dertlesiYORUM
Çok bi'şey beklemeyin!.. Belki her telden, ama daha fazla FENERBAHÇE...
19 Mayıs 2012 Cumartesi
TÜRKİYE FENERBAHÇE'DİR!
"FENERBAHÇE SPOR KULÜBÜ TÜZÜĞÜ
B İ R İ N C İ K I S I M
GENEL HÜKÜMLER
...
...
Kulübün Amacı ve Faaliyetleri
Madde 3 : Kulübün amacı ; Atatürk’ün gösterdiği hedef ve ilkeler doğrultusunda; çağdaş yaşama uygun olarak, üyelerin ve sporcuların beden ve ruh sağlığını geliştirecek olanaklar hazırlamak ve onların fizik ve moral eğitimleri ile ilgilenmek, onları Kulübün tesis ve faaliyetlerinden yararlandırmaktır.
..."
Bir sevgi cumhuriyeti olan Fenerbahçe Spor Kulübü; Atatürk'ün ilkelerine ve Türkiye Cumhuriyeti'ne sahip çıkan değerler bütününden oluşmaktadır.
Kulüp tüzüğünde yer alan yukarıda yer verilen madde ile bunu gerçekliğe dönüştürmüş, tarihi boyunca da bunun mücadelesini vermiştir.
Bu uğurda, ülke çapında ötekileştirilmek pahasına mücadelesine de devam etmektedir.
Ziyaretinde "ebedi muvaffakiyetler" emreden Ulu Önder Atatürk'ün yolunda, Türkiye Cumhuriyeti değerlerini korumak için direnmeye, yüksek mücadelede bulunmaya ve ödün vermeden yürümeye devam edecektir.
Cumhuriyetimizi tehdit altına alanlar Fenerbahçe'yi ele geçiremedikleri müddetçe Türkiye Cumhuriyeti üzerindeki emellerine de ulaşamayacaklar!
Çünkü;
FENERBAHÇE TÜRKİYE, TÜRKİYE FENERBAHÇE'DİR!
19 Mayıs ATATÜRK'Ü ANMA, Gençlik ve Spor Bayramı Kutlu olsun.
http://twitter.com/hhosca
1 Nisan 2012 Pazar
POTANIN KRALİÇELERİ
Ülkemizde kadınlar basketbolu dendiğinde ezici bir üstünlükle önde olan Potanın Kraliçeleri ülke dışındaki yükselişini de sürdürüyor.
Bugüne kadar son sekiz takım aşamasını geçemese de her zaman en güçlüler arasındaki yerini sağlamlaştıran ve Avrupada korkulan takımlar arasında başlarda yerini alan Potanın Kraliçeleri final oynama şansını sadece bir mağlubiyetle kaçırdı.
16 maçta 16 galibiyet elde ederek finale bir adım kala aldığı mağlubiyetle bu şansı kaçıran Fenerbahçe'mizim Kraliçeleri ülkemizde bugüne kadar elde edilmemiş ilk dörde girme başarısını tarihimize yazmayı bildiler. Bugün oynayacakları maçta rakibini yenmesi halinde Avrupa üçüncülüğü gibi hiç de küçümsenmeyecek bir zafere imza atacaklar.
Biz onların her türlü kısmetsizliğe rağmen şampiyonluğu elde edecek kapasitede olduklarını biliyoruz. Bu sene bunu kazanmak nasip olmadı. Ayağımıza kadar gelen fırsatı kaçırdığımız için üzgünüz elbet... Ama yaşattıkları gurur ve bu ülkenin tartışmasız en büyüğü oldukları için müteşekkiriz.
8'li finallerin son gününde Ekaterinburg ile oynayacakları 3.lük maçında elde edecekleri sonuç, alacakları paye dışında bizim için önem taşımıyor. Her ne olursa olsun bizim değerlilerimiz olarak yerlerini koruyacaklar. Abdi İpekçi'ye gelecek taraftarlarca maçın sonunda ayakta alkışlanacak, saygı ile salondan uğurlanacaklar.
Üzerlerine çalınan çamura rağmen alınterlerinin kıymetini koruma ve onur mücadelesi veren futbol takımımızın hemen hemen aynı saatlerde hırsızlarla(!) olan maçı Kraliçeler için bir talihsizlik... Deplasmandaki bu maçı tribünden destekleme şansı olmasa da taraftar çoğunluğu ekranlardan izlemeyi tercih edecektir.
