26 Ocak 2012 Perşembe

İNCE AYAR KURGU

Disiplin Talimatnamesi'nin 58. maddesinin değişmesini istemeyerek Fenerbahçe ile aynı safta yer alan Galatasaray'ın şimdi “şüphe altındaki kulüpler hakkında hemen hüküm verilsin, kalemler kırılsın” demesi bizleri şaşırtmıyor.

Gerçek amaçları; Fenerbahçe'nin içinde bulunduğu durumdan faydalanıp, zayıflatılması ve mümkünse belli bir süre önlerinden çekilmesidir. Bu sayede kulüplerinin içinde bulunduğu korkunç bitmişliği; kafayı çalıştırmaktansa "ama bizim UEFA ve Süper Kupamız var" diyerek hayal âleminde gezinmeyi tercih eden uyutulmuşları uyandırmadan düze çıkartmayı düşünüyorlar.

Fenerbahçe'nin olmadığı veya zayıflatıldığı bir ortamda karşılarında rakip kalmayacağı rahatlığı ile elde edeceklerini düşündükleri şampiyonluklar ve bu sayede Avrupa Arenasında edinecekleri kazançlarla bataktan çıkacaklarını zannediyorlar.

Kulüp başkanları bu ihtimale öylesine tutunmuş ki; aksi bir durumun yaşanmaması için her açıklamasında TFF'nin işi oldubittiye getirmesini ve sakat bir yargılama süreci ile cezaların kesilmesini istiyor. Hatta TFF Olağanüstü Genel Kurulu sonunda verdiği demeçlerde “beklentimiz dışındaki gelişmeler kurgunun bozulması demek olur, biz bunu asla istemeyiz” diyebiliyor.

Gelecek planlarını bu denli Fenerbahçesizlik üzerine kurgulayan(!) ülkemizin medarı iftiharı Galatasaray camiası, Fenerbahçe olmadan ülke futbolunun marka değerinin yerlerde sürüneceğini ve bu acı gerçekle hayal kurdukları gelirlere ulaşmakta zorlanacaklarını da kurgularının içinde hesaba katıyorlar mıdır?

3 Temmuz'dan beri yaşananların bir kurgu olduğunu bilen bizler; artık bunun diğerlerince de “ince ayarlarla kurgulandığı” şeklinde itiraf edildiğini izleyip, mücadelemizdeki haklılığımızı kamuoyunun takdirine sunuyoruz.


http://twitter.com/hhosca


25 Ocak 2012 Çarşamba

DELEGELERE DİKİZ!

Başkanı örgüt(!) kurup haksız başarı elde etmekle tutuklu bulunan Fenerbahçe ve sütten çıkmış ak kaşık(!), temizlik abidesi Galatasaray’ın 26 Ocak 2012 Perşembe günü yapılacak TFF Genel Kurul toplantısında yer alacak delegelerinin isim listelerini bilmeyenlere beyan olunur...

Fenerbahçe Spor Kulübü'nün TFF'ye sunduğu delege listesi: Aziz Yıldırım, Nihat Özdemir, Ali Koç, Nihat Özbağı, Murat Özaydınlı, Vedat Olcay ve Serhat Çeçen.

Galatasaray Spor Kulübü’nün TFF kongresinde görevlendirdiği delegelerin listesi: Ünal Aysal, Abdurrahim Albayrak, Adnan Öztürk, Refik Arkan, Alp Yalman, Ergün Gürsoy ve Mehmet Ağar.

Bir kulüp özgürlüğü kısıtlanarak, henüz suçu sabit olmadığı halde tutuklu olsa da başkanlık etiketi olan değerini önemli mesajlar vererek listeye yazıyor. Diğer isimleri de mevcut yönetim kadrosundaki kişilerden tespit edip TFF’ye bildiriyor. Bu tutum için destanlar yazılır.

