26 Şubat 2012 Pazar


DİRENİŞE YAKIŞMIYOR!


Futbol takımımızın özellikle deplasmanlarda sergiledikleri yakışıksız mücadeleye taraftarların isyanı var. Sonuna kadar haklısınız...


Başından beri empati yapmaya ve yaşadıklarının kolay şeyler olmadığı gerçeği ile hoşgörü göstermeye çalışıyorum.


Yine saha sonucunda değilim. Ama mücadele tarafı artık ağrıma gitmeye başladı.


İşte bu aşamada; alışılagelmiş karakteristikleri ile maç sonuçlarına göre takımı yerden yere vuranlara hiçbir zaman eyvallahim yok. Ancak mücadele yoksunluğu ile isyan edenlerin haklılığına da tek sözüm olamaz.


Aykut hocamız da dünkü maç sonrası açıklamalarında artık oyuncularına isyan noktasına geldi. Futbolcularımızın bunu dikkate alması kaçınılmazdır.


Aksi halde, dünkü açıklamalarından anladığım kadarı ile Aykut Kocaman etkili tedbirler almak durumunda olacağını göstermiştir. Ki bence bu konuda haklıdır ve daha erken davranmadığı için de kusurludur. Karakter yapısı ve insanlığı yönüyle bu gecikmesini anlayışla karşılayabiliyorum.


Umarım bundan sonra üzerilerine oynanan oyuna, alın terlerine yapılan saldırıya ve atılan çamura sözde değil gerçek anlamda tepki koyup, sahada verecekleri performansla her maçın bir direniş olduğunu benimseyerek devam ederler.


Tüm sporcularımız; 3 Temmuz'dan beri bu taraftarın geriye yarım adım dahi atmayıp, kolluk kuvvetleri ile karşı karşıya kalmak pahasına gösterdiği direnç ve direnişten biraz olsun feyz almalı, bu direnişe saygıdan üzerlerine düşeni yapmalıdırlar.


Taraftarın beklentisi; her maçın kazanılması, şampiyonluğun ve kupanın elde edilmesi değil, yüksek mücadele gücü ile adeta sahada da direniş içinde olunmasıdır!


Değerli üstad Alpaslan Akkuş'un "Özlem" yazısında sözünü ettiği emanetlere, yani triko çubuklu formaya ve 105 yıllık onurumuza yakışan budur!




http://twitter.com/hhosca 



24 Şubat 2012 Cuma


Helal Olsun Size!!!

Uzun zamandır erkek basketbol takımımızın maçlarında yaşamadığımız bir geceyi yaşadık dün.

Belki de takımı, hocayı kendine getirmesi için böyle bir mucizevî galibiyete ihtiyacımız vardı.

Normal sürenin sonlarına doğru vakit daraldıkça sayı farkı hala 6'lardayken "bu maçı kazanmamız bir anlam ifade etmez, mutlaka en az 6 sayı farkla kazanmalıyız, bunun için de şu anda olabilecek tek seçenek maçı berabere bitirmek ve uzatmada gerekli farkı bulmak olmalı" diye düşündük/konuştuk/haykırdık.

Savunmayı iyice sertleştirip, faul atışları ve hücumlarda sayı bularak farkı eritince "acaba olur mu? bu kez de olsun be!" diyerek heyecanla ama adeta gırtlağımızı yırtarak maça daha fazla verdik kendimizi.

Rakip faul atışı kullanırken pota arkasının bütünüyle dikkat dağıtma çabaları, Fatih'in yerini terk edip tam pota arkasına giderek yaptığı müdahalelerle etkisini gösterdi. :)) Ekranlara yansıdığını dönüş yolunda bitmeyen konuşmalarından öğrendiğimiz Giray ağabeyin muhteşem coşkusu ve heyecanı görülmeye değerdi. :)

Birçok kişinin çok kızdığı Ukiç'in son salise göz damlası maçı uzattığında salonun ve bizlerin halini görmenizi isterdim. Maç boyunca çok kızdık, hatalara isyan ettik, basit ve birbirinin kopyası yenen sayılara kahrolduk, hocanın geciken müdahalelerinde "hocam uyuma" dedik... Ama bütün bunlara rağmen oyuncuların gösterdikleri takdire şayan mücadeleye ve hocanın gözlerimin önünde her birini motive etmek için gösterdiği şefkat ve yakınlığa, her molada ve oyunun durduğu anlardaki oyuncularla ikili istişarelerine tanıklık edince hepsi mutluluğa, gurura dönüştü.