Oysa kulübümüze kadınlar basketbolda ilk Avrupa üçüncülüğünü kazandırma şansı olan Potanın Kraliçelerini desteklemek de bir taraftarlık görevidir. Potanın Kraliçeleri ile duyduğumuz gururun adeta merasimi olacak bu maçta yanlarında olup, onları selamlamak borcumuzdur.
Dün ve bugün olduğu gibi, yarın da aynı derecede olacağı gibi...
BU TARAFTAR SİZİNLE GURUR DUYUYOR KRALİÇELER!
http://twitter.com/hhosca
26 Şubat 2012 Pazar
DİRENİŞE YAKIŞMIYOR!
Futbol takımımızın özellikle deplasmanlarda sergiledikleri yakışıksız mücadeleye taraftarların isyanı var. Sonuna kadar haklısınız...
Başından beri empati yapmaya ve yaşadıklarının kolay şeyler olmadığı gerçeği ile hoşgörü göstermeye çalışıyorum.
Yine saha sonucunda değilim. Ama mücadele tarafı artık ağrıma gitmeye başladı.
İşte bu aşamada; alışılagelmiş karakteristikleri ile maç sonuçlarına göre takımı yerden yere vuranlara hiçbir zaman eyvallahim yok. Ancak mücadele yoksunluğu ile isyan edenlerin haklılığına da tek sözüm olamaz.
Aykut hocamız da dünkü maç sonrası açıklamalarında artık oyuncularına isyan noktasına geldi. Futbolcularımızın bunu dikkate alması kaçınılmazdır.
Aksi halde, dünkü açıklamalarından anladığım kadarı ile Aykut Kocaman etkili tedbirler almak durumunda olacağını göstermiştir. Ki bence bu konuda haklıdır ve daha erken davranmadığı için de kusurludur. Karakter yapısı ve insanlığı yönüyle bu gecikmesini anlayışla karşılayabiliyorum.
Umarım bundan sonra üzerilerine oynanan oyuna, alın terlerine yapılan saldırıya ve atılan çamura sözde değil gerçek anlamda tepki koyup, sahada verecekleri performansla her maçın bir direniş olduğunu benimseyerek devam ederler.
Tüm sporcularımız; 3 Temmuz'dan beri bu taraftarın geriye yarım adım dahi atmayıp, kolluk kuvvetleri ile karşı karşıya kalmak pahasına gösterdiği direnç ve direnişten biraz olsun feyz almalı, bu direnişe saygıdan üzerlerine düşeni yapmalıdırlar.
Taraftarın beklentisi; her maçın kazanılması, şampiyonluğun ve kupanın elde edilmesi değil, yüksek mücadele gücü ile adeta sahada da direniş içinde olunmasıdır!
Değerli üstad Alpaslan Akkuş'un "Özlem" yazısında sözünü ettiği emanetlere, yani triko çubuklu formaya ve 105 yıllık onurumuza yakışan budur!
http://twitter.com/hhosca
24 Şubat 2012 Cuma
Helal Olsun Size!!!
Uzun
zamandır erkek basketbol takımımızın maçlarında yaşamadığımız bir geceyi
yaşadık dün.
Belki
de takımı, hocayı kendine getirmesi için böyle bir mucizevî galibiyete
ihtiyacımız vardı.
Normal
sürenin sonlarına doğru vakit daraldıkça sayı farkı hala 6'lardayken "bu
maçı kazanmamız bir anlam ifade etmez, mutlaka en az 6 sayı farkla
kazanmalıyız, bunun için de şu anda olabilecek tek seçenek maçı berabere
bitirmek ve uzatmada gerekli farkı bulmak olmalı" diye
düşündük/konuştuk/haykırdık.
Savunmayı
iyice sertleştirip, faul atışları ve hücumlarda sayı bularak farkı eritince
"acaba olur mu? bu kez de olsun be!" diyerek heyecanla ama adeta
gırtlağımızı yırtarak maça daha fazla verdik kendimizi.