Diğer kulüp ise görevdeki yönetim kurulu dışından üç isme listede yer veriyor. Hadi ikisi önceki dönemlerde başkan ve yönetici olarak görev yapmış kişiler diyelim. Peki, hüküm giymiş, cezaevinde olması gerekirken henüz tek bir gün bile yatmamış olan derin meseleler uzmanı ismin listede bulunmasının açıklaması nedir?

Kimlerle neyin temizliğini yapacak, topluma da bunu masum ve samimi göstereceksiniz?

3 Temmuz’da başlatılan operasyonun sessiz(!) bir o kadar da sinsi tarafı 96-2000 ruhu taşıyıcıları, artık aleni hareket etmekte beis görmüyor. Çünkü anormal olanın normalleştiği bir ülkede endişe duyacakları hiçbir çekinceleri yok!

96-2000 döneminin çakıl taşı temizleyicilerini o dönem şampiyonluk posterlerinde afişe edenler, şimdi ülke futbolunun temizliğinin(!) masaya yatırılacağı kongreye delege olarak atayabiliyorlar.

Çamurlu suyla steril ortam yaratmaya eşdeğer bir anlayış…

Futbolumuzun temizliği üzerine tefrikalar yazanlar; gerçek anlamda kimin neyle mücadele ettiğini önce kendilerine, sonra da sunulanı tüketmekle kalan uykudaki kamuoyumuza itiraf etsinler!

Bu yapılmadıkça yazılan ve sahnelenen hikâyeler baki kalacaktır!

http://twitter.com/hhosca

19 Ocak 2012 Perşembe

OLMASI GEREKENLER NEYDİ?

*3 Temmuz’da hakkında şüphe oluşanlar gözaltına alınırken izlenen yol daha insan haklarına uygun olmalıydı.

*Gözaltına alınanlar hakkında yargısız infaz oluşturacak sızıntı ve hareketlerden kaçınılmalıydı.

*Gizlilik kararı derhal çıkartılmalıydı ve titizlikle uygulanmalıydı. Basın şiddetle uyarılmalıydı.

*Bunları ihlal edenler derhal açığa alınmalı, haklarında yasal soruşturma ve kovuşturmalar başlatılmalıydı.

*Haklarında suçlama bulunan insanlar sorgulama sonunda tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmalıydı.

*TFF sürecin başında yaptığı açıklamanın arkasında durmalıydı. Savunması alınmayanlar hakkında hüküm oluşturulmamalıydı.

*TFF tutuklu/tutuksuz yargılanan herkese tedbir koymalı, ama iddianame ile birlikte ivedilikle süreci tamamlamalı ve karar vermeliydi.

*UEFA’ya “henüz dava sürecine bile geçilmemiş iddialar nedeniyle kulüplerimizi peşinen suçlu sayamayız, maçlarını oynayacaklar” denmeliydi.

*Ülke içinde kopartılan yaygaralara “her türlü kovuşturma yapılıp netice alınıncaya kadar şampiyon değişmeyecek, lig oynanacak” denmeliydi.

*TFF kurulları iddianame ile birlikte şüpheli her maç için hakem, gözlemci raporlarını ve maç görüntülerini incelemeye almalıydı.

*Tüm iddialar hakkında şüphelilerin savunmasını alıp, hem sportif açıdan hem de hukuki olarak incelemelerini yapmalıydı.

*Bütün bu incelemeleri tarafsızlığından ve işinin ustası olduğundan emin olunan ehil kişilerle ve hukukçularla yerine getirmeliydi.

*En sonunda varacağı kanaatin toplum vicdanını zedelemeyecek ölçüde oluştuğundan emin olarak kararını sezon sonunda açıklamalıydı.

*Şüpheli konumundakiler verilen karara itiraz haklarını sonuna kadar kullanmalı ve nihai karara herkes saygı duymalıydı.

*Sezon sonunda ortaya çıkacak nihai/kesinleşmiş karar doğrultusunda hiçbir tavizde bulunmadan cezalar kesilmeliydi.

*Kesilen cezalar oynanmakta olan sezonun şampiyonluğunu ve diğer derecelerini etkilememeli, değiştirmemeliydi.

