kulüp başkanı sıfatıyla adım attığı ülke sporundan hiçbir halt anlamadığı belli olan birinin, bilmediği gerçekleri araştırmadan lekesiz olarak tanımladığı kulübünü överken ve Türk Futbolu'nun bekası için TFF'den acil ve kesin kararlar beklerken, hangi bataklıkta yönetici olduğunu iyice öğrenmesini salık veririm.
Rengi ne olursa olsun, sevdalısı olduğu takımın başına gelen aşağılık saldırılar nedeniyle büyük bir üzüntü ve sıkıntı içinde olan taraftarlara, aynı renge gönül vermese de taraftarlık bilincine haiz olduğu için destek veren kendi kitlesinden feyz almasını öneririm.
Her ne kadar ümit verici, sporun etik değerlerine inanan ve birleştirici yönünü benimseyenlerin gönlünü ferahlatan güzel örnekler yaşansa da genel anlamda kulüp başkanları önderliğinde yansıttıkları gerçek kimliklerinden ötürü zaten aksi beklenemezdi.
***
Fenerbahçe taraftarı yüzleştiği bu alçakça kuşatmadan alnının akıyla, dimdik duruşuyla ve kenetlenerek çıkmak zorundadır.
Aksi kanıtlanana kadar suçsuzluğuna inandığımız başkanımıza, yöneticilerimize, çalışanlarımıza sahip çıkarak, adaletli bir süreçten geçmeleri için demokratik tüm haklarımız kullanılmalıdır.
Onlara destek vermek, gerçek anlamda Fenerbahçe'mize sarılmak demektir ve bu bizim taraftarlık görevimizdir.
http://twitter.com/hhosca
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)