19 Mayıs 2012 Cumartesi


TÜRKİYE FENERBAHÇE'DİR!


"FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TÜZÜĞÜ

B İ R İ N C İ    K I S I M

GENEL HÜKÜMLER
...
...

Kulübün Amacı ve Faaliyetleri 

Madde 3 : Kulübün amacı ; Atatürk’ün gösterdiği hedef ve ilkeler doğrultusunda; çağdaş yaşama uygun olarak, üyelerin ve sporcuların beden ve ruh sağlığını geliştirecek olanaklar hazırlamak ve onların fizik ve moral eğitimleri ile ilgilenmek, onları Kulübün tesis ve faaliyetlerinden yararlandırmaktır.


..."


Bir sevgi cumhuriyeti olan Fenerbahçe Spor Kulübü; Atatürk'ün ilkelerine ve Türkiye Cumhuriyeti'ne sahip çıkan değerler bütününden oluşmaktadır.


Kulüp tüzüğünde yer alan yukarıda yer verilen madde ile bunu gerçekliğe dönüştürmüş, tarihi boyunca da bunun mücadelesini vermiştir.


Bu uğurda, ülke çapında ötekileştirilmek pahasına mücadelesine de devam etmektedir.


Ziyaretinde "ebedi muvaffakiyetler" emreden Ulu Önder Atatürk'ün yolunda, Türkiye Cumhuriyeti değerlerini korumak için direnmeye, yüksek mücadelede bulunmaya ve ödün vermeden yürümeye devam edecektir.


Cumhuriyetimizi tehdit altına alanlar Fenerbahçe'yi ele geçiremedikleri müddetçe Türkiye Cumhuriyeti üzerindeki emellerine de ulaşamayacaklar!


Çünkü;


FENERBAHÇE TÜRKİYE, TÜRKİYE FENERBAHÇE'DİR!


19 Mayıs ATATÜRK'Ü ANMA, Gençlik ve Spor Bayramı Kutlu olsun.


http://twitter.com/hhosca  

1 Nisan 2012 Pazar


POTANIN KRALİÇELERİ




Ülkemizde kadınlar basketbolu dendiğinde ezici bir üstünlükle önde olan Potanın Kraliçeleri ülke dışındaki yükselişini de sürdürüyor. 

Bugüne kadar son sekiz takım aşamasını geçemese de her zaman en güçlüler arasındaki yerini sağlamlaştıran ve Avrupada korkulan takımlar arasında başlarda yerini alan Potanın Kraliçeleri final oynama şansını sadece bir mağlubiyetle kaçırdı.

16 maçta 16 galibiyet elde ederek finale bir adım kala aldığı mağlubiyetle bu şansı kaçıran Fenerbahçe'mizim Kraliçeleri ülkemizde bugüne kadar elde edilmemiş ilk dörde girme başarısını tarihimize yazmayı bildiler. Bugün oynayacakları maçta rakibini yenmesi halinde Avrupa üçüncülüğü gibi hiç de küçümsenmeyecek bir zafere imza atacaklar.

Biz onların her türlü kısmetsizliğe rağmen şampiyonluğu elde edecek kapasitede olduklarını biliyoruz. Bu sene bunu kazanmak nasip olmadı. Ayağımıza kadar gelen fırsatı kaçırdığımız için üzgünüz elbet... Ama yaşattıkları gurur ve bu ülkenin tartışmasız en büyüğü oldukları için müteşekkiriz.

8'li finallerin son gününde Ekaterinburg ile oynayacakları 3.lük maçında elde edecekleri sonuç, alacakları paye dışında bizim için önem taşımıyor. Her ne olursa olsun bizim değerlilerimiz olarak yerlerini koruyacaklar. Abdi İpekçi'ye gelecek taraftarlarca maçın sonunda ayakta alkışlanacak, saygı ile salondan uğurlanacaklar.

Üzerlerine çalınan çamura rağmen alınterlerinin kıymetini koruma ve onur mücadelesi veren futbol takımımızın hemen hemen aynı saatlerde hırsızlarla(!) olan maçı Kraliçeler için bir talihsizlik... Deplasmandaki bu maçı tribünden destekleme şansı olmasa da taraftar çoğunluğu ekranlardan izlemeyi tercih edecektir. 

Oysa kulübümüze kadınlar basketbolda ilk Avrupa üçüncülüğünü kazandırma şansı olan Potanın Kraliçelerini desteklemek de bir taraftarlık görevidir. Potanın Kraliçeleri ile duyduğumuz gururun adeta merasimi olacak bu maçta yanlarında olup, onları selamlamak borcumuzdur.

Dün ve bugün olduğu gibi, yarın da aynı derecede olacağı gibi...

BU TARAFTAR SİZİNLE GURUR DUYUYOR KRALİÇELER!


http://twitter.com/hhosca  



26 Şubat 2012 Pazar


DİRENİŞE YAKIŞMIYOR!


Futbol takımımızın özellikle deplasmanlarda sergiledikleri yakışıksız mücadeleye taraftarların isyanı var. Sonuna kadar haklısınız...


Başından beri empati yapmaya ve yaşadıklarının kolay şeyler olmadığı gerçeği ile hoşgörü göstermeye çalışıyorum.


Yine saha sonucunda değilim. Ama mücadele tarafı artık ağrıma gitmeye başladı.


İşte bu aşamada; alışılagelmiş karakteristikleri ile maç sonuçlarına göre takımı yerden yere vuranlara hiçbir zaman eyvallahim yok. Ancak mücadele yoksunluğu ile isyan edenlerin haklılığına da tek sözüm olamaz.


Aykut hocamız da dünkü maç sonrası açıklamalarında artık oyuncularına isyan noktasına geldi. Futbolcularımızın bunu dikkate alması kaçınılmazdır.


Aksi halde, dünkü açıklamalarından anladığım kadarı ile Aykut Kocaman etkili tedbirler almak durumunda olacağını göstermiştir. Ki bence bu konuda haklıdır ve daha erken davranmadığı için de kusurludur. Karakter yapısı ve insanlığı yönüyle bu gecikmesini anlayışla karşılayabiliyorum.


