10 Eylül 2011 Cumartesi

KİMİN ELİ KİMİN CEBİNDE?

Birçok çarpıklıkla şişmiş, artık yolda kalma safhasındaki sporumuzun önemli yaralarından birine parmak basmak ve tedavi edilmesini talep etmek lazım.

Ülkemiz sporuna hizmet eden kulüplerde, bu kulüplerin delegeleri olarak yerleşilen özerk kurumlarda ve sporumuz için hizmet veren çeşitli kademelerde görev alan başkan ve yöneticilerin taşıdıkları kimliklerinin beraberinde bir de ait oldukları, üyelikleri bulunan kimlikleri var.

Herhangi bir kulübün başkanı ve/veya yöneticisi aynı zamanda başka bir kulübün divan/kongre üyesi sıfatını da taşıyabiliyor. Ve bu kimliğini en azından askıya alma gereği dahi duymadan sportif bir mücadelenin yapıldığı sistemin içine girebiliyor.

Yine topluma kamusal hizmet vermekle yükümlü kurumların başkanı veya yöneticisi olan, mesela bir belediye başkanı; hem kulüplerde başkanlık ve yöneticilik yapabilirken hem de başka bir kulübün divan/kongre üyesi sıfatlarıyla mevcudiyetini muhafaza edebiliyor.

Bu nasıl bir sportif ahlaktır? Bu durumdaki insanların içinde bulunduğu, rekabet ettiği sporun etik değerleri ne derece sağlam ve güvenilir kabul edilebilir? Bunca çarpık yapılaşmanın barındığı bir spor kültüründe temizlik önce buralardan başlatılmamalı mıdır?

Benim anladığım spor ahlakında; bir kulüpte görev alan kişi, varsa başka bir kulüpteki aidiyetini ya sonlandırmalı ya da görev süresince askıya aldırmalıdır. Kesinlikle organik veya inorganik hiçbir bağı kalmamalıdır.

Federasyon başkanlığı gibi her kulübü kucaklayan bir mevkie oturan kişinin artık taşıdığı kimliği yalınlaştırması, bağımsızlaştırması ve görevi boyunca makamına zarar verecek olumlu veya olumsuz yakıştırmalardan uzaklaşması sorumluluklarının getirisidir.

Kamu hizmeti veren ve devlet kademesinde görev alan isimlerin, profesyonel anlamda yarışmacı kulüpler oluşturarak, toplumun her kesimine eşit mesafede ve eşit hizmet anlayışına ters bir konumda yer almaması adına; artık onursal başkanlık kılıfına uydurulan görevlerde bulunmaması beklenir. Asli görevine taban tabana zıt bir durumu, konumunun her türlü avantajını ve imkânını hortumlar görüntü vererek kullananların, spora hizmetten ziyade zarar verdiklerini görmeleri doğru olandır.

Kamu görevlisi konumundakilerin sorumlu oldukları mecraya hizmet taşımaktan, halkın sorunları ile uğraşmaktan ve çözüm bulmaktan, gençlerine altyapı kademesinde ve bağımsız olarak spor yapma imkânları sağlamaktan; en fazla ülke sporuna genç dimağlar yetiştirmekten öteye giden işlere girmemeleri gerekir.

Rekabetin doruklara çıktığı ve en küçük olumsuzluğun bile büyük infialler oluşturduğu anlarda, bahis konusu insanların kulüp üyeliklerinin gözden geçirilmesi, ihraç edilmeleri talepleri durumunun, “beni kollamıyorsa kulüple ilişiği de kesilmeli” anlayışının, ülke sporumuzdaki yaranın oluşturduğu sakatlığı nasıl da ortaya koyduğunu göremiyor muyuz?

Kamuoyunun ve sporumuzu idare eden, yön veren, denetleyen dinamiklerin dikkatini çekmek istediğim bu önemli konu hakkında zaman zaman gündem oluşturulsa da; geçici ve göz boyamaktan öteye geçmeyen sonuçsuz çabalar dışında kimse gerçek anlamda bir çözüm arayışında ve niyetinde olmadı.

Sportif rekabetin ruhuna aykırı olan bu çarpık yapılaşmanın giderilmesi, mevcut temizlik(!) sürecinde en başta ele alınması ve spor ahlakına uygun hale getirilmesi için bakalım kim(ler), ne zaman ve nasıl adım atacak?

http://twitter.com/hhosca

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder