AKREDİTE OLMAMASI GEREKENLER
Saçmalığın bini bir para... Saçmalayan saçmalayana!
TSYD'den yapılan açıklamaya göre; Fenerbahçe Şükrü Saracoğlu Stadı'nda oynanan son hazırlık maçında taraftarların gösterdiği büyük tepki ile stattan kovulan basın mensupları, oynanacak ilk resmi müsabakaya gitmeme kararı almışlar.
Kim almış bu kararı?..
- Basın özgürlüğü zırhına bürünerek ülkede bölücülüğü, terörü, ahlaksızlığı, hırsızlığı, insan haklarının katlini normalleştirip, haber yapma bahanesi ile kamuoyuna dikte edenler mi?
- Cumhuriyetin kuruluşunda canını feda edenlerin ocağı muzaffer ordumuzun komutanlarına "daha karpuz kesecektik" diyecek kadar aşağılıktan da aşağı olanlar mı?
TSYD önce dansözlük kurslarına gitmekten vaz geçecek!
Sen milyonlarca insanın kutsalı saydığı değerlere saldıracaksın. Gazetecilik dokunulmazlığı ile çamura bulayacak; hem polis hem savcı hem yargıç olup daha ilk günün 5'inci saatinde hükmü vererek kamuoyunda onarılmaz bir yara açacaksın. Ülkenin farklı renklerine gönül vermiş insanlarını kolay tamir edilemeyecek bir bölünmeye meydan vererek düşmanlaştıracaksın. Bütün bu meslek ahlakı ve basın ilkelerine ihanet eden tutumu görmezden gelip, bir uyarı mesajı dahi yayınlamayıp; tepkisini verebileceği en medeni ve şiddetten uzak hali ile göstererek, adeta saldırılara meydan okuyanları kınayacak ve protesto edeceksin!
Fenerbahçe taraftarları sosyal paylaşım ortamlarında bu kararı alanlara Kasımpaşa'yı tarif ederek yol göstermişler. Bunu anlayacak organları çalışmayanlara tekrar anlatabiliriz; hiç üzülmesinler.
***
Fenerbahçe Spor Kulübü'ne bir önerim var.
Stadımızdaki basın tribününe biz taraftarların önerisi ve yoğun isteği ile "İslam Çupi Basın Tribünü" adı verildi. Birçok benzer önerisi ile kulübüne olumlu katkıları olan taraftarına hak veren yöneticilerimiz, yeniden inşa edilen Fenerium Tribünü içinde yer alan basın tribününün açılışını bu isimle yaparak resmileştirmiştir.
Yakından takip etmiş, yazıları ile gerçek spor yazarlığını yudum yudum özümsemiş insanlar iyi bilirler ki; İslam Çupi, gazetecilik mesleğinin ve spor yazarlığının kolay erişilemeyecek değerlerinden biridir. Rahmetli üstadın kaleminin çizgisine yaklaşmış birini tarih henüz not etmemiştir.
Bütün Fenerbahçeliler için yazdığı her yazının ayrı bir anlamı olan ve eskimez güzellikteki manidar sözleri hala yaşatılan bu eşsiz insanın adının verildiği tribün de özel insanlarca kullanılmalıdır. Elini kolunu sallayan o özel insanın adının verildiği tribüne girememelidir.
Ülkemizde TFF tarafından belirlenmiş kriterlere uygun olarak her maç öncesi akreditasyon kaydı yaptırıp kart alarak bu tribüne gelen ve görev yapan basın mensuplarının; bundan sonra ince elenip sık dokunarak, akreditasyon kriterlerinin adeta bir sınavla ve kariyer/sabıka şartları da göz önüne alınarak seçilmesini öneriyorum.
Meslek ahlakına sahip olmayan, basın ilkelerini benimsememiş, bırakın meslek ahlakını insani değerleri zayıf hiçbir gazeteci ve basın mensubu İslam Çupi Basın Tribünü'ne akredite olamamalıdır!
Bu, kişiler nezdinde uygulanacağı gibi basın mensubunun çalıştığı kurum bazında da mutlaka uygulanmalı ve ahlaksızlığa çanak tutan medya kuruluşu da aynı kategoride akredite edilmemelidir.
Biz taraftarlara kalsa; bundan sonra gerçek anlamda gazetecilik yapma erkini kazanana kadar, hiçbir maçımıza basın mensubu asla akredite olmamalıdır. Ancak yasaları ve hukuku göz ardı etmeyeceğimizi de düşünerek, kulübümüzün basın tribününe giriş kriterlerini ağırlaştırıp, haketmeyenin orada görev yapmamasını sağlamasını talep ediyorum.
Önümüzdeki ilk resmi maça gelmeyeceğini açıklayan TSYD ve bünyesine dahil olanlar...
Neden böyle yapıyorsunuz?..
DAHA KARPUZ KESECEKTİK!
http://twitter.com/hhosca
31 Temmuz 2011 Pazar
26 Temmuz 2011 Salı
ERTELENEN LİG Mİ, ADALET Mİ?
Süper(!)
Lig 9 Eylül'e ertelendi. İzmir'in tarihe kayıtlı bu özel gününe denk gelmesi ve
bu tarihin cumhuriyet tarihimizin başlangıcında çok önemli bir yere sahip
olması ilginç bir tesadüf olmalı.
Federasyon
aceleyle veya sindirerek, belgelere dayalı veya kanaatle bir karar verecek
belli ki.
Bu
karar yaşanan süreçte isyanımıza konu olan gelişmeleri ne yazık ki bertaraf
etmeyecek. Ülkemizde yasaların, bunları yürütmekle görevli yargının, emniyet
güçlerimizin, hükümetin, yazılı ve görsel basının içler acısı, insan
haklarından uzaktan yakından ilgisiz halini temize çıkartamayacak.