Umarım bundan sonra üzerilerine oynanan oyuna, alın terlerine yapılan saldırıya ve atılan çamura sözde değil gerçek anlamda tepki koyup, sahada verecekleri performansla her maçın bir direniş olduğunu benimseyerek devam ederler.


Tüm sporcularımız; 3 Temmuz'dan beri bu taraftarın geriye yarım adım dahi atmayıp, kolluk kuvvetleri ile karşı karşıya kalmak pahasına gösterdiği direnç ve direnişten biraz olsun feyz almalı, bu direnişe saygıdan üzerlerine düşeni yapmalıdırlar.


Taraftarın beklentisi; her maçın kazanılması, şampiyonluğun ve kupanın elde edilmesi değil, yüksek mücadele gücü ile adeta sahada da direniş içinde olunmasıdır!


Değerli üstad Alpaslan Akkuş'un "Özlem" yazısında sözünü ettiği emanetlere, yani triko çubuklu formaya ve 105 yıllık onurumuza yakışan budur!




http://twitter.com/hhosca 



24 Şubat 2012 Cuma


Helal Olsun Size!!!

Uzun zamandır erkek basketbol takımımızın maçlarında yaşamadığımız bir geceyi yaşadık dün.

Belki de takımı, hocayı kendine getirmesi için böyle bir mucizevî galibiyete ihtiyacımız vardı.

Normal sürenin sonlarına doğru vakit daraldıkça sayı farkı hala 6'lardayken "bu maçı kazanmamız bir anlam ifade etmez, mutlaka en az 6 sayı farkla kazanmalıyız, bunun için de şu anda olabilecek tek seçenek maçı berabere bitirmek ve uzatmada gerekli farkı bulmak olmalı" diye düşündük/konuştuk/haykırdık.

Savunmayı iyice sertleştirip, faul atışları ve hücumlarda sayı bularak farkı eritince "acaba olur mu? bu kez de olsun be!" diyerek heyecanla ama adeta gırtlağımızı yırtarak maça daha fazla verdik kendimizi.

Rakip faul atışı kullanırken pota arkasının bütünüyle dikkat dağıtma çabaları, Fatih'in yerini terk edip tam pota arkasına giderek yaptığı müdahalelerle etkisini gösterdi. :)) Ekranlara yansıdığını dönüş yolunda bitmeyen konuşmalarından öğrendiğimiz Giray ağabeyin muhteşem coşkusu ve heyecanı görülmeye değerdi. :)

Birçok kişinin çok kızdığı Ukiç'in son salise göz damlası maçı uzattığında salonun ve bizlerin halini görmenizi isterdim. Maç boyunca çok kızdık, hatalara isyan ettik, basit ve birbirinin kopyası yenen sayılara kahrolduk, hocanın geciken müdahalelerinde "hocam uyuma" dedik... Ama bütün bunlara rağmen oyuncuların gösterdikleri takdire şayan mücadeleye ve hocanın gözlerimin önünde her birini motive etmek için gösterdiği şefkat ve yakınlığa, her molada ve oyunun durduğu anlardaki oyuncularla ikili istişarelerine tanıklık edince hepsi mutluluğa, gurura dönüştü.

Salondaki herkes açıldığından beri en muhteşem günü yaşamamızda pay sahibiydi. Arada küçük iğnelemeler olsa da tüm salon yerinde ve zamanında ne yapması gerekiyorsa yapmaya çalıştı. Henüz maç bitmeden, sayı farkı varken salonu terk edenler Fenerbahçe'den ümidi kesmenin hata olduğunu umarım acı bir tecrübeyle ve pişmanlıkla öğrenmişlerdir.

Sabah kalktığımda gırtlağımdaki yumru, acı ve yanma bana yadigâr kalsa da uzun süre sonunda bize bu derece heyecanlı ve inanılmaz bir geri dönüş sonrası yaşattıkları zaferden ötürü Potanın Krallarını kutluyorum.

Haftaya Milano maçını da kazanmamız halinde son 8 takım arasına kalmayı başaracağız. Ama öncesinde Pazar günü (26 Şubat) salonumuzda BJK derbisine çıkacağız. Kazan galibiyeti ile kavuşmuş olmalarını dilediğim özgüvenle ve salona gelecek taraftarın desteği ile son zamanlarda iyi bir çıkış yakalayan BJK basketbol takımını yenmeyi umuyor ve buna inanıyorum.

Not: Yazı başlığı değerli dostum Caner Argan’a aittir.


http://twitter.com/hhosca

22 Şubat 2012 Çarşamba


FBSK Örgüt Üyelerinin Dikkatine!

Mahkeme süreci başladığından beri artık ne iş ne güç..!

Sevgililer Günü gaflet tarihine denk gelen beklenen gün; binlerce Fenerbahçeli, güneşin doğuşunu yollarda izleyerek Silivri’ye akın etti.

Yağışsız ama çok keskin soğuk o yüce gönüllü Fenerbahçe sevdalılarını üşütmeye yetmedi. Söylediklerine göre hala Temmuz’un 3’üydü!

Hafta arası iş günü, çok soğuk hava, sabahın kör saati ve kilometrelerce uzak olmasına rağmen Silivri’ye gidenler umut verdi.

Çünkü savunmalar şehrin göbeğinde, ulaşılması kolay bir yerde, Çağlayan’da alınacaktı. Fenerbahçeli için sığılmayacak bir alan olmalıydı.

20 Şubat sabahı beklentilerin altında kalındı. Çalışan insanların zaman ayırması, işlerini aksatması kolay değil.

Alanı dolduran, duruşması görülenlere destek verenler elbette azımsanacak ölçüde değildi. Bir başka topluluğa nasip olmayacak destek var.

Yine de Avrupa’nın en büyük adliyesi olmasıyla övünülen bir yapının çevresindeki geniş alanın haksızlığa isyana yetmemesi gerekirdi.

Verilen arada dikkatimizi toparlayarak Perşembe ve Cuma günleri artan bir katılımla kurgulanmış mahkemeye tepkiyi yüksek düzeyde koymalıyız!