Rakip
faul atışı kullanırken pota arkasının bütünüyle dikkat dağıtma çabaları,
Fatih'in yerini terk edip tam pota arkasına giderek yaptığı müdahalelerle
etkisini gösterdi. :)) Ekranlara yansıdığını dönüş yolunda bitmeyen
konuşmalarından öğrendiğimiz Giray ağabeyin muhteşem coşkusu ve heyecanı
görülmeye değerdi. :)
Birçok
kişinin çok kızdığı Ukiç'in son salise göz damlası maçı uzattığında salonun ve
bizlerin halini görmenizi isterdim. Maç boyunca çok kızdık, hatalara isyan
ettik, basit ve birbirinin kopyası yenen sayılara kahrolduk, hocanın geciken
müdahalelerinde "hocam uyuma" dedik... Ama bütün bunlara rağmen
oyuncuların gösterdikleri takdire şayan mücadeleye ve hocanın gözlerimin önünde
her birini motive etmek için gösterdiği şefkat ve yakınlığa, her molada ve
oyunun durduğu anlardaki oyuncularla ikili istişarelerine tanıklık edince hepsi
mutluluğa, gurura dönüştü.
Salondaki
herkes açıldığından beri en muhteşem günü yaşamamızda pay sahibiydi. Arada
küçük iğnelemeler olsa da tüm salon yerinde ve zamanında ne yapması gerekiyorsa
yapmaya çalıştı. Henüz maç bitmeden, sayı farkı varken salonu terk edenler
Fenerbahçe'den ümidi kesmenin hata olduğunu umarım acı bir tecrübeyle ve
pişmanlıkla öğrenmişlerdir.
Sabah
kalktığımda gırtlağımdaki yumru, acı ve yanma bana yadigâr kalsa da uzun süre
sonunda bize bu derece heyecanlı ve inanılmaz bir geri dönüş sonrası
yaşattıkları zaferden ötürü Potanın Krallarını kutluyorum.
Haftaya
Milano maçını da kazanmamız halinde son 8 takım arasına kalmayı başaracağız.
Ama öncesinde Pazar günü (26 Şubat) salonumuzda BJK derbisine çıkacağız. Kazan
galibiyeti ile kavuşmuş olmalarını dilediğim özgüvenle ve salona gelecek
taraftarın desteği ile son zamanlarda iyi bir çıkış yakalayan BJK basketbol
takımını yenmeyi umuyor ve buna inanıyorum.
Not:
Yazı başlığı değerli dostum Caner Argan’a aittir.
22 Şubat 2012 Çarşamba
FBSK Örgüt Üyelerinin Dikkatine!
Mahkeme
süreci başladığından beri artık ne iş ne güç..!
Sevgililer
Günü gaflet tarihine denk gelen beklenen gün; binlerce Fenerbahçeli, güneşin
doğuşunu yollarda izleyerek Silivri’ye akın etti.
Yağışsız
ama çok keskin soğuk o yüce gönüllü Fenerbahçe sevdalılarını üşütmeye yetmedi.
Söylediklerine göre hala Temmuz’un 3’üydü!
Hafta
arası iş günü, çok soğuk hava, sabahın kör saati ve kilometrelerce uzak
olmasına rağmen Silivri’ye gidenler umut verdi.
Çünkü
savunmalar şehrin göbeğinde, ulaşılması kolay bir yerde, Çağlayan’da alınacaktı.
Fenerbahçeli için sığılmayacak bir alan olmalıydı.
20
Şubat sabahı beklentilerin altında kalındı. Çalışan insanların zaman ayırması,
işlerini aksatması kolay değil.
Alanı
dolduran, duruşması görülenlere destek verenler elbette azımsanacak ölçüde
değildi. Bir başka topluluğa nasip olmayacak destek var.
Yine
de Avrupa’nın en büyük adliyesi olmasıyla övünülen bir yapının çevresindeki
geniş alanın haksızlığa isyana yetmemesi gerekirdi.
Verilen
arada dikkatimizi toparlayarak Perşembe ve Cuma günleri artan bir katılımla
kurgulanmış mahkemeye tepkiyi yüksek düzeyde koymalıyız!