*Bütün bu hengâme bittikten sonra TFF ve ülke sporuna hizmet eden tüm federasyonlar, sporun içindeki tüm unsurlarıyla birlikte…

*Dünya federasyonları ve hukuk normları çerçevesinde, birbirine paralellik oluşturacak düzenlemeleri de içeren…

*Sporun tüm unsurlarının fikrinin alındığı, her unsurun hakkının gözetildiği, insan haklarına uygun, sporun ruhuna aykırı olmayan…

*Kamu vicdanı denen olguya serinlik getiren, güven duygusunu öne çıkartan, çirkinlikleri dışarıda bırakan, güzellikleri destekleyen…

*Sporu kendi ali menfaatleri için kullanmaya çalışanlara fırsat tanımayan, kitleleri birbirine düşman ederek rant elde edenleri dışlayan…

*Sporun birleştirici, eğitici ve eğlendirici yönünü öne çıkartanları ödüllendiren, hem ülke hem dünya çapındaki başarıları destekleyen…

*Sporun spor ahlakı ve güzellikleri içinde yapılmasına olanak sağlayıp, siyaseti bu güzelliklerden tamamıyla uzak tutan…

*Lafta değil uygulamada kendini belli edecek, gerçek anlamda bir spor yasası ve ilgili federasyon talimatnameleri oluşturulmalıydı.

*Şimdiye kadar bunların geneli ihlal edildi. Edilmeyenler için de umut kırıcı tavırlar sergilendi. Ve ne yazık ki devam ediyor…

*Ucu kendisine dokunacağı endişesinde olanlar önce yasayı, sonra da disiplin talimatnamelerini değiştirmeye kalkıştı.

*Şike davası ile ilgili sportif hükmü verecek olanlar daha kendi mecralarında (PFDK/Tahkim) tutarsızlıkları ile güvensizlik yarattı.

*Manzara bu durumdayken, sportif anlamda adaletin sağlanacağını bekleyen milyonlarca insan kandırılmaya devam edildi ve ediliyor.

*Yukarıda yazılması muhtemel onlarca ayrıntı var. Okuyanlar ekleyebilir, yorumda bulunabilir. Sonu olmayan bir çarpıklık çünkü…

*Bunları aşmak için ihtiyaç duyulan gerçeklik; samimiyet, ahlak ve herkesin işinin ehli olarak olaylara mantıklı/akıllı yaklaşması değil mi?

*Her konuda olduğu gibi, yaşanan ve yaşatılan ülke sporu açısından da artık uykularınızdan uyanma vaktidir!


http://twitter.com/hhosca

18 Ocak 2012 Çarşamba

HUKUK MU GUGUK MU?

Hukuk devleti olduğu öne sürülen ülkemizin aslında guguk devleti olduğunun göstergesi çeşitli örnekleri yaşayarak görüyoruz. Yıllar öncesinden büyük emekler, planlar ve ısrarlı çabalarla elde edilenlerin ödülünü almak üzere son rötuşları da yapıyorlar.

Halkın güvenliği(!) için, ülkenin bütünlüğü(!) için, ileri demokrasi(!) için bütün devlet imkânlarını seferber eden bir iktidarımız var! Dünyanın hızla gelişen(!) ülkeleri sıralamasında üst raddelerde yerini almış, ekonomik gücü(!) tarihinde olmadığı kadar büyümüş bir ülkeyiz artık.

