30 Ağustos 2009 Pazar

BİR BAŞKADIR BENİM MEMLEKETİM!

Tüm Türk ulusunun, bu topraklarda yaşayıp kendisini Türk olarak gören bütün Türk halkının 30 Ağustos Zafer Bayramı kutlu olsun!

Ne mutlu Türküm diyene..!


* * *


Havasına suyuna taşına toprağına

Bin can feda bir tek dostuma

Her köşesi cennetim ezilir yanar içim

Bir başkadır benim memleketim


Anadolum bir yanda yiğit yaşar koynunda

Aşıklar destan yazar dağlarda

Kuzusuna kurduna Yunus'una Emrah'a

Bütün alem kurban benim yurduma


Mecnun'a Leyla'sına erişilmez sırrına

Sen dost ararsan koş Mevlana'ya

Yeniden doğdum dersin derya olur gidersin

Bir başkadır benim memleketim


Gözü pek yanık bağrı türkü söyler çobanı

Zengin fakir hepsi de sevdalı

Ben gönlümü eylerim gerisi Allah kerim

Bir başkadır benim memleketim


Havasına suyuna taşına toprağına

Bin can feda bir tek dostuma

Her köşesi cennetim ezilir yanar içim

Bir başkadır benim memleketim


Anadolum bir yanda yiğit yaşar koynunda

Aşıklar destan yazar dağlarda

Kuzusuna kurduna Yunus'una Emrah'a

Bütün alem kurban benim yurduma


Mecnun'a Leyla'sına erişilmez sırrına

Sen dost ararsan koş Mevlana'ya

Yeniden doğdum dersin derya olur gidersin

Bir başkadır benim memleketim


Gözü pek yanık bağrı türkü söyler çobanı

Zengin fakir hepsi de sevdalı

Ben gönlümü eylerim gerisi Allah kerim

Bir başkadır benim memleketim


http://twitter.com/hhosca

25 Ağustos 2009 Salı

NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE!

Ben bir demokratım;
Toplumun en büyük kesiminden en küçük aile yapısına kadar demokrasinin ilkelerini barındırması gerektiğine inanan ve buna uygun yaşamaya çalışan...

Ben bir diktatörüm;
Doğru bildiğinden şaşmayarak, gözleri adeta kör olmuşçasına yanlış içinde olanlara karşı durabilen, doğrularını kabul ettirmek için elinden geleni yapan...

Ben bir sol görüşlüyüm;
Emekçi halkın yanında olan, işveren olmasına rağmen, çalışanı zor hayat şartlarında işsiz kalmasın diye, sırtına büyük bir yük olacağını ve bu nedenle belki de sıfırı tüketecek noktaya geleceğini bilmesine rağmen istihdam etmekten geri durmayıp, emekçiye destek vermeyi seçen...

Ben bir laik, muhafazakar ve dindarım;
Din işleri ile devlet işlerinin birbirine dolanması, birliktelik oluşturması, şeriat hükümlerinin getirilmeye çalışılması aklına yatmayan... Ama annesinin, bacısının, din kardeşinin başörtüsü ile uğraşılmasına da katlanamayan...

İman ettiğini başkalarına dikte etmeyen… Herkesin inanç özgürlüğüne saygı duyan, maneviyatını inandığı ölçülerde yaşamasına karışmayan… Sahte din tacirlerinin tahrip etmeye çalıştığını doğru bildiği ve aklı yettiği biçimde yaşayıp, hak ettiğini Hak'tan bulacağı bilincine sahip olan...

Ben bir milliyetçiyim;
Ülkesini seven, yüzyıllarca atalarının kanı ile sulanarak korunmuş topraklarına sahip çıkan, bütünlüğüne göz dikenlerin gerektiğinde karşısına çıkmaktan bir an olsun tereddüt etmeyecek olan...

Ben bir insanım;
Başkalarının yaşam hakkına ve özgürlüklerine saygısızlık etmeden, insanca ve hep birlikte yaşayabilmenin gereklerini yerine getirebilmek için çabalayan, paylaşan, zorda olanın imdadına koşmaya didinen, gösterdiği saygı ve anlayışı başkalarından da görmek isteyen...

Ben bir Türküm;
Bu ülkede kendisini Türk olarak gören en küçüğünden en büyüğüne kadar her vatandaşıyla barışık, özgür, medenice ve kardeşçe yaşamak isteyen... Yüzyıllarca değişik etnik çeşitlilik içinde, farklı dinlerde ama aynı topraklarda, aynı milliyete tabi olarak, aynı dili kullanarak, barış, dirlik, kardeşlik içinde, ekmeğini, suyunu bölüşerek, refaha, muasır medeniyet seviyesine ulaşmak için çalışarak yaşamış, bu topraklar için birlikte savaşmış, kanını, canını vermiş, birlikte üzülmüş, birlikte ağlamış, sevinçlerini paylaşarak çoğaltmış bir milletin ferdi olan...