Federasyon'un
vereceği karar bu düzenin ne kadar içinde olup olmadıklarını göstereceği gibi,
ne kadar süreceği belirsiz adaletin neticeye varması da yapıştırılan
çirkinlikleri gidermeye yetmeyecek.
Ne
yazık ki, suçları hükme bağlanmamış insanlar ve bağlı oldukları camialar -ki
özellikle hedefe konan Fenerbahçe'miz- bu kuşatmadan pirüpak çıksalar bile,
gittikleri her yerde küfür kafir bir tavırla yüzleşecek, hak etmedikleri
aşağılamalara ve saldırılara
uğrayacaklar.
Bütün
bunların sorumluları ise ölü yiyiciliklerine kaldıkları yerden devam edecekler.
Bir
an önce sporun güzelliklerine yönelerek bu puslu havadan kurtulmak yerine
ertelenen ligimizin, tertemiz(!) biçimde başlatılabilmesini gönülden diliyorum.
Sadece
mevcut şüpheli konumundakilerin giyeceği hükümle bunun sağlanacağını zanneden
cehaletin, gün gelip aynı alçaklıklarla yüzleşmesi halinde "bana
dokunmayan yılan bin yaşasın" ve "fırsat bu fırsat, suçsuz da olsa
hazır şüpheliyken düşene bir tekme de ben vurayım" akılsızlığı yüzünden,
kendi pisliğinde boğulmasını da ilahi adaletin tecelli etmesi adına yürekten
temenni ediyorum.
9
Eylül 1922'de topukları kıçlarına vurarak kaçanların akıbetinin, 3 Temmuz
2011'den beri yaşatılanların müsebbiplerince de yaşanması müstahak olacaktır!
Adaletin
çirkinleştirilmesinde rolü olanlar buna er veya geç muhatap kalacaktır!
16 Temmuz 2011 Cumartesi
NE ZANNETTİNİZ?
Ülke olarak siyasi buhranın kapılar ardına taşınmaya çalışıldığı bir dönemde birçok hainlik ve olumsuzlukla cebelleşirken, askerimiz terörün pençesine düşüp katledilirken, vatanımıza kastedildiği yetmiyormuş gibi yavru vatanımız da satışa getirilmek üzereyken, sporumuz öznesinde 14 gündür yaşananlar hepsini geri plana itivermişti.
Şehitlerimizin ailelerinin ve acıyı paylaşma vicdanına sahip vatandaşlarımızın yüreklerine düşen ateş hiçbir teselliyle dindirilecek gibi değil.
Hayatının önemli bir bölümünü taraf olma dürtüsü ile kendisini ait hissettiği kulübünün sevdasına ayıran insanları sanki bu gerçeklerden bihaber, dünyada değil de uzayda yaşıyormuş gibi algılayanlar; toplumumuzun gerçeklerinden uzak mı zannediyorlar?
Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları olarak toplumsal tüm hassasiyetleri barındıran ve tüm gelişmeleri en ince detayına kadar değerlendirme yeterliliğine sahip insanların, kutsalı saydıklarına kalkışılan kuşatmayı öncelikli mesele kabul etmeleri de bu hassasiyetlerden değil midir?
Cumhuriyetimize sahip çıkmanın derdindeki insanların, barındırdıkları farklılıklara rağmen bir araya gelmiş/buluşmuş halinin çatısıdır Fenerbahçe. Türkiye Fenerbahçe, Fenerbahçe Türkiye’dir sözü boşa söylenmiş lakırdı sanılmasın. Bu sözün taşıdığı olumlu veya olumsuz her benzerlik görebilenlerce saptanacak gerçeklerdir.
Her kulübün, bir tarafından içinde yer aldığı öne sürülen, bu nedenle bir üstünlük hikâyesi sayılmaması salık verilen Kurtuluş Mücadelesinde, o yıllardaki rolünün Fenerbahçe penceresinden hepsinden farklı ve önemli olduğunu Fenerbahçeli olmayanlar da bilirler.
Bu ruhu günümüze kadar taşımayı başarmış, dincisi dinsizi, solcusu sağcısı, Türkü Kürdü, esmeri beyazı, yaşlısı genci her Fenerbahçe taraftarı, ortak değerlerde buluşma kudretine erişebilmişlerdir.
Yüzyılı aşkın zamandır spor alanlarındaki haksızlıklara ve adaletsizliklere baş kaldırarak ve yılmadan mücadele ederek varlığını ortaya koymuş bir kulübe gönül verenlerin, toplumun gerçeklerine vakıf olmadığı ve fanatiklik körlüğü ile hayal dünyasında yaşadığı nasıl düşünülebilir?
3 Temmuz 2011 tarihinde patlak veren operasyona ve yansıtılış biçimine karşı duruş da benimsediği varlık nedenlerinin belirtisidir, getirisidir.
Ülkenin içine düştüğü siyasal garabeti geçtik… Çünkü oradaki mücadelenin demokratik yolunda seçmenimizin yarısı tercihini belirtmiştir. Buna saygı duyup kazanılan süreyi nasıl yaşayacağımız ve yaşatılacağımız üzerine beklemekten başka şansımız var mı? Olmayan muhalefetin, hatta bunun ne anlama geldiğini bilmedikleri görüntüsü veren muhalefetin ümitsizliğidir bu kanıyı doğuran.
***
Lakin ülke sporunun başına gelenler ve getirilmek istenenlerle ilgili hepimizin söyleyeceği sözler, yapacağı katkılar olacaktır.