Aslında; gelir dağılımı açısından uçurumların büyüdüğü, orta gelirli denen kesimin ya çok zengin ya da çok fakir mertebesine eriştiği gerçeğinin ustalıkla gizlendiği, halüsinasyonlar ülkesi olduğumuz aşikârken…

 Terazisi sapıtmış ülkenin adaletinin düzgün ve sağlıklı olması nafile bir beklentinin ötesi değildir. Adaleti sağlaması beklenenlerin mayasının bozukluğu tüm ümitlerin solmasına neden olmakta…

Bölücülük yapanlar tüm yasal haklarıyla yargılanırken, sadece iktidarla aynı düşüncede olmadığı için parmaklıklar ardında çürüyenler…

Bir yanda iktidarla bağlantıları aşikâr bir kovuşturmada gizlilik titizlikle uygulanıp, tutuksuzluk kararı kolaylıkla çıkartılan ve kamuoyuna unutturulan denizdeki fenerler… Öte yanda hiçbir kesinliği olmadığı halde sportif suçlamalar nedeniyle ne gizlilik ihlali ile insani hakları tanınan, ne itibarları bırakılan, ne de hiçbir aksi belirtisi olmadığı halde ısrarla tutuklulukları sonlandırılmayan bahçedeki fenerler…

Nice kahramanlıkları anlatmakla bitmeyecek ordumuzun şükranlıkla anılası komutanlarının örgüt başı suçlamaları ile içeri alınmaları…

Kesinlikle örgütlü yapıldığı, planlandığı, azmettirildiği açık olan bir davada neredeyse öldürülen Ermeni vatandaşımızın suçlu çıkartılacağı bir adalet komedyası…

Bunlara eklenecek ve saymakla bitmeyecek onlarca adaletsizlik, hukuksuzluk, vicdansızlık!..

Ekonomisinde, siyasetinde, sporunda, medyasında olmayan adaletin, yargısında tecelli edeceğini zannedenler yanılgıda olduklarını bir bir öğreniyorlar.

Bir vatandaş olarak bütün bunlara göz yumulması kahrediyor. Bireysel tepkinin bir sonuç vermesi mümkün mü? Toplum bilincinin ortak refleksinin oluşması beklenti… Başına gelen sayısız olumsuzlukla yine de yönetenlerini bu kadar(!) seçebilenler için ümitvar olunamıyor.

***

Adaletin topuzu kaçmış kantarında dönüp bir de sporumuza bakalım mı?..

Mesela; 3 Temmuz’da ülke futboluna (aslında tüm spor dallarına) başlatılan taarruzun salt Fenerbahçe odaklı gelişmesi gerçek anlamda adalet isteği ile açıklanabilir mi? Güç dengelerince ilmek ilmek işlenen kuşatmanın en zorlu direnişçisi Fenerbahçe’yi ele geçirme, olmuyorsa zayıflatıp tehditkâr pozisyondan çıkartma çalışmaları devam ediyor.

İnsanların yaşanan süreçte adaletin sağlanacağı beklentisi var. Özellikle Fenerbahçe sevdalılarının suçsuzluğuna inandığı isimleri adil yargılama ile özgür kılacakları beklentisi… Unutulmaması, yaşanan çeşitli gelişmelerden pay biçerek farkına varılması gereken gerçekler ortada.

Ceza hukukuna göre tutuklu/tutuksuz bulunan şüpheliler yargılama sonunda gereken neyse bulacaklar. Bunun hakkaniyetle yerine getirilip getirilmeyeceği ihlal edilen onlarca hak ve yasaya rağmen az çok tahmin edilebilir. Spor hukuku yanına bakıldığında ise bambaşka bir garabet söz konusu… Kendi federasyonuna bağlı bir kulüple davalık olan TFF ve kurulları, yine kendi içinde oluşturulmuş yapısıyla Fenerbahçe (artık diğerleri figüran olduğu için anılmıyor) hakkında karar verecek.

UEFA denen Avrupa Futbol mafyasının resmi organının tehditlerine, aba altından sopa göstererek men edilme şantajlarına dik duramayanlar, haksız duruma düşmemek için zora girecek bir kararı PFDK-Tahkim Kurulu ve TFF Yönetim Kurulu seviyesinde nasıl alabilirler?