Hala mahkemenin yasak görüntülerini el altından sızdırarak dikkatleri başka yönlere kaydırmaya çalışanlara yutmadığımızı göstermek için…

Her kelimesi çöpe atılan kurgunun ahmakça ve hükümsüz olduğunu zihniyetlerine çakanları artık içeride tutamayacaklarını haykırmak için…

Sporunun yanında adaletinin, siyasetinin, emniyetinin, insan kalitesinin yeniden dizayn edilmesi gerektiğine ayna tutanlara özgürlük için…

Her kesime ders niteliğindeki savunmasında başkanımıza ve yanında yargılanan dava arkadaşlarına destek vermek için…

Ve sonunda Cuma günü geç saatlerde değerlendirilecek tahliye talepleri sonrası muhtemel tahliyelerde yanlarında olmak için…

Vaktini, işini, imkânını ayarlayabilen tüm Fenerbahçelilerin Çağlayan’a koşması ve adliyenin çevresini doldurması bir görevdir!

Fenerbahçe Spor Kulübü örgütüne(!) mensup her bireyin asli görevidir!


http://twitter.com/hhosca


15 Şubat 2012 Çarşamba

FENERBAHÇE YARGILANIYOR

Dün Silivri'de başlayan mahkeme süreci ile birlikte artık söz savunmanın olacak. İlk günkü duruşmaya bir başka camiaya nasip olmayacak büyüklükteki taraftar akını muhteşemdi.

Havanın soğuğuna, mesafenin uzaklığına, iş günü olmasına ve sabahın kör karanlığına rağmen binlerce sarı-lacivert yürek yollara döküldü.

Bir kısmı belki yargılananın adı Aziz, Şekip, İlhan, Cemil, Tamer olduğu için ama mutlaka hepsi asıl yargılanan FENERBAHÇE olduğu için koştu Silivri'ye.

Duruşmanın ilk gününde yollara düşüp salondakilere nefes olan, umut olan, moral olan, güç olan herkese şükranlarımızı sunmak bir borç...

Ve duruşma salonunun dışında toplanan insanlara barınak olsun, açlık-susuzluk çekilmesin, ihtiyaçları giderilsin diyerek hazırlık yapan, büyük çabalar sarf eden, çevreyi sarı-lacivert renklerle bezeyen ve hatta ulaşımları için araç temin eden değerli insanlara da sonsuz teşekkürler...

Haftaya hepimiz Çağlayan Adliyesi'ndeyiz.

Bu sürecin bitiminde Fenerbahçe ile hesapsızca uğraşanlar daha da güçlenen bir yapıyı görünce "biz ne yaptık" pişmanlığına düşecekler.

Şüphesi olan 3 Temmuz'dan bu yana yaşananları sırasıyla gözden geçirsin. Yine de kestiremiyorsa kâbusunu beklesin!


http://twitter.com/hhosca

3 Şubat 2012 Cuma

SAFLARI DAĞITMA DEĞİL SIKLAŞTIRMA ZAMANI

Fenerbahçe taraftarları olarak kulübümüzün içinde bulunduğu kuşatma haline karşı büyük bir direnç gösterdik, göstermeye devam ediyoruz. Kulübümüzün hukuksal mücadelesinde resmi sıfatıyla durduğu yerin sağlamlığı sayesinde karşımızda saf tutanlar birer birer çözülmeye başladılar.

Detaylarının ayrı ve uzun bir yazı konusu olduğu bu gelişmeler hepimizde haklılığımızın doğrulanmasından kaynaklanan bir sevinç yarattı haliyle… 3 Temmuz’dan beri bir tek adım geri atmayan, direnci zayıflatmayan bizlerin bu duygularda olması çok doğal. Ama bu duyguların bir gevşeklik yaratma, bir rahatlama, hedeften şaşma, gardımızı düşürme gibi neticeleri olmamalı.

İşte bu aşamada taraftarlık boyutunda bazı rahatsızlıkların ayyuka çıkartılmaya başlandığı günler yaşıyoruz.

Yaşanan gelişmelerin verdiği rahatlık mı, yoksa tersine esmeye başlayan rüzgârın gündemi başka yönlere kaydırması illüzyonuna kapılmak mı; bilemiyorum. Mücadeleyi sürdüren takımlarımızın takip edildiği maçlarda sürecin gerçek anlamına uymayan ayrışmalar, gerginlikler, farklılıklar ve düşünülmesi bile ihanet sayılacak tepkiler gözlemleniyor.

Amacım kimseye taraftarlık ahkâmı kesmek değil. Kimsenin Fenerbahçeliliğini sorgulamak hadsizliğine de düşmeyeceğim. Ancak son günlerde hem stadımızda yükselmeye başlayan çatlak sesler ve sahaya yansımaları hem de salon sporlarında taraftar/çekirdekçi muhasebesine direkt dalınarak bir ayrışım havası oluşturulması acilen müdahale gerektiren yanlışlar olarak görülüyor. Bu duruma dikkat çekmekten başka bir niyet değildir bu yazı.

Futbol takımını tribünlerde takip eden ve destek verenler, bu sezonun (aslında hiçbir sezon unutulmamalı ya!) sportif başarıdan çok başka anlamlar taşıdığını bilerek yerlerini alması ve sahadakilere güç vermesi gerektiğini unutmamalıdır. Sahada alınan başarısız sonuçlar geçicidir. Ve asıl olan; emekleri yok sayılıp, alın terlerine leke sürülmek istenenlerin artık onur mücadelesi verdikleri gerçeğidir. Bu mücadelede eksiklik görülmesi halinde zayıf halka olarak görünenler sahada değil saha dışında ilgili kişilere yapılacak uyarılarla kendine getirilmelidir. Aksi durumun yanlışlığını artık öğrenmek zorundayız.

Salon sporlarında tribünlere koşan taraftarlarımızın şikâyetleri yoğunluk arz ediyor. Maçı izleyenlerin tezahüratlara katılmadıkları, destek vermek yerine adeta sinema/tiyatro seyircisi edasıyla etkisiz eleman, kuru kalabalık halinde hiçbir katkılarının bulunmadıkları düşünülüyor. Haklılık payı yüksek ve gerçekten üzüntü verici bir sorundur bu.