İşte bu aşamada yılların mücadelesi ile elde edilmeye çalışılan değerlerin herkes için eşit oranda kabul edilmesi ve ortak bilince ulaşılması gerekmektedir. Bu uğurda bir temizlikten bahsedilecekse, yeni yasanın arkasına sığınarak torbadan ilk ele gelenin idam sehpasına çıkarılması ile hiçbir sonuca varılamayacağı bilinmelidir. Sonraki göstermelik gözaltı ve tutuklamalar hepsinin eş zamanlı başlatılmaması nedeniyle kabul görür nitelik taşımaz.
Yasa çıkmadan önce de dünyanın her yerinde olduğu gibi şike bu ülkede suçtu. Yasalarımızda bir karşılığı, hükmü olmadığı halde özerk bir yapısı ve kendi özel yasası bulunan Türkiye Futbol Federasyonu, disiplin talimatlarına uygun olarak soruşturma açma ve elde edilecek delillere göre disiplin cezaları verme hakkına sahipti.
Şimdiki furyada da yasanın getirdiği hapis cezası dışında TFF, aynı disiplin talimatları ile bir değerlendirme yapacak ve kesin hükme varacak değil mi zaten?
Aslında yeni yasa sonrası TFF disiplin yönergelerinin yeniden düzenlenmesi ve mevcut ceza yasasına uygun/paralel nitelik kazandırılması gerektiğini de mevcut garabeti yaşayarak öğreniyoruz. Savcının iddianameyi mahkemeye sunması sonrası elde edilebilecek delillere bakarak kendi iç bünyesinde soruşturma başlatacak ve süreci hızlandıracak olan federasyonumuz, ceza yasası kapsamında yürütülen bir hukuk sürecine etki etmeyecek bir neticeye nasıl varacak merak ediyorum?
***
Yapılan ilk toplantıları sonrasında, futbolumuzun kaosa sürüklenmesine ve TFF ile kulüplerin altından kalkılamayacak sonuçlarla yüzleşmesine meydan vermemek için, tüm kulüplerin ortak görüş birliği içinde desteğini de alarak, lig maçlarının normal seyrinde devam edeceği; kazanılmış hakların engellenmeyerek Avrupa maçlarının da aynı takımlarca oynanacağı açıklanmıştı.
Bu karara koşulsuz destek verdiğini beyan edenlerin ertesi günü çark etmeleri ve bu güvenilmez tutumlarını fırsatçı bir ısrara dönüştürmeleri tarif edilecek gibi değil!
Yaptıkları açıklamalarla ülkenin tek temiz camiası izlenimi yaratmaya çalışanların saçma gürültü kirliliklerine son vermenin de bir çaresi var elbette. Disiplin talimatları gereği, 20 yıllık zaman aşımına uygun olarak, geriye dönük tüm sezonlar için soruşturma başlatıldığında hem böylesine sahte şövalyeliklerle karşılaşılmayacak hem de kamu vicdanı gerçek anlamda rahatlatılmış olacaktır.
“Eskide kalmış sezonların delilleri yoktur” diye düşünenler yanılırlar. Özellikle temizlik timsali olarak boy gösteren ve büyük laflar edenlerin takibe takılmış, kanıtlı dosyalarının ilgili makamlardan alınarak soruşturma açılması pek mümkün. Yeter ki, gerçek niyet temizlik olsun.
Ama kimse bu yönde bir çabaya girilmeyeceğini biliyor. Yapanın yaptığıyla kaldığı bir ülkede suçunu gizlemeyi başaranlar bugün erdem sahibi olmakla övünüyorlar. Fakat balık hafızasına sahip olmayan, hiçbir haksızlığı unutmayan ve ortak bilince sahip bir topluluk artık hiçbir suçun unutulup gitmesine müsaade etmeyecek!
Siz ne zannetmiştiniz?!..
http://twitter.com/hhosca
Ülke olarak siyasi buhranın kapılar ardına taşınmaya çalışıldığı bir dönemde birçok hainlik ve olumsuzlukla cebelleşirken, askerimiz terörün pençesine düşüp katledilirken, vatanımıza kastedildiği yetmiyormuş gibi yavru vatanımız da satışa getirilmek üzereyken, sporumuz öznesinde 14 gündür yaşananlar hepsini geri plana itivermişti.
Şehitlerimizin ailelerinin ve acıyı paylaşma vicdanına sahip vatandaşlarımızın yüreklerine düşen ateş hiçbir teselliyle dindirilecek gibi değil.
Hayatının önemli bir bölümünü taraf olma dürtüsü ile kendisini ait hissettiği kulübünün sevdasına ayıran insanları sanki bu gerçeklerden bihaber, dünyada değil de uzayda yaşıyormuş gibi algılayanlar; toplumumuzun gerçeklerinden uzak mı zannediyorlar?
Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları olarak toplumsal tüm hassasiyetleri barındıran ve tüm gelişmeleri en ince detayına kadar değerlendirme yeterliliğine sahip insanların, kutsalı saydıklarına kalkışılan kuşatmayı öncelikli mesele kabul etmeleri de bu hassasiyetlerden değil midir?
Cumhuriyetimize sahip çıkmanın derdindeki insanların, barındırdıkları farklılıklara rağmen bir araya gelmiş/buluşmuş halinin çatısıdır Fenerbahçe. Türkiye Fenerbahçe, Fenerbahçe Türkiye’dir sözü boşa söylenmiş lakırdı sanılmasın. Bu sözün taşıdığı olumlu veya olumsuz her benzerlik görebilenlerce saptanacak gerçeklerdir.
Her kulübün, bir tarafından içinde yer aldığı öne sürülen, bu nedenle bir üstünlük hikâyesi sayılmaması salık verilen Kurtuluş Mücadelesinde, o yıllardaki rolünün Fenerbahçe penceresinden hepsinden farklı ve önemli olduğunu Fenerbahçeli olmayanlar da bilirler.