Şampiyonlar Ligi’ne gönderilmeyerek suçlu kabul edilen ama ulusal ligden düşürülmeye cesaret edilemeyen Fenerbahçe için, adil(!) bir kovuşturma sonucunda nasıl “suçsuz” sonucuna varılacak? Mahkemelerde yargılama süreci başlamadan talimatnameleri uyarlayarak ipi çekilmek istenen Fenerbahçe, diğerlerinin temize çıkartılarak aklanmasına kurban edilmek istenmeyecek mi?

Tribünlerinde insan yaralama olayına, uyuşturucu madde tespitine, ahlaksızlığın envai çeşidine zabıt tutulanların sadece 60,000TL ceza alması uygun bulup; öte yandan Fenerbahçe için en küçük gerginlikte kısa süreli öfke söylemlerine 125,000TL cezaları acımadan kesenler mi hakkında hüküm verecekler?

Talimatnamelerinde yeri olduğu halde yazılı izin olmadan bir kulübün futbolcusu ile gizlice transfer görüşmesi yaptığı tespit edilen bir kulüp için ceza hükmüne varmaya gerek görmeyenler mi..?

Şampiyonlar Ligi’nden “iddianamede yer alıyor, yöneticileri tutuklu bulunuyor, kanaatimiz suçludur” diyerek Fenerbahçe’yi men ederken; tutuklu veya tutuksuz yargılanan diğer takımları UEFA yarışmalarına göndermekten çekinmeyenler mi hüküm verecekler?

Temiz spor için şikeyle mücadele ettiklerini savunanlar kendilerini kurtarmak pahasına adalete şike bulaştırarak mı hükme varacaklar?

***

Bu sürecin başından beri beklentim savunma haklarının kullanılması aşamasıdır. Benim için bir yargıya varmak ancak o zaman mümkün olacaktır. İlk günden beri direnen, ithamlara rağmen her bireyine sahip çıkan Fenerbahçeliler de aynı düşüncede ve beklentideler.

Artık adaletin doğru tecelli etmeyeceği kanısına varan bizler sadece savunma haklarının kullanılmasını bekliyoruz. Kişiler hakkındaki görüşlerimiz bunun sonunda kesinleşecek ve gereğini hep birlikte yapacağız.

Fenerbahçe kimsenin affına tamah etmez. Kendilerini kurtarmak için TFF Disiplin Talimatnamesi 58. maddeyi elden geçirmek isteyenler Fenerbahçe’yi çalmak istedikleri minarenin kılıfı olarak kullanamazlar. Mevcut hali ile yargılama bitecek. Haklarında şüphe bulunanlar aynı çerçevede ve aynı hükümlerle yargılanacak.

Netice belli oluncaya kadar suçlamaları da yargısız infazları da kabul etmedik, asla etmeyeceğiz. Terazisi kaçmış, şaftı kaymış, çamurun dibine batmış düzende gerçek adaleti ancak vicdanlarımızda bulacağız.

Adaleti yerine getirmesi gereken hukuk sistemi bu ülkede guguk sistemi mi daha net anlayacağız!

http://twitter.com/hhosca

17 Ocak 2012 Salı

HERKES İYİ BİLSİN


Taraflı tarafsız herkes iyi bilsin:

Manisa'da oynanan maç sıradan akılların, hissetmeyi bilmeyen yüreklerin anlayabileceği bir maç değildi.

Manisa'da, maç öncesi seremonide giyilip çıkartılan, ama aslında ruhumuzun üniforması olan çubuklunun emanetçisi Efsanelere atfedilen bir maç oynandı.


Adaletin kırılmadık yerini bırakmayanlara tokadı; henüz 52. dakikada kırmızı kart görmesi gereken Baroni'nin karambole doğru sektirdiği topun, maç boyunca canını dişine takıp sonlarda da emek hırsızlığı yapmaya çalışan Yiğit(!) birinin kafasına çarparak ağları bulmasıyla vurmak kısmet oldu!

Adalet er veya geç yerini bulduğunda Fenerbahçe'yi bitireceğini zannedenler tokat manyağı olacaklar!


http://twitter.com/hhosca

11 Ocak 2012 Çarşamba

BU YARIŞI KAYBEDERSİNİZ!