Ancak bu sorunun çözümü; henüz maç başlamadan etkisiz ve duyarsız görüntü içindekilere yönelik irrite edici tezahüratlar, sataşmalar ve ne yazık ki zaman zaman sahaya irkiltici maddeler atmak değildir.

Bu tutum, her branşı imkân bulduğunca yerinde takip etmeye çalışan, destek verdiği spor dalını bilerek, destek şeklini buna göre ayarlayarak uygulayan ve oynanan maçları adeta sahadakilerle birlikte yaşayan, gerçek anlamda etkili diyebileceğimiz taraftarları da rencide edebiliyor. Bilinmelidir ki; şarkı/türkü kıvamındaki tezahüratlara katılmayan her insan maçı etkisiz eleman olarak takip edenler değildir.

Futbol maçları ile salon sporları arasında destek açısından farklılıklar olduğunu öğrenmek zorundayız. Bu farklılıkları bilmeden kendi kısır taraftarlık anlayışımıza uyanlar ve uymayanlar olarak soruna yaklaşarak çözüme ulaşamayız.

Üstelik tamamen kurtuluş mücadelesi verdiğimiz bu süreçte itici tavırlarla ayrışımlar yaşanmasına neden olmak, en küçük bireye bile ihtiyacımızın olduğu bu günleri gücümüzü zayıflatarak yürümek bizim kâbusumuzdur.

Özellikle yeni salonumuz Fenerbahçe Arena’da (sponsorumuza müteşekkir olsak da benim için adı hep bu olacaktır) gerek yönetimsel açıdan (işletmesinin bazı mecburiyetler nedeniyle kulübümüzde olmaması), gerek tribünlerin yerleşimi bakımından ve gerekse maçlara cazibe duygularıyla rağbet edenlerin taraftarlık bilincini taşımamasından ötürü sözünü ettiğim sıkıntılar daha fazla yaşanacak.

Zamanla edinilecek tecrübelerle aşılması muhtemel bu sıkıntıların daha kısa sürede geride bırakılması için hem kulüp yönetimimiz hem de taraftarlar iletişim kurmalı, çözüm yollarını aklıselim biçimde bulmaya çalışmalıdır.

Taraftar gruplarımızın özellikle geçtiğimiz sezonun ikinci yarısı ile birlikte yaptıkları güç birliği, barındırdıkları akil kişilerin varlığı, saptanan çirkinlikleri ve ötekileştirmeye neden olan tepkileri dizginleyecek erdemdedir.

Aynı hâkim görüş, kurulacak diyaloglarla ve mantıklı hamlelerle ayrışmaya giden tehlikeli süreci durduracak ve bütünlük sağlanması için çaba sarf edecektir. Çünkü ihtiyacımız olan; safları dağıtmak-zayıflatmak değil, daha da sıklaştırmaktır!


http://twitter.com/hhosca

26 Ocak 2012 Perşembe

İNCE AYAR KURGU

Disiplin Talimatnamesi'nin 58. maddesinin değişmesini istemeyerek Fenerbahçe ile aynı safta yer alan Galatasaray'ın şimdi “şüphe altındaki kulüpler hakkında hemen hüküm verilsin, kalemler kırılsın” demesi bizleri şaşırtmıyor.

Gerçek amaçları; Fenerbahçe'nin içinde bulunduğu durumdan faydalanıp, zayıflatılması ve mümkünse belli bir süre önlerinden çekilmesidir. Bu sayede kulüplerinin içinde bulunduğu korkunç bitmişliği; kafayı çalıştırmaktansa "ama bizim UEFA ve Süper Kupamız var" diyerek hayal âleminde gezinmeyi tercih eden uyutulmuşları uyandırmadan düze çıkartmayı düşünüyorlar.

Fenerbahçe'nin olmadığı veya zayıflatıldığı bir ortamda karşılarında rakip kalmayacağı rahatlığı ile elde edeceklerini düşündükleri şampiyonluklar ve bu sayede Avrupa Arenasında edinecekleri kazançlarla bataktan çıkacaklarını zannediyorlar.

Kulüp başkanları bu ihtimale öylesine tutunmuş ki; aksi bir durumun yaşanmaması için her açıklamasında TFF'nin işi oldubittiye getirmesini ve sakat bir yargılama süreci ile cezaların kesilmesini istiyor. Hatta TFF Olağanüstü Genel Kurulu sonunda verdiği demeçlerde “beklentimiz dışındaki gelişmeler kurgunun bozulması demek olur, biz bunu asla istemeyiz” diyebiliyor.

Gelecek planlarını bu denli Fenerbahçesizlik üzerine kurgulayan(!) ülkemizin medarı iftiharı Galatasaray camiası, Fenerbahçe olmadan ülke futbolunun marka değerinin yerlerde sürüneceğini ve bu acı gerçekle hayal kurdukları gelirlere ulaşmakta zorlanacaklarını da kurgularının içinde hesaba katıyorlar mıdır?

3 Temmuz'dan beri yaşananların bir kurgu olduğunu bilen bizler; artık bunun diğerlerince de “ince ayarlarla kurgulandığı” şeklinde itiraf edildiğini izleyip, mücadelemizdeki haklılığımızı kamuoyunun takdirine sunuyoruz.


http://twitter.com/hhosca


25 Ocak 2012 Çarşamba

DELEGELERE DİKİZ!

Başkanı örgüt(!) kurup haksız başarı elde etmekle tutuklu bulunan Fenerbahçe ve sütten çıkmış ak kaşık(!), temizlik abidesi Galatasaray’ın 26 Ocak 2012 Perşembe günü yapılacak TFF Genel Kurul toplantısında yer alacak delegelerinin isim listelerini bilmeyenlere beyan olunur...

Fenerbahçe Spor Kulübü'nün TFF'ye sunduğu delege listesi: Aziz Yıldırım, Nihat Özdemir, Ali Koç, Nihat Özbağı, Murat Özaydınlı, Vedat Olcay ve Serhat Çeçen.