Bu ruhu günümüze kadar taşımayı başarmış, dincisi dinsizi, solcusu sağcısı, Türkü Kürdü, esmeri beyazı, yaşlısı genci her Fenerbahçe taraftarı, ortak değerlerde buluşma kudretine erişebilmişlerdir.
Yüzyılı aşkın zamandır spor alanlarındaki haksızlıklara ve adaletsizliklere baş kaldırarak ve yılmadan mücadele ederek varlığını ortaya koymuş bir kulübe gönül verenlerin, toplumun gerçeklerine vakıf olmadığı ve fanatiklik körlüğü ile hayal dünyasında yaşadığı nasıl düşünülebilir?
3 Temmuz 2011 tarihinde patlak veren operasyona ve yansıtılış biçimine karşı duruş da benimsediği varlık nedenlerinin belirtisidir, getirisidir.
Ülkenin içine düştüğü siyasal garabeti geçtik… Çünkü oradaki mücadelenin demokratik yolunda seçmenimizin yarısı tercihini belirtmiştir. Buna saygı duyup kazanılan süreyi nasıl yaşayacağımız ve yaşatılacağımız üzerine beklemekten başka şansımız var mı? Olmayan muhalefetin, hatta bunun ne anlama geldiğini bilmedikleri görüntüsü veren muhalefetin ümitsizliğidir bu kanıyı doğuran.
***
Lakin ülke sporunun başına gelenler ve getirilmek istenenlerle ilgili hepimizin söyleyeceği sözler, yapacağı katkılar olacaktır.
İşte bu aşamada yılların mücadelesi ile elde edilmeye çalışılan değerlerin herkes için eşit oranda kabul edilmesi ve ortak bilince ulaşılması gerekmektedir. Bu uğurda bir temizlikten bahsedilecekse, yeni yasanın arkasına sığınarak torbadan ilk ele gelenin idam sehpasına çıkarılması ile hiçbir sonuca varılamayacağı bilinmelidir. Sonraki göstermelik gözaltı ve tutuklamalar hepsinin eş zamanlı başlatılmaması nedeniyle kabul görür nitelik taşımaz.
Yasa çıkmadan önce de dünyanın her yerinde olduğu gibi şike bu ülkede suçtu. Yasalarımızda bir karşılığı, hükmü olmadığı halde özerk bir yapısı ve kendi özel yasası bulunan Türkiye Futbol Federasyonu, disiplin talimatlarına uygun olarak soruşturma açma ve elde edilecek delillere göre disiplin cezaları verme hakkına sahipti.
Şimdiki furyada da yasanın getirdiği hapis cezası dışında TFF, aynı disiplin talimatları ile bir değerlendirme yapacak ve kesin hükme varacak değil mi zaten?
Aslında yeni yasa sonrası TFF disiplin yönergelerinin yeniden düzenlenmesi ve mevcut ceza yasasına uygun/paralel nitelik kazandırılması gerektiğini de mevcut garabeti yaşayarak öğreniyoruz. Savcının iddianameyi mahkemeye sunması sonrası elde edilebilecek delillere bakarak kendi iç bünyesinde soruşturma başlatacak ve süreci hızlandıracak olan federasyonumuz, ceza yasası kapsamında yürütülen bir hukuk sürecine etki etmeyecek bir neticeye nasıl varacak merak ediyorum?
***
Yapılan ilk toplantıları sonrasında, futbolumuzun kaosa sürüklenmesine ve TFF ile kulüplerin altından kalkılamayacak sonuçlarla yüzleşmesine meydan vermemek için, tüm kulüplerin ortak görüş birliği içinde desteğini de alarak, lig maçlarının normal seyrinde devam edeceği; kazanılmış hakların engellenmeyerek Avrupa maçlarının da aynı takımlarca oynanacağı açıklanmıştı.
Bu karara koşulsuz destek verdiğini beyan edenlerin ertesi günü çark etmeleri ve bu güvenilmez tutumlarını fırsatçı bir ısrara dönüştürmeleri tarif edilecek gibi değil!
Yaptıkları açıklamalarla ülkenin tek temiz camiası izlenimi yaratmaya çalışanların saçma gürültü kirliliklerine son vermenin de bir çaresi var elbette. Disiplin talimatları gereği, 20 yıllık zaman aşımına uygun olarak, geriye dönük tüm sezonlar için soruşturma başlatıldığında hem böylesine sahte şövalyeliklerle karşılaşılmayacak hem de kamu vicdanı gerçek anlamda rahatlatılmış olacaktır.
“Eskide kalmış sezonların delilleri yoktur” diye düşünenler yanılırlar. Özellikle temizlik timsali olarak boy gösteren ve büyük laflar edenlerin takibe takılmış, kanıtlı dosyalarının ilgili makamlardan alınarak soruşturma açılması pek mümkün. Yeter ki, gerçek niyet temizlik olsun.
Ama kimse bu yönde bir çabaya girilmeyeceğini biliyor. Yapanın yaptığıyla kaldığı bir ülkede suçunu gizlemeyi başaranlar bugün erdem sahibi olmakla övünüyorlar. Fakat balık hafızasına sahip olmayan, hiçbir haksızlığı unutmayan ve ortak bilince sahip bir topluluk artık hiçbir suçun unutulup gitmesine müsaade etmeyecek!
Siz ne zannetmiştiniz?!..
http://twitter.com/hhosca
13 Temmuz 2011 Çarşamba
AKSİ DÜŞÜNÜLEMEZDİ
Kurtuluş mücadelesine verdiği katkılar bahane edilip, işgalci kuvvetlerin komutanı General Harrington tarafından faaliyetleri durdurularak kuşatma altına alındığından beri en büyük saldırıya maruz kaldığımız günleri yaşıyoruz.