Salondaki herkes açıldığından beri en muhteşem günü yaşamamızda pay sahibiydi. Arada küçük iğnelemeler olsa da tüm salon yerinde ve zamanında ne yapması gerekiyorsa yapmaya çalıştı. Henüz maç bitmeden, sayı farkı varken salonu terk edenler Fenerbahçe'den ümidi kesmenin hata olduğunu umarım acı bir tecrübeyle ve pişmanlıkla öğrenmişlerdir.

Sabah kalktığımda gırtlağımdaki yumru, acı ve yanma bana yadigâr kalsa da uzun süre sonunda bize bu derece heyecanlı ve inanılmaz bir geri dönüş sonrası yaşattıkları zaferden ötürü Potanın Krallarını kutluyorum.

Haftaya Milano maçını da kazanmamız halinde son 8 takım arasına kalmayı başaracağız. Ama öncesinde Pazar günü (26 Şubat) salonumuzda BJK derbisine çıkacağız. Kazan galibiyeti ile kavuşmuş olmalarını dilediğim özgüvenle ve salona gelecek taraftarın desteği ile son zamanlarda iyi bir çıkış yakalayan BJK basketbol takımını yenmeyi umuyor ve buna inanıyorum.

Not: Yazı başlığı değerli dostum Caner Argan’a aittir.


http://twitter.com/hhosca

22 Şubat 2012 Çarşamba


FBSK Örgüt Üyelerinin Dikkatine!

Mahkeme süreci başladığından beri artık ne iş ne güç..!

Sevgililer Günü gaflet tarihine denk gelen beklenen gün; binlerce Fenerbahçeli, güneşin doğuşunu yollarda izleyerek Silivri’ye akın etti.

Yağışsız ama çok keskin soğuk o yüce gönüllü Fenerbahçe sevdalılarını üşütmeye yetmedi. Söylediklerine göre hala Temmuz’un 3’üydü!

Hafta arası iş günü, çok soğuk hava, sabahın kör saati ve kilometrelerce uzak olmasına rağmen Silivri’ye gidenler umut verdi.

Çünkü savunmalar şehrin göbeğinde, ulaşılması kolay bir yerde, Çağlayan’da alınacaktı. Fenerbahçeli için sığılmayacak bir alan olmalıydı.

20 Şubat sabahı beklentilerin altında kalındı. Çalışan insanların zaman ayırması, işlerini aksatması kolay değil.

Alanı dolduran, duruşması görülenlere destek verenler elbette azımsanacak ölçüde değildi. Bir başka topluluğa nasip olmayacak destek var.

Yine de Avrupa’nın en büyük adliyesi olmasıyla övünülen bir yapının çevresindeki geniş alanın haksızlığa isyana yetmemesi gerekirdi.

Verilen arada dikkatimizi toparlayarak Perşembe ve Cuma günleri artan bir katılımla kurgulanmış mahkemeye tepkiyi yüksek düzeyde koymalıyız!

Hala mahkemenin yasak görüntülerini el altından sızdırarak dikkatleri başka yönlere kaydırmaya çalışanlara yutmadığımızı göstermek için…

Her kelimesi çöpe atılan kurgunun ahmakça ve hükümsüz olduğunu zihniyetlerine çakanları artık içeride tutamayacaklarını haykırmak için…

Sporunun yanında adaletinin, siyasetinin, emniyetinin, insan kalitesinin yeniden dizayn edilmesi gerektiğine ayna tutanlara özgürlük için…

Her kesime ders niteliğindeki savunmasında başkanımıza ve yanında yargılanan dava arkadaşlarına destek vermek için…

Ve sonunda Cuma günü geç saatlerde değerlendirilecek tahliye talepleri sonrası muhtemel tahliyelerde yanlarında olmak için…

Vaktini, işini, imkânını ayarlayabilen tüm Fenerbahçelilerin Çağlayan’a koşması ve adliyenin çevresini doldurması bir görevdir!