Galatasaray Spor Kulübü’nün TFF kongresinde görevlendirdiği delegelerin listesi: Ünal Aysal, Abdurrahim Albayrak, Adnan Öztürk, Refik Arkan, Alp Yalman, Ergün Gürsoy ve Mehmet Ağar.

Bir kulüp özgürlüğü kısıtlanarak, henüz suçu sabit olmadığı halde tutuklu olsa da başkanlık etiketi olan değerini önemli mesajlar vererek listeye yazıyor. Diğer isimleri de mevcut yönetim kadrosundaki kişilerden tespit edip TFF’ye bildiriyor. Bu tutum için destanlar yazılır.

Diğer kulüp ise görevdeki yönetim kurulu dışından üç isme listede yer veriyor. Hadi ikisi önceki dönemlerde başkan ve yönetici olarak görev yapmış kişiler diyelim. Peki, hüküm giymiş, cezaevinde olması gerekirken henüz tek bir gün bile yatmamış olan derin meseleler uzmanı ismin listede bulunmasının açıklaması nedir?

Kimlerle neyin temizliğini yapacak, topluma da bunu masum ve samimi göstereceksiniz?

3 Temmuz’da başlatılan operasyonun sessiz(!) bir o kadar da sinsi tarafı 96-2000 ruhu taşıyıcıları, artık aleni hareket etmekte beis görmüyor. Çünkü anormal olanın normalleştiği bir ülkede endişe duyacakları hiçbir çekinceleri yok!

96-2000 döneminin çakıl taşı temizleyicilerini o dönem şampiyonluk posterlerinde afişe edenler, şimdi ülke futbolunun temizliğinin(!) masaya yatırılacağı kongreye delege olarak atayabiliyorlar.

Çamurlu suyla steril ortam yaratmaya eşdeğer bir anlayış…

Futbolumuzun temizliği üzerine tefrikalar yazanlar; gerçek anlamda kimin neyle mücadele ettiğini önce kendilerine, sonra da sunulanı tüketmekle kalan uykudaki kamuoyumuza itiraf etsinler!

Bu yapılmadıkça yazılan ve sahnelenen hikâyeler baki kalacaktır!

http://twitter.com/hhosca

19 Ocak 2012 Perşembe

OLMASI GEREKENLER NEYDİ?

*3 Temmuz’da hakkında şüphe oluşanlar gözaltına alınırken izlenen yol daha insan haklarına uygun olmalıydı.

*Gözaltına alınanlar hakkında yargısız infaz oluşturacak sızıntı ve hareketlerden kaçınılmalıydı.

*Gizlilik kararı derhal çıkartılmalıydı ve titizlikle uygulanmalıydı. Basın şiddetle uyarılmalıydı.

*Bunları ihlal edenler derhal açığa alınmalı, haklarında yasal soruşturma ve kovuşturmalar başlatılmalıydı.

*Haklarında suçlama bulunan insanlar sorgulama sonunda tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmalıydı.

*TFF sürecin başında yaptığı açıklamanın arkasında durmalıydı. Savunması alınmayanlar hakkında hüküm oluşturulmamalıydı.

*TFF tutuklu/tutuksuz yargılanan herkese tedbir koymalı, ama iddianame ile birlikte ivedilikle süreci tamamlamalı ve karar vermeliydi.

*UEFA’ya “henüz dava sürecine bile geçilmemiş iddialar nedeniyle kulüplerimizi peşinen suçlu sayamayız, maçlarını oynayacaklar” denmeliydi.

*Ülke içinde kopartılan yaygaralara “her türlü kovuşturma yapılıp netice alınıncaya kadar şampiyon değişmeyecek, lig oynanacak” denmeliydi.

*TFF kurulları iddianame ile birlikte şüpheli her maç için hakem, gözlemci raporlarını ve maç görüntülerini incelemeye almalıydı.

*Tüm iddialar hakkında şüphelilerin savunmasını alıp, hem sportif açıdan hem de hukuki olarak incelemelerini yapmalıydı.

*Bütün bu incelemeleri tarafsızlığından ve işinin ustası olduğundan emin olunan ehil kişilerle ve hukukçularla yerine getirmeliydi.

*En sonunda varacağı kanaatin toplum vicdanını zedelemeyecek ölçüde oluştuğundan emin olarak kararını sezon sonunda açıklamalıydı.

*Şüpheli konumundakiler verilen karara itiraz haklarını sonuna kadar kullanmalı ve nihai karara herkes saygı duymalıydı.

*Sezon sonunda ortaya çıkacak nihai/kesinleşmiş karar doğrultusunda hiçbir tavizde bulunmadan cezalar kesilmeliydi.

*Kesilen cezalar oynanmakta olan sezonun şampiyonluğunu ve diğer derecelerini etkilememeli, değiştirmemeliydi.

*Bütün bu hengâme bittikten sonra TFF ve ülke sporuna hizmet eden tüm federasyonlar, sporun içindeki tüm unsurlarıyla birlikte…

*Dünya federasyonları ve hukuk normları çerçevesinde, birbirine paralellik oluşturacak düzenlemeleri de içeren…

*Sporun tüm unsurlarının fikrinin alındığı, her unsurun hakkının gözetildiği, insan haklarına uygun, sporun ruhuna aykırı olmayan…

*Kamu vicdanı denen olguya serinlik getiren, güven duygusunu öne çıkartan, çirkinlikleri dışarıda bırakan, güzellikleri destekleyen…

*Sporu kendi ali menfaatleri için kullanmaya çalışanlara fırsat tanımayan, kitleleri birbirine düşman ederek rant elde edenleri dışlayan…

*Sporun birleştirici, eğitici ve eğlendirici yönünü öne çıkartanları ödüllendiren, hem ülke hem dünya çapındaki başarıları destekleyen…

*Sporun spor ahlakı ve güzellikleri içinde yapılmasına olanak sağlayıp, siyaseti bu güzelliklerden tamamıyla uzak tutan…

*Lafta değil uygulamada kendini belli edecek, gerçek anlamda bir spor yasası ve ilgili federasyon talimatnameleri oluşturulmalıydı.