3 Temmuz 2011 tarihinden bu yana gelişen ahlaksız bir kurgunun pençesinde onur mücadelesi veriyoruz.
Şüphe duyulan sportif vakalar hakkında soruşturmaya alınanların ve temsil ettikleri kurumların muhatap kılındıkları muamele, bütün detayları sağlıklı biçimde yorumlayabilen herkes tarafından farklı ama haklı bir algıyla izleniyor.
Can Dündar'ın yaşanan süreç ve konunun tarihi benzerlikleri hakkında (Fenerbahçe Cumhuriyeti'ne Darbe) yazdıkları, insanlarda oluşan algının haklılığını adeta kanıtlıyor.
Türk Futbolu'nda temizlik kisvesi altında yaşananları, belirsiz(!) mihrakların, sporumuzun en güçlü çınarını ele geçirme harekâtı olarak düşünmek ayıp olmasa gerek. Bu düşünceye kapılanları ayıplamak, doğrusu daha büyük bir ayıp olur.
Eğer bir temizlikten söz etmek gerekiyorsa; bunun, kimlerin kuklası haline geldiği bilinmeyen(!) kolluk kuvvetleri ile yargıyı yanıltarak kurgularını hayata geçiren savcılar nezdinde ve bunların maşaları olmuş özgür(!) basın içinde yürütülmesi gerektiği açıktır.
İnsan haklarını hiçe sayan ve göz göre göre bu ihlalleri durdurmayanların elbet hesap verecekleri günler de gelecektir.
***
Şahsen yakın çevreme de defalarca belirttiğim beklentim; yaşanan bu hukuksuzluk ortamında en çok TFF'nin alacağı tavır ve izleyeceği yoldu.
Henüz yürüyüş yaptığımız ve demokratik hakkını kullanan çoluklu çocuklu, genç-yaşlı, farklı görüşe sahip her kesimden çok kaliteli bir topluluğun birlikteliğinde biber gazı ile ödüllendirildiğimiz gün; "bilinçli ve sorumluluk sahibi her taraftarın asıl tavrını belirleyecek olanın TFF kararı olduğunu" dile getirmiştim.
Hakkaniyet sahibi ve hukukun üstünlüğüne inanan, adalet duygusu gelişmiş bir kurumun kararını; yargının varacağı netice belli oluncaya ve/veya soruşturma için gerekli olan iddianame sunuluncaya kadar statünün normal düzeninde işlemesi yönünde alması doğru olandı.
Henüz göreve gelir gelmez böylesine önemli ve zor bir durumla karşı karşıya kalan TFF'nin şimdilik gösterdiği ilk reaksiyon benim nazarımda olumlu not almıştır. Devamında yaşanan gelişmeler ışığında gösterdikleri refleks ve tepkili açıklama da notu yükseltmiştir.
UEFA'nın da alınan kararı destekleyen açıklamaları ve tescil edilen ligi onaylaması adaletli olandır.
Aksi düşünülemeyecek doğrular, her mantık sahibinin kabul edeceği gerçeklerdir.
***
Aksi düşünelemeyenlerin yanında aksi beklenmeyecekler de karşımıza çıkıyor.
Federasyon'un bütün kulüplere danışmak suretiyle almayı tercih ettiği karar doğrultusunda bir araya gelen Kulüpler Birliği'nin, toplantı sonunda eksiksiz her kulübün onay verdiği birlik beraberlik görüntüsü ve haksız suçlamaların kabul edilemeyeceği açıklamaları henüz 24 saati doldururken yan yatanlar...
Toplantıya katılan 2'nci başkanının koşulsuz onay verdiği bir kararın tam aksi bir açıklamayla gerçek yüzlerini ortaya koyanlar...
Şahsiyetsizlik ne kadar maskelemeye çalışırsanız çalışın mutlaka yüzünü gösterir. Sürecin başından beri ezeli rakip ebedi dost sahteciliği yapanlar, aslında kendi yaşamlarında ne kadar itibar sahibi olurlarsa olsunlar, temsil ettikleri camialarının samimiyetsiz ve içten pazarlıkçı zihniyetini yansıtmakta vakit kaybetmiyorlar.
Ezeli rakibinin başına gelenlerden ötürü rencide edilmemesi gerektiği yönünde kitlesini uyararak puan toplayanların, hemen ertesinde "böylesine kötü durumlara düşmemize izin vermeyen, şanlı kulüp tarihimize leke sürdürmeyen gelmiş geçmiş tüm başkan ve sporcularımıza şükranlarımızı sunarız" diyebilecek şaşkınlığa sahip olduğunu görebiliyoruz.
Tarihlerinde leke olmadığını düşünerek, kendilerinden başkalarının kirli olduğunu ima edenlere sormak isterim:
- Bu ülke sporunda Doğan marka arabalar denince akla gelen nedir?..
- 8-0'lık maç ve Zalad neyi çağrıştırmaktadır?..
- 14-15 yıllık şampiyonluk hasretinin Galatasaray'ın önde gelen isimlerinden biri olan Ali Uras federasyonu döneminde, Derwall ve ihraç ettiği yeniliklerle(!) nasıl sonlandırıldığının cevabı verilebilir mi?
- Henüz ülke sporunda yabancı sayısı bu raddelere ulaşmamışken; hülle yoluyla Türk yapılan basketbolcuların, sahte yöntemlerle kadroya Türk yazılan Dündar Siz gibi futbolcuların, avantajına uygun evrilip çevrilen kuralların işletildiği kulübün kimliği mesela..?
- Bir futbol takımının 4 yıl üst üste şampiyonluğu döneminde "Mehmet Ağar'ların, Mesut Yılmaz'ların, Haluk Ulusoy'ların yollardaki çakıl taşlarına(!) müdahaleleri" dendiğinde hangi DinamoX(!) kulübünün kulakları çınlatılır?
