HİÇ DİŞİ KALMAMIŞ CANAVAR!
Değil ülkemizde tüm dünyada yazılı ve görsel basın büyük güç.
Toplumları direkt etkisi altına alabilen bu gücü, günümüz şartlarında insanları kaosa sürüklemek pahasına kullanmak kitlesel çatışmalara neden olacak derecelere varabiliyor.
Ülkemizde vatandaşlarımızın haber alma hakları anayasa ile güvence altına alınmıştır. Anayasamızca güvence altında bulunan haber alma hakkı ile birlikte, haber akışını sağlayan yazılı ve görsel basınımızın taşıdığı sorumluluk büyük önem arzetmektedir.
Bu sorumlulukla beraber, meslek ahlakına ve basın ilkelerine bağlı kalınması da birbirinden ayrı tutulamaz gerçeklerdir.
Bu yazıya konu etme amacında olduğum ve aşağıda ele alacağım spor basını bu gerçeklerin tam da içindedir.
Bakın, 16 maddeden oluşan "Basın Konseyi İletişim Meslek İlkeleri" hangi kriterleri içeriyor;
“1- Yayınlarda hiç kimse; ırkı, cinsiyeti, sosyal düzeyi ve inançları nedeniyle kınanamaz, aşağılanamaz.
2- Düşünce, vicdan ve ifade özgürlüğünü sınırlayıcı; genel ahlak anlayışını, din duygularını, aile kurumunun temel dayanaklarını sarsıcı ya da incitici yayın yapılamaz.
3- Kamusal bir görev olan gazetecilik, ahlaka aykırı özel amaç ve çıkarlara alet edilemez.
4- Kişileri ve kuruluşları, eleştiri sınırlarının ötesinde küçük düşüren, aşağılayan ve iftira niteliği taşıyan ifadelere yer verilemez.
5- Kişilerin özel yaşamı, kamu çıkarlarının gerektirdiği durumlar dışında, yayın konusu olamaz.
6- Soruşturulması gazetecilik olanakları içinde bulunan haberler, soruşturulmaksızın veya doğruluğuna emin olunmaksızın yayınlanamaz.
7- Saklı kalması kaydıyla verilen bilgiler, kamu yararı ciddi bir biçimde gerektirmedikçe yayınlanamaz.
8- Bir basın organının dağıtım süreci tamamlanmadan o basın organının özel çabalarla gerçekleştirdiği ürün, bir başka basın organı tarafından kendi ürünüymüş gibi kamuoyuna sunulamaz. Ajanslardan alınan özel ürünlerin kaynağının belirtilmesine özen gösterilir.
9- Suçlu olduğu yargı kararıyla belirlenmedikçe hiç kimse "suçlu" ilan edilemez.
10- Yasaların suç saydığı eylemler, gerçek olduğuna inandırıcı makul nedenler bulunmadıkça kimseye atfedilemez.
11- Gazeteci, kaynaklarının gizliliğini korur. Kaynağın kamuoyunu kişisel, siyasal, ekonomik ve benzeri nedenlerle yanıltmayı amaçladığı haller bunun dışındadır.
12- Gazeteci görevini, taşıdığı sıfatın saygınlığına gölge düşürebilecek yöntem ve tutumlarla yapmaktan sakınır.
13- Şiddet ve zorbalığı özendirici yayın yapmaktan kaçınılır. 14- İlan ve reklam niteliğindeki yayınların bu nitelikleri, tereddüde yer bırakmayacak şekilde belirtilir.
15- Yayın tarihi için konan zaman kaydına saygı gösterilir.
16- Basın organları, yanlış yayınlardan kaynaklanan cevap ve tekzip hakkına saygı duyarlar.”
Bu 16 maddenin günümüz spor medyasında ne kadar kabul gördüğü bariz biçimde şüphe altında bulunmaktadır.
Çağdaş spor anlayışının önünü açmak, toplumu buna ilgi göstermeye teşvik etmek, ülkemizde bir nevi “spor kültürü” oluşturmak için rol alması gereken yegane unsurlardan biri olan yazılı ve görsel medya, bu anlayıştan fersah fersah uzaktadır.