*Şimdiye kadar bunların geneli ihlal edildi. Edilmeyenler için de umut kırıcı tavırlar sergilendi. Ve ne yazık ki devam ediyor…

*Ucu kendisine dokunacağı endişesinde olanlar önce yasayı, sonra da disiplin talimatnamelerini değiştirmeye kalkıştı.

*Şike davası ile ilgili sportif hükmü verecek olanlar daha kendi mecralarında (PFDK/Tahkim) tutarsızlıkları ile güvensizlik yarattı.

*Manzara bu durumdayken, sportif anlamda adaletin sağlanacağını bekleyen milyonlarca insan kandırılmaya devam edildi ve ediliyor.

*Yukarıda yazılması muhtemel onlarca ayrıntı var. Okuyanlar ekleyebilir, yorumda bulunabilir. Sonu olmayan bir çarpıklık çünkü…

*Bunları aşmak için ihtiyaç duyulan gerçeklik; samimiyet, ahlak ve herkesin işinin ehli olarak olaylara mantıklı/akıllı yaklaşması değil mi?

*Her konuda olduğu gibi, yaşanan ve yaşatılan ülke sporu açısından da artık uykularınızdan uyanma vaktidir!


http://twitter.com/hhosca

18 Ocak 2012 Çarşamba

HUKUK MU GUGUK MU?

Hukuk devleti olduğu öne sürülen ülkemizin aslında guguk devleti olduğunun göstergesi çeşitli örnekleri yaşayarak görüyoruz. Yıllar öncesinden büyük emekler, planlar ve ısrarlı çabalarla elde edilenlerin ödülünü almak üzere son rötuşları da yapıyorlar.

Halkın güvenliği(!) için, ülkenin bütünlüğü(!) için, ileri demokrasi(!) için bütün devlet imkânlarını seferber eden bir iktidarımız var! Dünyanın hızla gelişen(!) ülkeleri sıralamasında üst raddelerde yerini almış, ekonomik gücü(!) tarihinde olmadığı kadar büyümüş bir ülkeyiz artık.

Aslında; gelir dağılımı açısından uçurumların büyüdüğü, orta gelirli denen kesimin ya çok zengin ya da çok fakir mertebesine eriştiği gerçeğinin ustalıkla gizlendiği, halüsinasyonlar ülkesi olduğumuz aşikârken…

 Terazisi sapıtmış ülkenin adaletinin düzgün ve sağlıklı olması nafile bir beklentinin ötesi değildir. Adaleti sağlaması beklenenlerin mayasının bozukluğu tüm ümitlerin solmasına neden olmakta…

Bölücülük yapanlar tüm yasal haklarıyla yargılanırken, sadece iktidarla aynı düşüncede olmadığı için parmaklıklar ardında çürüyenler…

Bir yanda iktidarla bağlantıları aşikâr bir kovuşturmada gizlilik titizlikle uygulanıp, tutuksuzluk kararı kolaylıkla çıkartılan ve kamuoyuna unutturulan denizdeki fenerler… Öte yanda hiçbir kesinliği olmadığı halde sportif suçlamalar nedeniyle ne gizlilik ihlali ile insani hakları tanınan, ne itibarları bırakılan, ne de hiçbir aksi belirtisi olmadığı halde ısrarla tutuklulukları sonlandırılmayan bahçedeki fenerler…

Nice kahramanlıkları anlatmakla bitmeyecek ordumuzun şükranlıkla anılası komutanlarının örgüt başı suçlamaları ile içeri alınmaları…

Kesinlikle örgütlü yapıldığı, planlandığı, azmettirildiği açık olan bir davada neredeyse öldürülen Ermeni vatandaşımızın suçlu çıkartılacağı bir adalet komedyası…

Bunlara eklenecek ve saymakla bitmeyecek onlarca adaletsizlik, hukuksuzluk, vicdansızlık!..

Ekonomisinde, siyasetinde, sporunda, medyasında olmayan adaletin, yargısında tecelli edeceğini zannedenler yanılgıda olduklarını bir bir öğreniyorlar.

Bir vatandaş olarak bütün bunlara göz yumulması kahrediyor. Bireysel tepkinin bir sonuç vermesi mümkün mü? Toplum bilincinin ortak refleksinin oluşması beklenti… Başına gelen sayısız olumsuzlukla yine de yönetenlerini bu kadar(!) seçebilenler için ümitvar olunamıyor.

***

Adaletin topuzu kaçmış kantarında dönüp bir de sporumuza bakalım mı?..

Mesela; 3 Temmuz’da ülke futboluna (aslında tüm spor dallarına) başlatılan taarruzun salt Fenerbahçe odaklı gelişmesi gerçek anlamda adalet isteği ile açıklanabilir mi? Güç dengelerince ilmek ilmek işlenen kuşatmanın en zorlu direnişçisi Fenerbahçe’yi ele geçirme, olmuyorsa zayıflatıp tehditkâr pozisyondan çıkartma çalışmaları devam ediyor.

İnsanların yaşanan süreçte adaletin sağlanacağı beklentisi var. Özellikle Fenerbahçe sevdalılarının suçsuzluğuna inandığı isimleri adil yargılama ile özgür kılacakları beklentisi… Unutulmaması, yaşanan çeşitli gelişmelerden pay biçerek farkına varılması gereken gerçekler ortada.

Ceza hukukuna göre tutuklu/tutuksuz bulunan şüpheliler yargılama sonunda gereken neyse bulacaklar. Bunun hakkaniyetle yerine getirilip getirilmeyeceği ihlal edilen onlarca hak ve yasaya rağmen az çok tahmin edilebilir. Spor hukuku yanına bakıldığında ise bambaşka bir garabet söz konusu… Kendi federasyonuna bağlı bir kulüple davalık olan TFF ve kurulları, yine kendi içinde oluşturulmuş yapısıyla Fenerbahçe (artık diğerleri figüran olduğu için anılmıyor) hakkında karar verecek.