- Tertemiz ve lekesiz tarihine ALTIN HARFLERLE işlenmiş Cemal Nalga namlı topyekun çirkinliği taptaze hafızalarda gizlemek mümkün olabilir mi?
- Dopingle suçlanırken hakkında döşenmeyen pislik kalmayan bir kadın basketbolcuyu yüzsüzce ve edepsizce kadrosuna katarak büyük erdem sahibi olanlar ne renktir?
İş hayatının gereği olarak ülke gerçeklerinden bi'haber olduğu, daha doğrusu kulüp başkanı sıfatıyla adım attığı ülke sporundan hiçbir halt anlamadığı belli olan birinin, bilmediği gerçekleri araştırmadan lekesiz olarak tanımladığı kulübünü överken ve Türk Futbolu'nun bekası için TFF'den acil ve kesin kararlar beklerken, hangi bataklıkta yönetici olduğunu iyice öğrenmesini salık veririm.
Rengi ne olursa olsun, sevdalısı olduğu takımın başına gelen aşağılık saldırılar nedeniyle büyük bir üzüntü ve sıkıntı içinde olan taraftarlara, aynı renge gönül vermese de taraftarlık bilincine haiz olduğu için destek veren kendi kitlesinden feyz almasını öneririm.
Her ne kadar ümit verici, sporun etik değerlerine inanan ve birleştirici yönünü benimseyenlerin gönlünü ferahlatan güzel örnekler yaşansa da genel anlamda kulüp başkanları önderliğinde yansıttıkları gerçek kimliklerinden ötürü zaten aksi beklenemezdi.
***
Fenerbahçe taraftarı yüzleştiği bu alçakça kuşatmadan alnının akıyla, dimdik duruşuyla ve kenetlenerek çıkmak zorundadır.
Aksi kanıtlanana kadar suçsuzluğuna inandığımız başkanımıza, yöneticilerimize, çalışanlarımıza sahip çıkarak, adaletli bir süreçten geçmeleri için demokratik tüm haklarımız kullanılmalıdır.
Onlara destek vermek, gerçek anlamda Fenerbahçe'mize sarılmak demektir ve bu bizim taraftarlık görevimizdir.
http://twitter.com/hhosca
Kurtuluş mücadelesine verdiği katkılar bahane edilip, işgalci kuvvetlerin komutanı General Harrington tarafından faaliyetleri durdurularak kuşatma altına alındığından beri en büyük saldırıya maruz kaldığımız günleri yaşıyoruz.
3 Temmuz 2011 tarihinden bu yana gelişen ahlaksız bir kurgunun pençesinde onur mücadelesi veriyoruz.
Şüphe duyulan sportif vakalar hakkında soruşturmaya alınanların ve temsil ettikleri kurumların muhatap kılındıkları muamele, bütün detayları sağlıklı biçimde yorumlayabilen herkes tarafından farklı ama haklı bir algıyla izleniyor.
Can Dündar'ın yaşanan süreç ve konunun tarihi benzerlikleri hakkında (Fenerbahçe Cumhuriyeti'ne Darbe) yazdıkları, insanlarda oluşan algının haklılığını adeta kanıtlıyor.
Türk Futbolu'nda temizlik kisvesi altında yaşananları, belirsiz(!) mihrakların, sporumuzun en güçlü çınarını ele geçirme harekâtı olarak düşünmek ayıp olmasa gerek. Bu düşünceye kapılanları ayıplamak, doğrusu daha büyük bir ayıp olur.
Eğer bir temizlikten söz etmek gerekiyorsa; bunun, kimlerin kuklası haline geldiği bilinmeyen(!) kolluk kuvvetleri ile yargıyı yanıltarak kurgularını hayata geçiren savcılar nezdinde ve bunların maşaları olmuş özgür(!) basın içinde yürütülmesi gerektiği açıktır.
İnsan haklarını hiçe sayan ve göz göre göre bu ihlalleri durdurmayanların elbet hesap verecekleri günler de gelecektir.
***
Şahsen yakın çevreme de defalarca belirttiğim beklentim; yaşanan bu hukuksuzluk ortamında en çok TFF'nin alacağı tavır ve izleyeceği yoldu.
Henüz yürüyüş yaptığımız ve demokratik hakkını kullanan çoluklu çocuklu, genç-yaşlı, farklı görüşe sahip her kesimden çok kaliteli bir topluluğun birlikteliğinde biber gazı ile ödüllendirildiğimiz gün; "bilinçli ve sorumluluk sahibi her taraftarın asıl tavrını belirleyecek olanın TFF kararı olduğunu" dile getirmiştim.
Hakkaniyet sahibi ve hukukun üstünlüğüne inanan, adalet duygusu gelişmiş bir kurumun kararını; yargının varacağı netice belli oluncaya ve/veya soruşturma için gerekli olan iddianame sunuluncaya kadar statünün normal düzeninde işlemesi yönünde alması doğru olandı.
Henüz göreve gelir gelmez böylesine önemli ve zor bir durumla karşı karşıya kalan TFF'nin şimdilik gösterdiği ilk reaksiyon benim nazarımda olumlu not almıştır. Devamında yaşanan gelişmeler ışığında gösterdikleri refleks ve tepkili açıklama da notu yükseltmiştir.
UEFA'nın da alınan kararı destekleyen açıklamaları ve tescil edilen ligi onaylaması adaletli olandır.
Aksi düşünülemeyecek doğrular, her mantık sahibinin kabul edeceği gerçeklerdir.
***
Aksi düşünelemeyenlerin yanında aksi beklenmeyecekler de karşımıza çıkıyor.
Federasyon'un bütün kulüplere danışmak suretiyle almayı tercih ettiği karar doğrultusunda bir araya gelen Kulüpler Birliği'nin, toplantı sonunda eksiksiz her kulübün onay verdiği birlik beraberlik görüntüsü ve haksız suçlamaların kabul edilemeyeceği açıklamaları henüz 24 saati doldururken yan yatanlar...