Fenerbahçe Spor Kulübü örgütüne(!) mensup her bireyin asli görevidir!


http://twitter.com/hhosca


15 Şubat 2012 Çarşamba

FENERBAHÇE YARGILANIYOR

Dün Silivri'de başlayan mahkeme süreci ile birlikte artık söz savunmanın olacak. İlk günkü duruşmaya bir başka camiaya nasip olmayacak büyüklükteki taraftar akını muhteşemdi.

Havanın soğuğuna, mesafenin uzaklığına, iş günü olmasına ve sabahın kör karanlığına rağmen binlerce sarı-lacivert yürek yollara döküldü.

Bir kısmı belki yargılananın adı Aziz, Şekip, İlhan, Cemil, Tamer olduğu için ama mutlaka hepsi asıl yargılanan FENERBAHÇE olduğu için koştu Silivri'ye.

Duruşmanın ilk gününde yollara düşüp salondakilere nefes olan, umut olan, moral olan, güç olan herkese şükranlarımızı sunmak bir borç...

Ve duruşma salonunun dışında toplanan insanlara barınak olsun, açlık-susuzluk çekilmesin, ihtiyaçları giderilsin diyerek hazırlık yapan, büyük çabalar sarf eden, çevreyi sarı-lacivert renklerle bezeyen ve hatta ulaşımları için araç temin eden değerli insanlara da sonsuz teşekkürler...

Haftaya hepimiz Çağlayan Adliyesi'ndeyiz.

Bu sürecin bitiminde Fenerbahçe ile hesapsızca uğraşanlar daha da güçlenen bir yapıyı görünce "biz ne yaptık" pişmanlığına düşecekler.

Şüphesi olan 3 Temmuz'dan bu yana yaşananları sırasıyla gözden geçirsin. Yine de kestiremiyorsa kâbusunu beklesin!


http://twitter.com/hhosca

3 Şubat 2012 Cuma

SAFLARI DAĞITMA DEĞİL SIKLAŞTIRMA ZAMANI

Fenerbahçe taraftarları olarak kulübümüzün içinde bulunduğu kuşatma haline karşı büyük bir direnç gösterdik, göstermeye devam ediyoruz. Kulübümüzün hukuksal mücadelesinde resmi sıfatıyla durduğu yerin sağlamlığı sayesinde karşımızda saf tutanlar birer birer çözülmeye başladılar.

Detaylarının ayrı ve uzun bir yazı konusu olduğu bu gelişmeler hepimizde haklılığımızın doğrulanmasından kaynaklanan bir sevinç yarattı haliyle… 3 Temmuz’dan beri bir tek adım geri atmayan, direnci zayıflatmayan bizlerin bu duygularda olması çok doğal. Ama bu duyguların bir gevşeklik yaratma, bir rahatlama, hedeften şaşma, gardımızı düşürme gibi neticeleri olmamalı.

İşte bu aşamada taraftarlık boyutunda bazı rahatsızlıkların ayyuka çıkartılmaya başlandığı günler yaşıyoruz.

Yaşanan gelişmelerin verdiği rahatlık mı, yoksa tersine esmeye başlayan rüzgârın gündemi başka yönlere kaydırması illüzyonuna kapılmak mı; bilemiyorum. Mücadeleyi sürdüren takımlarımızın takip edildiği maçlarda sürecin gerçek anlamına uymayan ayrışmalar, gerginlikler, farklılıklar ve düşünülmesi bile ihanet sayılacak tepkiler gözlemleniyor.

Amacım kimseye taraftarlık ahkâmı kesmek değil. Kimsenin Fenerbahçeliliğini sorgulamak hadsizliğine de düşmeyeceğim. Ancak son günlerde hem stadımızda yükselmeye başlayan çatlak sesler ve sahaya yansımaları hem de salon sporlarında taraftar/çekirdekçi muhasebesine direkt dalınarak bir ayrışım havası oluşturulması acilen müdahale gerektiren yanlışlar olarak görülüyor. Bu duruma dikkat çekmekten başka bir niyet değildir bu yazı.