Siyasileri bir telaş almış gidiyor. Ülkeyi Trabzon’dan ibaret zannediyor olmalılar ki; seçmenlerine şirinlik yaparak seçimlerde oy oranlarını yükseltmek adına, partisi ne olursa olsun şehrin vekilleri 2010-2011 lig kupasını müzelerine taşıma yarışındalar.

Trabzon’daki yerel baskının mı bu akılsızlığa yol açtığını bilmemekle birlikte, kendi partilerinin akil kişilerince uyarılmamaları başka bir akıl tutulması boyutu…

Trabzon halkını sahte vaatlerle kandırmak pahasına ülkenin geri kalanını, ama özellikle Fenerbahçeli olanlarını karşılarına alma cesaretini gösterenler nasıl bir haltın içine düştüklerini bilmiyorlar. 150-200 binlik bir şehrin futbol takımı üzerinden ülke genelinde prim yapacaklarını zannedenler tarihe yazılmış gerçeklerle yüzleştiklerinde artık geç olacak!

Dün/bugün AKP’lisi CHP’lisi, yarın eğer bu modaya kapılma gafletine düşerlerse bir başka partilisi; siyasi geçmişte Fenerbahçe’nin öfkesini kazananların şimdi ne durumda ve nasıl bir hiçlikte olduklarını görsünler. Görsünler ki, Fenerbahçe Cumhuriyeti gerçeğini karşılarına almanın sonuçlarını hesap ederek anlamsız tavırlarına yön versinler!

Spora kanser gibi bulaşan siyasi partiler ve siyasetçiler, kendilerine halk yardakçılığı malzemesi olarak seçtikleri kulüpler yüzünden büyük bir uçuruma sürüklendiklerini öğrenecekler!

Ben bir Fenerbahçeli olarak ant içerim ki;
- Bundan sonra ülkemizde gerçekleşecek ilk seçim ve devamındaki her oylamada sandık başına çubuklu forma ile gideceğim.
- Ailemde ve yakın çevremde yer alan bütün Fenerbahçelilerin de aynı üniforma ile vatandaşlık görevini yerine getirmesi için elimden gelen çabayı gösterip, Fenerbahçe sevdalılarını organize etmek için çalışacağım.
- Hem ülke geleceğine sahip çıkmak, hem canımızla kanımızla kurduğumuz cumhuriyetimizi korumak, hem de bütün bunların yılmaz bekçisi yıkılmaz kale Fenerbahçe’nin gücünü önce ülkeye sonra tüm dünyaya göstermek için…

Bir Fenerbahçeli olarak artık makul ve mantıklı bir birey olmakta zorlanıyor, öfke ile doluyorum. Fenerbahçeliyi değerleri üzerinden sınamaya kalkanlar, bunu ısrarla sürdürenler sarı-lacivert öfkeden korkmalılar!

Futbolcularımızın ve KOCAMAN yürekli adamın alın terleriyle sulanarak, analarının ak sütü kadar helal biçimde kazanılmış şampiyonluğun teneke kupasını fiilen almayı başaracağınızı zannediyorsunuz. Peki, Fenerbahçelinin yüreğindeki kupayı nasıl alacağınızı da düşündünüz mü? Ne yüreğimize kazıdığımızı ne de teneke de olsa büyük emek barındıran kupanın kendisini elimizden alacak güç görmüyorum.

Kupanın adresi, yeri, mekânı belli… Kendisi de sapı da orada duruyor. Size çağrımızdır ey halk yardakçısı siyasiler; gelin alın!

http://twitter.com/hhosca

4 Ocak 2012 Çarşamba

HER ZAMAN YALNIZ, HER ZAMAN TEK BAŞINA

Bu hiçbir zaman farklı biçimde vuku bulmadı ki!..
Biz hiçbir zaman mücadelemizi destek bularak vermedik ki!..