Toplantıya katılan 2'nci başkanının koşulsuz onay verdiği bir kararın tam aksi bir açıklamayla gerçek yüzlerini ortaya koyanlar...
Şahsiyetsizlik ne kadar maskelemeye çalışırsanız çalışın mutlaka yüzünü gösterir. Sürecin başından beri ezeli rakip ebedi dost sahteciliği yapanlar, aslında kendi yaşamlarında ne kadar itibar sahibi olurlarsa olsunlar, temsil ettikleri camialarının samimiyetsiz ve içten pazarlıkçı zihniyetini yansıtmakta vakit kaybetmiyorlar.
Ezeli rakibinin başına gelenlerden ötürü rencide edilmemesi gerektiği yönünde kitlesini uyararak puan toplayanların, hemen ertesinde "böylesine kötü durumlara düşmemize izin vermeyen, şanlı kulüp tarihimize leke sürdürmeyen gelmiş geçmiş tüm başkan ve sporcularımıza şükranlarımızı sunarız" diyebilecek şaşkınlığa sahip olduğunu görebiliyoruz.
Tarihlerinde leke olmadığını düşünerek, kendilerinden başkalarının kirli olduğunu ima edenlere sormak isterim:
- Bu ülke sporunda Doğan marka arabalar denince akla gelen nedir?..
- 8-0'lık maç ve Zalad neyi çağrıştırmaktadır?..
- 14-15 yıllık şampiyonluk hasretinin Galatasaray'ın önde gelen isimlerinden biri olan Ali Uras federasyonu döneminde, Derwall ve ihraç ettiği yeniliklerle(!) nasıl sonlandırıldığının cevabı verilebilir mi?
- Henüz ülke sporunda yabancı sayısı bu raddelere ulaşmamışken; hülle yoluyla Türk yapılan basketbolcuların, sahte yöntemlerle kadroya Türk yazılan Dündar Siz gibi futbolcuların, avantajına uygun evrilip çevrilen kuralların işletildiği kulübün kimliği mesela..?
- Bir futbol takımının 4 yıl üst üste şampiyonluğu döneminde "Mehmet Ağar'ların, Mesut Yılmaz'ların, Haluk Ulusoy'ların yollardaki çakıl taşlarına(!) müdahaleleri" dendiğinde hangi DinamoX(!) kulübünün kulakları çınlatılır?
- Tertemiz ve lekesiz tarihine ALTIN HARFLERLE işlenmiş Cemal Nalga namlı topyekun çirkinliği taptaze hafızalarda gizlemek mümkün olabilir mi?
- Dopingle suçlanırken hakkında döşenmeyen pislik kalmayan bir kadın basketbolcuyu yüzsüzce ve edepsizce kadrosuna katarak büyük erdem sahibi olanlar ne renktir?
İş hayatının gereği olarak ülke gerçeklerinden bi'haber olduğu, daha doğrusu kulüp başkanı sıfatıyla adım attığı ülke sporundan hiçbir halt anlamadığı belli olan birinin, bilmediği gerçekleri araştırmadan lekesiz olarak tanımladığı kulübünü överken ve Türk Futbolu'nun bekası için TFF'den acil ve kesin kararlar beklerken, hangi bataklıkta yönetici olduğunu iyice öğrenmesini salık veririm.
Rengi ne olursa olsun, sevdalısı olduğu takımın başına gelen aşağılık saldırılar nedeniyle büyük bir üzüntü ve sıkıntı içinde olan taraftarlara, aynı renge gönül vermese de taraftarlık bilincine haiz olduğu için destek veren kendi kitlesinden feyz almasını öneririm.
Her ne kadar ümit verici, sporun etik değerlerine inanan ve birleştirici yönünü benimseyenlerin gönlünü ferahlatan güzel örnekler yaşansa da genel anlamda kulüp başkanları önderliğinde yansıttıkları gerçek kimliklerinden ötürü zaten aksi beklenemezdi.
***
Fenerbahçe taraftarı yüzleştiği bu alçakça kuşatmadan alnının akıyla, dimdik duruşuyla ve kenetlenerek çıkmak zorundadır.
Aksi kanıtlanana kadar suçsuzluğuna inandığımız başkanımıza, yöneticilerimize, çalışanlarımıza sahip çıkarak, adaletli bir süreçten geçmeleri için demokratik tüm haklarımız kullanılmalıdır.
Onlara destek vermek, gerçek anlamda Fenerbahçe'mize sarılmak demektir ve bu bizim taraftarlık görevimizdir.
http://twitter.com/hhosca
7 Temmuz 2011 Perşembe
ADALETİN BATSIN TÜRKİYE!
Bu
ülkenin adaletine, hukukuna, yargısına, polisine, hükümetine, siyasilerine,
partilerine, insanına olan güvenim sarsılalı ve en sonunda da biteli uzun
zaman...
Başından
sonuna kadar sakatlıklarla dolu bir temizlik(!) operasyonu için ileri
demokrasiden bahsedenlerin tutuklu yargılanma kararı alınanlar da dahil suçları
yargıda kesinleştirilmeden idam edildiği ve bir daha temizlenmelerinin asla
mümkün olmayacağı bu ülkenin adaletine tüküreyim.
Gizlilik
şerhi olan bir süreçte çiğnenen hakların, kolluk kuvvetleri ve savcı/hakim
ortaklıkları ile medya tarafından işlenen insan hakları cinayetlerinin aksi
sonuçlarda tamiri asla mümkün olmayacak!
Aşağıya
alıntıladığım örnekler ve kanun maddeleri dört gündür yaşadıklarımızın
vahametini tüm çıplaklığı ile gözler önüne sermeye yeter de artar.