Hala
mahkemenin yasak görüntülerini el altından sızdırarak dikkatleri başka yönlere
kaydırmaya çalışanlara yutmadığımızı göstermek için…
Her
kelimesi çöpe atılan kurgunun ahmakça ve hükümsüz olduğunu zihniyetlerine
çakanları artık içeride tutamayacaklarını haykırmak için…
Sporunun
yanında adaletinin, siyasetinin, emniyetinin, insan kalitesinin yeniden dizayn
edilmesi gerektiğine ayna tutanlara özgürlük için…
Her
kesime ders niteliğindeki savunmasında başkanımıza ve yanında yargılanan dava
arkadaşlarına destek vermek için…
Ve
sonunda Cuma günü geç saatlerde değerlendirilecek tahliye talepleri sonrası
muhtemel tahliyelerde yanlarında olmak için…
Vaktini,
işini, imkânını ayarlayabilen tüm Fenerbahçelilerin Çağlayan’a koşması ve
adliyenin çevresini doldurması bir görevdir!
Fenerbahçe
Spor Kulübü örgütüne(!) mensup her bireyin asli görevidir!
15 Şubat 2012 Çarşamba
FENERBAHÇE YARGILANIYOR
Dün Silivri'de başlayan mahkeme süreci ile birlikte artık söz savunmanın olacak. İlk günkü duruşmaya bir başka camiaya nasip olmayacak büyüklükteki taraftar akını muhteşemdi.
Havanın soğuğuna, mesafenin uzaklığına, iş günü olmasına ve sabahın kör karanlığına rağmen binlerce sarı-lacivert yürek yollara döküldü.
Bir kısmı belki yargılananın adı Aziz, Şekip, İlhan, Cemil, Tamer olduğu için ama mutlaka hepsi asıl yargılanan FENERBAHÇE olduğu için koştu Silivri'ye.
Duruşmanın ilk gününde yollara düşüp salondakilere nefes olan, umut olan, moral olan, güç olan herkese şükranlarımızı sunmak bir borç...
Ve duruşma salonunun dışında toplanan insanlara barınak olsun, açlık-susuzluk çekilmesin, ihtiyaçları giderilsin diyerek hazırlık yapan, büyük çabalar sarf eden, çevreyi sarı-lacivert renklerle bezeyen ve hatta ulaşımları için araç temin eden değerli insanlara da sonsuz teşekkürler...
Haftaya hepimiz Çağlayan Adliyesi'ndeyiz.
Bu sürecin bitiminde Fenerbahçe ile hesapsızca uğraşanlar daha da güçlenen bir yapıyı görünce "biz ne yaptık" pişmanlığına düşecekler.
Şüphesi olan 3 Temmuz'dan bu yana yaşananları sırasıyla gözden geçirsin. Yine de kestiremiyorsa kâbusunu beklesin!
3 Şubat 2012 Cuma
SAFLARI DAĞITMA DEĞİL SIKLAŞTIRMA ZAMANI
Fenerbahçe taraftarları olarak kulübümüzün içinde bulunduğu kuşatma haline karşı büyük bir direnç gösterdik, göstermeye devam ediyoruz. Kulübümüzün hukuksal mücadelesinde resmi sıfatıyla durduğu yerin sağlamlığı sayesinde karşımızda saf tutanlar birer birer çözülmeye başladılar.
Detaylarının ayrı ve uzun bir yazı konusu olduğu bu gelişmeler hepimizde haklılığımızın doğrulanmasından kaynaklanan bir sevinç yarattı haliyle… 3 Temmuz’dan beri bir tek adım geri atmayan, direnci zayıflatmayan bizlerin bu duygularda olması çok doğal. Ama bu duyguların bir gevşeklik yaratma, bir rahatlama, hedeften şaşma, gardımızı düşürme gibi neticeleri olmamalı.
İşte bu aşamada taraftarlık boyutunda bazı rahatsızlıkların ayyuka çıkartılmaya başlandığı günler yaşıyoruz.
Yaşanan gelişmelerin verdiği rahatlık mı, yoksa tersine esmeye başlayan rüzgârın gündemi başka yönlere kaydırması illüzyonuna kapılmak mı; bilemiyorum. Mücadeleyi sürdüren takımlarımızın takip edildiği maçlarda sürecin gerçek anlamına uymayan ayrışmalar, gerginlikler, farklılıklar ve düşünülmesi bile ihanet sayılacak tepkiler gözlemleniyor.
Amacım kimseye taraftarlık ahkâmı kesmek değil. Kimsenin Fenerbahçeliliğini sorgulamak hadsizliğine de düşmeyeceğim. Ancak son günlerde hem stadımızda yükselmeye başlayan çatlak sesler ve sahaya yansımaları hem de salon sporlarında taraftar/çekirdekçi muhasebesine direkt dalınarak bir ayrışım havası oluşturulması acilen müdahale gerektiren yanlışlar olarak görülüyor. Bu duruma dikkat çekmekten başka bir niyet değildir bu yazı.