UEFA denen Avrupa Futbol mafyasının resmi organının tehditlerine, aba altından sopa göstererek men edilme şantajlarına dik duramayanlar, haksız duruma düşmemek için zora girecek bir kararı PFDK-Tahkim Kurulu ve TFF Yönetim Kurulu seviyesinde nasıl alabilirler?

Şampiyonlar Ligi’ne gönderilmeyerek suçlu kabul edilen ama ulusal ligden düşürülmeye cesaret edilemeyen Fenerbahçe için, adil(!) bir kovuşturma sonucunda nasıl “suçsuz” sonucuna varılacak? Mahkemelerde yargılama süreci başlamadan talimatnameleri uyarlayarak ipi çekilmek istenen Fenerbahçe, diğerlerinin temize çıkartılarak aklanmasına kurban edilmek istenmeyecek mi?

Tribünlerinde insan yaralama olayına, uyuşturucu madde tespitine, ahlaksızlığın envai çeşidine zabıt tutulanların sadece 60,000TL ceza alması uygun bulup; öte yandan Fenerbahçe için en küçük gerginlikte kısa süreli öfke söylemlerine 125,000TL cezaları acımadan kesenler mi hakkında hüküm verecekler?

Talimatnamelerinde yeri olduğu halde yazılı izin olmadan bir kulübün futbolcusu ile gizlice transfer görüşmesi yaptığı tespit edilen bir kulüp için ceza hükmüne varmaya gerek görmeyenler mi..?

Şampiyonlar Ligi’nden “iddianamede yer alıyor, yöneticileri tutuklu bulunuyor, kanaatimiz suçludur” diyerek Fenerbahçe’yi men ederken; tutuklu veya tutuksuz yargılanan diğer takımları UEFA yarışmalarına göndermekten çekinmeyenler mi hüküm verecekler?

Temiz spor için şikeyle mücadele ettiklerini savunanlar kendilerini kurtarmak pahasına adalete şike bulaştırarak mı hükme varacaklar?

***

Bu sürecin başından beri beklentim savunma haklarının kullanılması aşamasıdır. Benim için bir yargıya varmak ancak o zaman mümkün olacaktır. İlk günden beri direnen, ithamlara rağmen her bireyine sahip çıkan Fenerbahçeliler de aynı düşüncede ve beklentideler.

Artık adaletin doğru tecelli etmeyeceği kanısına varan bizler sadece savunma haklarının kullanılmasını bekliyoruz. Kişiler hakkındaki görüşlerimiz bunun sonunda kesinleşecek ve gereğini hep birlikte yapacağız.

Fenerbahçe kimsenin affına tamah etmez. Kendilerini kurtarmak için TFF Disiplin Talimatnamesi 58. maddeyi elden geçirmek isteyenler Fenerbahçe’yi çalmak istedikleri minarenin kılıfı olarak kullanamazlar. Mevcut hali ile yargılama bitecek. Haklarında şüphe bulunanlar aynı çerçevede ve aynı hükümlerle yargılanacak.

Netice belli oluncaya kadar suçlamaları da yargısız infazları da kabul etmedik, asla etmeyeceğiz. Terazisi kaçmış, şaftı kaymış, çamurun dibine batmış düzende gerçek adaleti ancak vicdanlarımızda bulacağız.

Adaleti yerine getirmesi gereken hukuk sistemi bu ülkede guguk sistemi mi daha net anlayacağız!

http://twitter.com/hhosca

17 Ocak 2012 Salı

HERKES İYİ BİLSİN


Taraflı tarafsız herkes iyi bilsin:

Manisa'da oynanan maç sıradan akılların, hissetmeyi bilmeyen yüreklerin anlayabileceği bir maç değildi.

Manisa'da, maç öncesi seremonide giyilip çıkartılan, ama aslında ruhumuzun üniforması olan çubuklunun emanetçisi Efsanelere atfedilen bir maç oynandı.


Adaletin kırılmadık yerini bırakmayanlara tokadı; henüz 52. dakikada kırmızı kart görmesi gereken Baroni'nin karambole doğru sektirdiği topun, maç boyunca canını dişine takıp sonlarda da emek hırsızlığı yapmaya çalışan Yiğit(!) birinin kafasına çarparak ağları bulmasıyla vurmak kısmet oldu!

Adalet er veya geç yerini bulduğunda Fenerbahçe'yi bitireceğini zannedenler tokat manyağı olacaklar!


http://twitter.com/hhosca

11 Ocak 2012 Çarşamba

BU YARIŞI KAYBEDERSİNİZ!

Siyasileri bir telaş almış gidiyor. Ülkeyi Trabzon’dan ibaret zannediyor olmalılar ki; seçmenlerine şirinlik yaparak seçimlerde oy oranlarını yükseltmek adına, partisi ne olursa olsun şehrin vekilleri 2010-2011 lig kupasını müzelerine taşıma yarışındalar.

Trabzon’daki yerel baskının mı bu akılsızlığa yol açtığını bilmemekle birlikte, kendi partilerinin akil kişilerince uyarılmamaları başka bir akıl tutulması boyutu…

Trabzon halkını sahte vaatlerle kandırmak pahasına ülkenin geri kalanını, ama özellikle Fenerbahçeli olanlarını karşılarına alma cesaretini gösterenler nasıl bir haltın içine düştüklerini bilmiyorlar. 150-200 binlik bir şehrin futbol takımı üzerinden ülke genelinde prim yapacaklarını zannedenler tarihe yazılmış gerçeklerle yüzleştiklerinde artık geç olacak!

Dün/bugün AKP’lisi CHP’lisi, yarın eğer bu modaya kapılma gafletine düşerlerse bir başka partilisi; siyasi geçmişte Fenerbahçe’nin öfkesini kazananların şimdi ne durumda ve nasıl bir hiçlikte olduklarını görsünler. Görsünler ki, Fenerbahçe Cumhuriyeti gerçeğini karşılarına almanın sonuçlarını hesap ederek anlamsız tavırlarına yön versinler!

Spora kanser gibi bulaşan siyasi partiler ve siyasetçiler, kendilerine halk yardakçılığı malzemesi olarak seçtikleri kulüpler yüzünden büyük bir uçuruma sürüklendiklerini öğrenecekler!