3 Temmuz’dan beri yaşananlar, yaşatılanlar köklü bir yıkımı sağlamak için kalkışılmış büyük çaplı bir kuşatma olsa da öncesinde de bundan farklı değildi ki!..

Fenerbahçe hangi dönemde yalnız başına mücadele edip, tek başına direnen olmadı ki?..

İçinde bulunduğumuz her yarışmada değişen rakiplerimiz hep destek bulan, arkadan itilen, topyekûn pohpohlanarak karşımızda direnenlerdi.

Bu gerçekleri saptırıp “Fenerli Medya, Fenerasyon, hakemler Fenerbahçe’yi kolluyor” yalanları ile kamuoyunun bilinçaltına oynayanlar yine sahnede oyunlarına devam ediyorlar.

Üstelik bu kez çok daha acımasızca ve çok daha şiddetli bir ahlaksızlıkla!

Zirveye oynadığı her dönemde rakibi olanların etrafında güç birliği yapanlar şimdi eski ruh arayıcılarının peşine takılmış yürüyeduruyorlar!

Ey Fenerbahçeli!..
Ey Fenerbahçeli futbolcu, yönetici, teknik direktör, malzemeci, tesis çalışanı…
Ey kendini Fenerbahçe’nin neferi sayan insan evladı!..

Hala uyanmak, safları her zamankinden daha fazla sıklaştırmak, sımsıkı ve sert bir yumruk olmak için ne gibi bir bahane arıyor, neyle yüzleşmek istiyorsun?!

Bursaspor itelenirken kendi kusurlarımızla katkıda bulunduk. Ama aynı güç birliği iş başındaydı. Kendi kendimizle çatışma zekâsızlığından büyük resmi kaçırdık.

Trabzonspor uzun yılların hasretine son vermek üzere rüzgârı yelkenlerine doldurduğunda bu kez tahmin edemedikleri bir geri dönüşle güle oynaya alacaklarını zannettikleri kupayı söküp aldık. Hemen akabinde yaşananlar neyin intikamı zannediyorsunuz?!

Bu kez işi sağlama almak ve “başarırsa onlar başarır” diyerek karşımıza ülkenin diğer büyük(!) gücünü çıkartmak için her türlü hazırlık yapıldı, koşullar lehlerine oluşturuldu ve ister kapalı kapılar ardında, ister alenen; bütün destek verilmeye başlandı.

Türk Futbolunun medar-ı iftiharı imparatoresinin önündeki çakıl taşları yıllar öncesindeki seri başarılarında(!) olduğu gibi temizlenmeye, sorun teşkil edecek tek gücü çaresiz bırakacak hamleler yapılmaya yüz tuttu.

Dün oynanan maçı iyi irdeleyin. Orada yaşananlar birçok ipucunu anlayanlara gösteriyordu.
Hakemlerin çok basit(!), insani(!) hatalarının nasıl da gerekli anlarda devreye girdiğini ve bunun böyle devam edeceğini gözlemleyin.

Rakibi olan bir teknik direktörün öfke dolu olması gerekip, tepki ile soyunma odasına gitmesi beklenirken nasıl da kucaklaştıklarını, yaşadıklarından gayet memnun biçimde ve görevini yerine getirmiş insan rahatlığında resim verdiğini görün!

İşte bu açık kurgunun muhatabı olarak daha sağlam, daha dirençli ve daha iştahla mücadeleye devam etmenin gerçeğine uyanın!

Bu mücadelede zayıf kalacak, isteksiz olacak, başka hesaplar yapacak hiçbir kimsenin aramızda yeri yok! Bu ister yönetici olsun, ister futbolcu, isterse de taraftar!

Unutmayın!
Fenerbahçe içinde olduğu yarışmalarda tek başına mücadele ettiğinden daha da yalnız ve tek başınadır.

Yalnız olanlar, gücünü dağıtacak yan yollardan uzak durup, zayıflamaya neden olacak tuzaklara düşmeden kurtuluş mücadelesini vermek zorundadır!

Böylece biline!

http://twitter.com/hhosca