Kendisini Türk olarak gören her bireyle yine aynı zengin çeşitlilikte, yine aynı amaçlar, özgürlükler, insanca yaşama hakları uğruna, barış, kardeşlik içinde, refaha ermek adına emek sarf ederek, ekmeğini, suyunu, üzüntüsünü, sevincini paylaşarak yaşamak isteyen…

Kendisini “Tarihin, bu memlekette şimdiye kadar meydana getirmediği bu milli birlik ve beraberliğin bozulmasına ait her hareketi bir vatan ihaneti telakki ederek ona göre lazım gelen karşılığı vermede tereddüt etmeyeceğiz” diyen Mustafa Kemal Atatürk’ün mirasçısı kabul eden…

Bu vatanın bir karış toprağında gözü olan, kendisini bu milletten, Türk görmeyen, ayrı vatan düşleri kuran herkes sınırların dışında rüyalarını gerçekleştirmekte serbesttir. Topraklarımızı, vatanımızı, birliğimizi, bütünlüğümüzü bölmeye çalışan, kendine yurt etmeyi hayal eden ve bu hayallere kapılmalarına meydan veren varsa bir an bile tereddüt etmemeli, defolup gitmelidir.

Ne mutlu Türküm diyene!.. Diyemeyene uğurlar ola!

http://twitter.com/hhosca

5 Ağustos 2009 Çarşamba

UEFA KUPASI VE SÜPER KUPA NELERE KADİRMİŞ?!?!

Kamuoyunu doğru bilgilendirin..!
Tarihi lisesinden gelen lobicilik yeteneği ile ülkenin en önemli köşelerine çöreklenmiş bir zümrenin ülke kaynaklarını sömürmesini, varlık içinde yokluk kisvesi altında mazlum edebiyatı yaparak halka acındırılmasını, hakkı olmayanlara hakkından feragat ediyormuş gibi gösterilerek sahip olmaya çalışmasını, süsleyip püsleyip, eğip bükerek farklı yansıtmayın!..

Hiç değilse, kendi camialarına sempati duyanlara geleceklerinin nasıl da ipotek edildiğini, aslında sahip olmadıklarına sahipmiş gibi gösterildiklerini doğru anlatın!..

Her ilgili ilgisiz konu tartışılırken, bir şekilde tenekelerin cazibesine kapılarak yandaşı olanların, “ama bizim UEFA kupamız, süper kupamız var, sizin neyiniz var?” dahiliğinde cevaplar vermekten başka çarelerinin kalmaması ne kadar acı!

Evet, o tenekelerden bizim yok (henüz)… Fakat, bizim derdimiz tenekeler hiç olmadı ki! Sözüm de derdi teneke olmayanlara değil, bizzat tenekelerin büyüsüne kapılarak, gözleri kör olanlara, kör edilenlere…

Fenerbahçe Spor Kulübü, tapusuyla kendisinin olan, fakat yeniden inşa etmek istediğinde kaynak bulmak için önce yarısını, sonra da imkansızlıklar nedeniyle tamamını GSGM’ne devretmiş olduğu stadını, ekonomik kriz koşullarına rağmen tribün tribün yıkarak şimdiki haline getirmeyi başardı.

Stat öyle modern ve örnek bir yapıya dönüştü ki, UEFA finaline ev sahipliği yaptığı gibi, çeşitli geliştirme ve düzenlemelerle 5 yıldızlı stat kategorisine dahi yükseldi.

Bunları tamamıyla kendi öz kaynakları, taraftarı ile dayanışma içinde ve pazarlama yeteneği ile sağlanan sponsorluk gelirleri sayesinde, devletten bir kuruş destek almadan, halkın sırtına yük olmadan başardı.

Tüm bunlara rağmen, öncesinde zaten kendisinin olan stat tapusunu, şimdi ederini ödeyerek dahi alamıyor. Böyle bir gerçek var.

Öte yanda; yine eskimiş stadını yenilemek arzusunda olan, benim hatırladığım 1995 yılından beri projeler üreten, maketler yaptıran, bu projelerin hayata geçirilmesi için geçici süre ile oynanacak sahanın tribünlerinin Avustralya’dan yola çıktığı(!) ve hala ülkemize ulaşamadığı, hiçbiri olmayınca devletin başka arazisine çöreklenilerek, güya Ali Sami Yen ve arazisinin karşılığında stat yapılması düşünülen Seyrantepe projesine geçildiği bir süreç yaşayan, Galatasaray Spor Kulübü gerçeği var.