Futbol takımını tribünlerde takip eden ve destek verenler, bu sezonun (aslında hiçbir sezon unutulmamalı ya!) sportif başarıdan çok başka anlamlar taşıdığını bilerek yerlerini alması ve sahadakilere güç vermesi gerektiğini unutmamalıdır. Sahada alınan başarısız sonuçlar geçicidir. Ve asıl olan; emekleri yok sayılıp, alın terlerine leke sürülmek istenenlerin artık onur mücadelesi verdikleri gerçeğidir. Bu mücadelede eksiklik görülmesi halinde zayıf halka olarak görünenler sahada değil saha dışında ilgili kişilere yapılacak uyarılarla kendine getirilmelidir. Aksi durumun yanlışlığını artık öğrenmek zorundayız.

Salon sporlarında tribünlere koşan taraftarlarımızın şikâyetleri yoğunluk arz ediyor. Maçı izleyenlerin tezahüratlara katılmadıkları, destek vermek yerine adeta sinema/tiyatro seyircisi edasıyla etkisiz eleman, kuru kalabalık halinde hiçbir katkılarının bulunmadıkları düşünülüyor. Haklılık payı yüksek ve gerçekten üzüntü verici bir sorundur bu.

Ancak bu sorunun çözümü; henüz maç başlamadan etkisiz ve duyarsız görüntü içindekilere yönelik irrite edici tezahüratlar, sataşmalar ve ne yazık ki zaman zaman sahaya irkiltici maddeler atmak değildir.

Bu tutum, her branşı imkân bulduğunca yerinde takip etmeye çalışan, destek verdiği spor dalını bilerek, destek şeklini buna göre ayarlayarak uygulayan ve oynanan maçları adeta sahadakilerle birlikte yaşayan, gerçek anlamda etkili diyebileceğimiz taraftarları da rencide edebiliyor. Bilinmelidir ki; şarkı/türkü kıvamındaki tezahüratlara katılmayan her insan maçı etkisiz eleman olarak takip edenler değildir.

Futbol maçları ile salon sporları arasında destek açısından farklılıklar olduğunu öğrenmek zorundayız. Bu farklılıkları bilmeden kendi kısır taraftarlık anlayışımıza uyanlar ve uymayanlar olarak soruna yaklaşarak çözüme ulaşamayız.

Üstelik tamamen kurtuluş mücadelesi verdiğimiz bu süreçte itici tavırlarla ayrışımlar yaşanmasına neden olmak, en küçük bireye bile ihtiyacımızın olduğu bu günleri gücümüzü zayıflatarak yürümek bizim kâbusumuzdur.

Özellikle yeni salonumuz Fenerbahçe Arena’da (sponsorumuza müteşekkir olsak da benim için adı hep bu olacaktır) gerek yönetimsel açıdan (işletmesinin bazı mecburiyetler nedeniyle kulübümüzde olmaması), gerek tribünlerin yerleşimi bakımından ve gerekse maçlara cazibe duygularıyla rağbet edenlerin taraftarlık bilincini taşımamasından ötürü sözünü ettiğim sıkıntılar daha fazla yaşanacak.

Zamanla edinilecek tecrübelerle aşılması muhtemel bu sıkıntıların daha kısa sürede geride bırakılması için hem kulüp yönetimimiz hem de taraftarlar iletişim kurmalı, çözüm yollarını aklıselim biçimde bulmaya çalışmalıdır.

Taraftar gruplarımızın özellikle geçtiğimiz sezonun ikinci yarısı ile birlikte yaptıkları güç birliği, barındırdıkları akil kişilerin varlığı, saptanan çirkinlikleri ve ötekileştirmeye neden olan tepkileri dizginleyecek erdemdedir.

Aynı hâkim görüş, kurulacak diyaloglarla ve mantıklı hamlelerle ayrışmaya giden tehlikeli süreci durduracak ve bütünlük sağlanması için çaba sarf edecektir. Çünkü ihtiyacımız olan; safları dağıtmak-zayıflatmak değil, daha da sıklaştırmaktır!


http://twitter.com/hhosca