Ülkemizde bir dönem mesleğini icra etmiş eski yabancı futbolcularımızdan biri olan Pierre van Hooijdonk, kendisi hakkında magazinsel ölçülerde yapılan yalan yanlış bir haber sonrası vardığı bir tespitle "Kaliteli(!) Türk Medyası" ünlü yakıştırmasının isim babası olmuştur.
Yabancı gözüyle değerlendirmede bulunan birinde medyamızın bıraktığı bu izlenime yaklaşım biçimi hiçbir basın organı ve çalışanınca bir özeleştiri fırsatı olarak kullanılmamış, bilakis tepki vermekle yetinilmiştir.
Ülke sporuna itici güç olması gereken yazılı ve görsel medyanın, sporun ana unsuru olan kulüplerce gündeme getirilmeye çalışılan konuları renklerine göre kritize etmesi, asli görevinin dışında bir yaklaşımla değerlendirmeye alarak, yukarıda sıraladığımız 16 maddenin neredeyse tamamına aykırı bir tarz içinde işlemesi moda yöntem olmuştur.
Meslek ahlakı ve basın ilkeleri ile hiçbir şekilde örtüşmeyen bir anlayışın hakim olduğu yazılı ve görsel spor basınımızın giderek küçüldüğü, halkın ve dikkatle izleyen gözlerin önünde küçük düşürülerek, fark edemeyenlerce uçuruma sürüklendiği de açıktır.
Yıllar önce "dürüst kalemler, dost tribünler..." sloganı ile yola çıktığımız ve spor basınındaki yanlışlıklara ayna tutmaya çalıştığımız dönemden bu yana, baronların kapanına girmekten kurtulamamış hali ile "Kaliteli(!) Türk Medyasının" daha da kötüye yol aldığını gözlemleyebiliyoruz.
Meslek ahlakına sahip, basın ilkelerine bağlı olarak işini layıkı ile yapmaya çalışanların azınlıkta kaldıkları ve seslerinin cılızlaştığı, üzülerek yaptığımız başka bir önemli tespittir.
Ele alınan haberlerin objektif ve haber kaynaklarının güvenilir olmasına dikkat etmek gibi bir titizlik çoğunluk içinde artık maalesef bulunmamaktadır.
Tüm asli görevlerini unutmuş, yozlaşmış ve her hücresi kansere yakalanmış bir hasta konumundaki Türk Spor Medyası, bizim için adeta bütün dişleri dökülmüş bir canavar görünümündedir.
Bu görüntüyü oluşturanlar;
Bünyede bir şekilde yer bulmuş, zaman içinde iyice semirmiş ve varlıklarını bulvar basını anlayışı ile devam ettirme niyetinde olan kişiler...
Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olan, yalan yanlış mantık yürüten, yanlışlarını ve kötü yaklaşımlarını kamuoyunun belleğine sokarak bulanık sularda balık avlamaya çalışan kifayetsiz yazar ve yorumcular...
Menfaatlerini beslemek, kendilerine prim kazandırmak uğruna bu ülkenin insanlarını, ama özellikle genç dimağları karşı karşıya getirecek derecede sağduyudan uzak, kışkırtıcı üslupta olanlar...
Ve bu mesleki erozyona karşı durup, meslek onurlarını, ülke sporunun geleceğini düşünmek, sporun birinci derece muhatabı olan gençlerin sağlıklı varoluşlarının kaygısını taşıyarak, bu uğurda mücadele etmek yerine, yozlaşmış düzenin dümen suyuna girmeyi tercih edenler...
Doğru olan için çalışan, varlığını ortaya koyan, adeta bir savaş içinde mücadele edenler bellidir.
Kaliteli(!) Türk Medyası, bünyesine işlemiş olan “hiçbir dişi kalmamış canavar” görüntüsünden sıyrılarak, bu mücadelenin içinde olanları ayırdederek, gerçek anlamda taşıması gereken misyonuna dönmelidir.
Bu uyanış için gerekli olan özeleştiri ve değerlendirmeleri daha kötüye gitmeden, ülke sporunu da beraberlerinde götürmeden yapmak zorundadır.
Bu uğurda atılacak her olumlu adımda, biz taraftarların da üzerimize düşeni layıkı ile yerine getireceğimizden şüphe duymuyorum.
http://twitter.com/hhosca