Türk futbolunun asırlık kulüplerinden Galatasaray’ın mümtaz yöneticilerinin sattıkları cakalarına göre; “Türkiye Süper Ligi takımlarının tüm mal varlığını bir araya getirin, Galatasaray’ın mal varlığı bundan 10 kat fazladır”.

Böylesine zengin mal varlığına sahip bir kulübün devlete olan vergi borçları ise tüm kulüplerin vergi borçlarının kat kat üzerinde, dış borçlarının miktarı ise kolay telaffuz edilemeyecek oranlara ulaşmış durumda.

Hani en zengin mal varlığına sahipti bu kulüp?.. Neden borçlarını kapatmak için bunları kullanmıyor?..

Bunca borç içinde kıvranırken, çok önemli ve maliyeti yüksek transferler yapabilecek kadar cömert olan bu kulübün suyunun hangi değirmenden geldiğini sorgulayan bir Allah’ın kulu olmaz mı?.. Ama yok işte!

Lafa geldi mi en zengin olduklarını gerine gerine söyleyenlerin statlarını neden devlete yaptırmaya çalıştıklarını ise kimse kurcalamaz bile!..

Ali Sami Yen Stadı, diğer bütün kulüplerin yaptığı gibi 40 küsur sene devletten kiralanarak kullandıkları bir yapı. Bu stadın kira sözleşmesine aykırı olarak, yıllık kira ödemelerini senelerce ödememesi ve sözleşme şartları gereği haklarını kaybetmiş olması gerçeği, neden her şeyden bihaber halkımıza doğrusu ile anlatılmaz?..

“Kira haklarını dahi kaybettikleri, normalde maç oynayacak statları bile olmayan bir kulüp, nasıl oluyor da sanki kendi malını devrediyormuş gibi Ali Sami Yen’i ve arazisini devrederek, kendisine Seyrantepe’de 52000 kişilik, üstü açılıp kapanan, modern bir stat yaptırıp, buna tek kuruş ödemeden sahip olmaya çalışıyor” diye kimse neden sormaz?

Kendilerinin olmayan bir gayrimenkulü devretmiş de değerinin daha azı olan bir mekana geçmek istiyormuş, ama aksaklıklar, finansal kriz ve engellemeye çalışanlar yüzünden buna muktedir olamıyorlarmış gibi mazlum edebiyatı yapanlar, bu ülkenin içinde olduğu ekonomik darboğazı görmezden gelip, tüyü bitmemiş yetimin hakkını gasp ettiklerini bilmezden gelip, utanmadan mağdur olduklarını nasıl iddia edebiliyorlar?

Projenin altında imzası olduğunu, bu projenin arkasında durduğunu ifade edip, çarpıklığı doruğa taşıyan Sn.Başbakan, hangi adil yargılarıyla bu işe sahip çıkabiliyor?

Orta ve alt gelir düzeyindeki insanlara konut yapmakla yükümlü bir devlet teşekkülü olan TOKİ, hangi kriterlere dayanarak, bu ülkenin spor kulüplerinden birinin hizmetine vermek ve bu sayede kalkınmalarını sağlamak adına böylesine büyük bir riskin altına girebiliyor?.. Bununla da kalmayıp, “gerekirse bu stadı biz bitireceğiz” diyecek kadar haddini aşabiliyor?

Ülke genelinde dökülen, artık maç oynamanın tehlike arz ettiği statları olan kulüpler aynı sahiplenmeyle zorluklarından kurtarılacaklar mı?

Batak içinde oldukları halde, TFF hangi UEFA kriterlerine uygunlukla bu kulübe futbol faaliyetlerini sürdürme yetkisi verebiliyor?

Göztepe’nin günahı neydi?.. İstanbulspor neden sahiplenilmedi?.. Adanaspor niye kalkındırılmadı?.. Ve daha niceleri…

Bir UEFA Kupası ve bir de Süper Kupa sahibi olmak, ülke kaynaklarına sınırsız sahip olmak mı demek?

Diğer kulüpler neden bu haksız rekabete maruz bırakılıyor?

Sorulacak onlarca soru, deşilecek onlarca konu var. Mümtaz, kaliteli(!) Türk Medyası bunların hangisine değinip, insanlarımızı, spor kamuoyunu, halkımızı en doğru biçimiyle bilgilendiriyor?

Seyrantepe ihalesi bir kez daha iptal edildi. 21 Ağustos 2009 tarihinde yeniden ihale yapılacak. Bir devlet kamburu haline dönüşen Seyrantepe projesinin ülke sporu yararına bitirilmeye çalışıldığı masallarına herkesin karnının tok olması dileklerimle…


http://twitter.com/hhosca