Futbol takımını tribünlerde takip eden ve destek verenler, bu sezonun (aslında hiçbir sezon unutulmamalı ya!) sportif başarıdan çok başka anlamlar taşıdığını bilerek yerlerini alması ve sahadakilere güç vermesi gerektiğini unutmamalıdır. Sahada alınan başarısız sonuçlar geçicidir. Ve asıl olan; emekleri yok sayılıp, alın terlerine leke sürülmek istenenlerin artık onur mücadelesi verdikleri gerçeğidir. Bu mücadelede eksiklik görülmesi halinde zayıf halka olarak görünenler sahada değil saha dışında ilgili kişilere yapılacak uyarılarla kendine getirilmelidir. Aksi durumun yanlışlığını artık öğrenmek zorundayız.
Salon sporlarında tribünlere koşan taraftarlarımızın şikâyetleri yoğunluk arz ediyor. Maçı izleyenlerin tezahüratlara katılmadıkları, destek vermek yerine adeta sinema/tiyatro seyircisi edasıyla etkisiz eleman, kuru kalabalık halinde hiçbir katkılarının bulunmadıkları düşünülüyor. Haklılık payı yüksek ve gerçekten üzüntü verici bir sorundur bu.
Ancak bu sorunun çözümü; henüz maç başlamadan etkisiz ve duyarsız görüntü içindekilere yönelik irrite edici tezahüratlar, sataşmalar ve ne yazık ki zaman zaman sahaya irkiltici maddeler atmak değildir.
Bu tutum, her branşı imkân bulduğunca yerinde takip etmeye çalışan, destek verdiği spor dalını bilerek, destek şeklini buna göre ayarlayarak uygulayan ve oynanan maçları adeta sahadakilerle birlikte yaşayan, gerçek anlamda etkili diyebileceğimiz taraftarları da rencide edebiliyor. Bilinmelidir ki; şarkı/türkü kıvamındaki tezahüratlara katılmayan her insan maçı etkisiz eleman olarak takip edenler değildir.
Futbol maçları ile salon sporları arasında destek açısından farklılıklar olduğunu öğrenmek zorundayız. Bu farklılıkları bilmeden kendi kısır taraftarlık anlayışımıza uyanlar ve uymayanlar olarak soruna yaklaşarak çözüme ulaşamayız.
Üstelik tamamen kurtuluş mücadelesi verdiğimiz bu süreçte itici tavırlarla ayrışımlar yaşanmasına neden olmak, en küçük bireye bile ihtiyacımızın olduğu bu günleri gücümüzü zayıflatarak yürümek bizim kâbusumuzdur.
Özellikle yeni salonumuz Fenerbahçe Arena’da (sponsorumuza müteşekkir olsak da benim için adı hep bu olacaktır) gerek yönetimsel açıdan (işletmesinin bazı mecburiyetler nedeniyle kulübümüzde olmaması), gerek tribünlerin yerleşimi bakımından ve gerekse maçlara cazibe duygularıyla rağbet edenlerin taraftarlık bilincini taşımamasından ötürü sözünü ettiğim sıkıntılar daha fazla yaşanacak.
Zamanla edinilecek tecrübelerle aşılması muhtemel bu sıkıntıların daha kısa sürede geride bırakılması için hem kulüp yönetimimiz hem de taraftarlar iletişim kurmalı, çözüm yollarını aklıselim biçimde bulmaya çalışmalıdır.
Taraftar gruplarımızın özellikle geçtiğimiz sezonun ikinci yarısı ile birlikte yaptıkları güç birliği, barındırdıkları akil kişilerin varlığı, saptanan çirkinlikleri ve ötekileştirmeye neden olan tepkileri dizginleyecek erdemdedir.
Aynı hâkim görüş, kurulacak diyaloglarla ve mantıklı hamlelerle ayrışmaya giden tehlikeli süreci durduracak ve bütünlük sağlanması için çaba sarf edecektir. Çünkü ihtiyacımız olan; safları dağıtmak-zayıflatmak değil, daha da sıklaştırmaktır!
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