Ben bir Fenerbahçeli olarak ant içerim ki;
- Bundan sonra ülkemizde gerçekleşecek ilk seçim ve devamındaki her oylamada sandık başına çubuklu forma ile gideceğim.
- Ailemde ve yakın çevremde yer alan bütün Fenerbahçelilerin de aynı üniforma ile vatandaşlık görevini yerine getirmesi için elimden gelen çabayı gösterip, Fenerbahçe sevdalılarını organize etmek için çalışacağım.
- Hem ülke geleceğine sahip çıkmak, hem canımızla kanımızla kurduğumuz cumhuriyetimizi korumak, hem de bütün bunların yılmaz bekçisi yıkılmaz kale Fenerbahçe’nin gücünü önce ülkeye sonra tüm dünyaya göstermek için…

Bir Fenerbahçeli olarak artık makul ve mantıklı bir birey olmakta zorlanıyor, öfke ile doluyorum. Fenerbahçeliyi değerleri üzerinden sınamaya kalkanlar, bunu ısrarla sürdürenler sarı-lacivert öfkeden korkmalılar!

Futbolcularımızın ve KOCAMAN yürekli adamın alın terleriyle sulanarak, analarının ak sütü kadar helal biçimde kazanılmış şampiyonluğun teneke kupasını fiilen almayı başaracağınızı zannediyorsunuz. Peki, Fenerbahçelinin yüreğindeki kupayı nasıl alacağınızı da düşündünüz mü? Ne yüreğimize kazıdığımızı ne de teneke de olsa büyük emek barındıran kupanın kendisini elimizden alacak güç görmüyorum.

Kupanın adresi, yeri, mekânı belli… Kendisi de sapı da orada duruyor. Size çağrımızdır ey halk yardakçısı siyasiler; gelin alın!

http://twitter.com/hhosca

4 Ocak 2012 Çarşamba

HER ZAMAN YALNIZ, HER ZAMAN TEK BAŞINA

Bu hiçbir zaman farklı biçimde vuku bulmadı ki!..
Biz hiçbir zaman mücadelemizi destek bularak vermedik ki!..

3 Temmuz’dan beri yaşananlar, yaşatılanlar köklü bir yıkımı sağlamak için kalkışılmış büyük çaplı bir kuşatma olsa da öncesinde de bundan farklı değildi ki!..

Fenerbahçe hangi dönemde yalnız başına mücadele edip, tek başına direnen olmadı ki?..

İçinde bulunduğumuz her yarışmada değişen rakiplerimiz hep destek bulan, arkadan itilen, topyekûn pohpohlanarak karşımızda direnenlerdi.

Bu gerçekleri saptırıp “Fenerli Medya, Fenerasyon, hakemler Fenerbahçe’yi kolluyor” yalanları ile kamuoyunun bilinçaltına oynayanlar yine sahnede oyunlarına devam ediyorlar.

Üstelik bu kez çok daha acımasızca ve çok daha şiddetli bir ahlaksızlıkla!

Zirveye oynadığı her dönemde rakibi olanların etrafında güç birliği yapanlar şimdi eski ruh arayıcılarının peşine takılmış yürüyeduruyorlar!

Ey Fenerbahçeli!..
Ey Fenerbahçeli futbolcu, yönetici, teknik direktör, malzemeci, tesis çalışanı…
Ey kendini Fenerbahçe’nin neferi sayan insan evladı!..

Hala uyanmak, safları her zamankinden daha fazla sıklaştırmak, sımsıkı ve sert bir yumruk olmak için ne gibi bir bahane arıyor, neyle yüzleşmek istiyorsun?!

Bursaspor itelenirken kendi kusurlarımızla katkıda bulunduk. Ama aynı güç birliği iş başındaydı. Kendi kendimizle çatışma zekâsızlığından büyük resmi kaçırdık.

Trabzonspor uzun yılların hasretine son vermek üzere rüzgârı yelkenlerine doldurduğunda bu kez tahmin edemedikleri bir geri dönüşle güle oynaya alacaklarını zannettikleri kupayı söküp aldık. Hemen akabinde yaşananlar neyin intikamı zannediyorsunuz?!

Bu kez işi sağlama almak ve “başarırsa onlar başarır” diyerek karşımıza ülkenin diğer büyük(!) gücünü çıkartmak için her türlü hazırlık yapıldı, koşullar lehlerine oluşturuldu ve ister kapalı kapılar ardında, ister alenen; bütün destek verilmeye başlandı.

Türk Futbolunun medar-ı iftiharı imparatoresinin önündeki çakıl taşları yıllar öncesindeki seri başarılarında(!) olduğu gibi temizlenmeye, sorun teşkil edecek tek gücü çaresiz bırakacak hamleler yapılmaya yüz tuttu.

Dün oynanan maçı iyi irdeleyin. Orada yaşananlar birçok ipucunu anlayanlara gösteriyordu.
Hakemlerin çok basit(!), insani(!) hatalarının nasıl da gerekli anlarda devreye girdiğini ve bunun böyle devam edeceğini gözlemleyin.

Rakibi olan bir teknik direktörün öfke dolu olması gerekip, tepki ile soyunma odasına gitmesi beklenirken nasıl da kucaklaştıklarını, yaşadıklarından gayet memnun biçimde ve görevini yerine getirmiş insan rahatlığında resim verdiğini görün!

İşte bu açık kurgunun muhatabı olarak daha sağlam, daha dirençli ve daha iştahla mücadeleye devam etmenin gerçeğine uyanın!

Bu mücadelede zayıf kalacak, isteksiz olacak, başka hesaplar yapacak hiçbir kimsenin aramızda yeri yok! Bu ister yönetici olsun, ister futbolcu, isterse de taraftar!

Unutmayın!
Fenerbahçe içinde olduğu yarışmalarda tek başına mücadele ettiğinden daha da yalnız ve tek başınadır.

Yalnız olanlar, gücünü dağıtacak yan yollardan uzak durup, zayıflamaya neden olacak tuzaklara düşmeden kurtuluş mücadelesini vermek zorundadır!

Böylece biline!

http://twitter.com/hhosca