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin‚ "Adil yargılanma
hakkı" kenar başlıklı 6´ncı maddesinin ikinci bendinde; "Bir suç ile
itham edilen herkes‚ suçluluğu yasal olarak sabit oluncaya kadar suçsuz
sayılır."
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu´nun 285´inci maddesinin birinci fıkrasında; "(1) Soruşturmanın gizliliğini alenen ihlâl eden kişi‚ bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Ancak‚ soruşturma aşamasında alınan ve kanun hükmü gereğince gizli tutulması gereken kararların ve bunların gereği olarak yapılan işlemlerin gizliliğinin ihlâli açısından aleniyetin gerçekleşmesi aranmaz."
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu´nun; "Soruşturmanın gizliliği" kenar başlıklı 157´nci maddesinin birinci fıkrasında; "(1) Kanunun başka hüküm koyduğu hâller saklı kalmak ve savunma haklarına zarar vermemek koşuluyla soruşturma evresindeki usul işlemleri gizlidir."
"Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi;
Allenet de Ribemont - Fransa davasında (10.02.1995)‚ başvurucunun poliste gözaltındayken üst düzey bir polis memuru tarafından basın toplantısında bir cinayetin azmettiricisi olarak gösterilmesi üzerine‚ bunun masumiyet karinesinin ihlali olduğuna‚
3/6
Sekanina - Avusturya davasında (25.08.1993)‚ suçsuzluk karinesinin yargılama öncesinde olduğu kadar beraattan sonra da gözetilmesi gerektiğine‚ sanığın beraatı kesinleştikten sonra yerel mahkemenin başvurucunun suçuna ilişkin şüphelere dayanmasının artık kabul edilemez olduğuna‚
Hükmederek‚ anılan ülkeler aleyhinde kararlar vermiştir."
" Bu itibarla;
1 - Soruşturmanın gizliliği ilkesi nazara alınarak;
Kişilik hakları ve suçsuzluk karinesi ile delillerin güvence altına alınması da göz önünde bulundurulmak suretiyle‚ gözaltındaki kişilerin suçlu olarak kamuoyuna duyurulmasına‚ basın önüne çıkarılmasına‚ kişilerin basınla sorulu cevaplı görüştürülmelerine‚ görüntülerinin alınmasına‚ teşhir edilmelerine sebebiyet verilmemesi‚ soruşturma evrakının basın organlarında yayınlanmasının önlenmesi‚
Soruşturma evresinde dosya içeriğini inceleyerek istediği belgelerin bir örneğini alabilen şüpheli‚ mağdur ve vekillerinin de gizli kalması gereken hususları açıklamamaları yönünde uyarılması‚
Kamuoyunda ciddi rahatsızlıklar yaratan bu nevi uygulamalara son verilmesi‚ bu bentlerin aksine tutum ve davranış sergileyenler hakkında derhâl yasal gereğine tevessül olunması‚"
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu´nun 285´inci maddesinin birinci fıkrasında; "(1) Soruşturmanın gizliliğini alenen ihlâl eden kişi‚ bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Ancak‚ soruşturma aşamasında alınan ve kanun hükmü gereğince gizli tutulması gereken kararların ve bunların gereği olarak yapılan işlemlerin gizliliğinin ihlâli açısından aleniyetin gerçekleşmesi aranmaz."
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu´nun; "Soruşturmanın gizliliği" kenar başlıklı 157´nci maddesinin birinci fıkrasında; "(1) Kanunun başka hüküm koyduğu hâller saklı kalmak ve savunma haklarına zarar vermemek koşuluyla soruşturma evresindeki usul işlemleri gizlidir."
"Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi;
Allenet de Ribemont - Fransa davasında (10.02.1995)‚ başvurucunun poliste gözaltındayken üst düzey bir polis memuru tarafından basın toplantısında bir cinayetin azmettiricisi olarak gösterilmesi üzerine‚ bunun masumiyet karinesinin ihlali olduğuna‚
3/6
Sekanina - Avusturya davasında (25.08.1993)‚ suçsuzluk karinesinin yargılama öncesinde olduğu kadar beraattan sonra da gözetilmesi gerektiğine‚ sanığın beraatı kesinleştikten sonra yerel mahkemenin başvurucunun suçuna ilişkin şüphelere dayanmasının artık kabul edilemez olduğuna‚
Hükmederek‚ anılan ülkeler aleyhinde kararlar vermiştir."
" Bu itibarla;
1 - Soruşturmanın gizliliği ilkesi nazara alınarak;
Kişilik hakları ve suçsuzluk karinesi ile delillerin güvence altına alınması da göz önünde bulundurulmak suretiyle‚ gözaltındaki kişilerin suçlu olarak kamuoyuna duyurulmasına‚ basın önüne çıkarılmasına‚ kişilerin basınla sorulu cevaplı görüştürülmelerine‚ görüntülerinin alınmasına‚ teşhir edilmelerine sebebiyet verilmemesi‚ soruşturma evrakının basın organlarında yayınlanmasının önlenmesi‚
Soruşturma evresinde dosya içeriğini inceleyerek istediği belgelerin bir örneğini alabilen şüpheli‚ mağdur ve vekillerinin de gizli kalması gereken hususları açıklamamaları yönünde uyarılması‚
Kamuoyunda ciddi rahatsızlıklar yaratan bu nevi uygulamalara son verilmesi‚ bu bentlerin aksine tutum ve davranış sergileyenler hakkında derhâl yasal gereğine tevessül olunması‚"
Sözün bittiği, vicdanların kan ağladığı yerdeyiz!
Polis kuvvetlerini bu denli aşağılık ve dokunulmaz duruma
getirenlerin Allah hak ettiklerini vakit geçirmeden versin!
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)