AKIL TUTULMASININ DA ÖTESİ
Topyekün saldırı altındayız.
Bir yanda TFF tüm kademeleri ile silahlarını kuşanmış bize karşı kullanıyor...
Bir yanda medya ipin ucunu kaçırmış kime ne söylediğinin farkında değil...
Öte yanda biz olanlar bunlara destek olurcasına sakinlik içinde...
Henüz aday olma aşamasındayken 6 yıl sonrası ülkemizde düzenlenmesini arzu ettiğimiz bir organizasyonda hizmet vermesi planlanan tesisler ve bunların bulunduğu bölgeler için bir seçim yapılmış.
Kendi açıklamalarında bu seçimin kriterlerini belirtirken, önemli ve belirleyici noktalara temas edilmiş. Haklılık payı yüksek değerlendirmelerle kullanılacak merkezleri belirlediklerini ifade eden açıklamada tutarsızlıklar olduğunun farkında olunmamış.
Kazma vurulmamış tesisleri ilgili şartlara uygun hazırlayabileceklerini düşünerek adaylık cüretini gösterenler, ellerinde çok önemli bir organizasyona ev sahipliği yapmış, eksik yönleri de 6 yıl içinde istenirse fazlasıyla giderilebilecek bir yapıtı göz ardı edebilmişler.
Diğer şehirlerin seçimi için vurgu yapılan kriterlere sözümüz olmasın diyelim -hoş çok sözümüz var da yok farz edelim- de...
Avrupa Futbol Şampiyonası organizasyonunu ülkemize alabilmek için dünya üzerinde iki kıtayı birleştiren bir şehri kullanacaksınız...
Bu şehirde yakın tarihte UEFA finali oynanmış, ülkenin en modern stadı ve üstelik Asya Kıtası ayağında yer alacak...
Aynı şehrin Avrupa Kıtası ayağında değişik seçenekleriniz bulunacak...
Bunların arasından önemli, kıta bağlantısı gibi bir ayrıntıyı hiçe sayıp, stadın tescillenmiş kalitesini kabul etmeyip, ipe sapa gelmez bahaneler uydurup, sanki farazi sakıncalar 6 yılda giderilemezmiş gibi kamuoyuna yansıtarak Şükrü Saracoğlu Stadyumu'nu listeye almayacaksınız...
Binlerce insanın maç dışında zamanını geçirebileceği hiçbir özellikleri olmayan statlara, haldır huldur götürülüp, maç için tribünlere tıkıştırılıp, yine maç sonrası aynı pespayelikle konakladıkları yerlere taşıyarak kullanacakları mekanları uygun bulacaksınız...
Fenerbahçe Spor Kulübü, haklı olarak devre dışı bırakılan bir değeri neden listeye almadıklarını sorduğunda da kulübün büyüklüğüne atıfta bulunarak haddinizi aşacaksınız!..
Yapılan açıklamada yer alan "...bu proje, Türkiye'nin projesidir. Bir futbol etkinliğinden ibaret olmayan EURO 2016; turizm, kültür, tesisleşme, spor eğlencesi ve en önemlisi ülke tanıtımı konularında ülkemize tarihi katkılarda bulunma potansiyeline sahiptir." ifadesi ile seçilen tesisler ne derece örtüşüyor?
Bu seçimlerde önemli katkıları olan isimler hakkında sorulan sorulara muhatap olan kişiler de lütfen cevap verip "yanlış bilgilerle insanların yanıltılmaması gerektiğini" savurmuşlar.
Nedense, sorulara muhatap olanlar dışında bu işleri yürütecek başka kalifiye eleman bulunamamış da organizasyon şirketleri ile bir şekilde bağlantısı olmuş, ya da olan isimler, üstelik tesis seçimlerinde de rol oynayan isimler işin içine girmiş.
Sorulara tek tek ve tatminkar cevaplar vermek yerine doğrulukları net olmayan ifadelerle geçiştirmek bu ülkede geçerli yöntem nasılsa...
Halkımız verilenleri doğru mu yanlış mı bilmeden sindirdiği için bu bilgiler de yeğ.
Her kademesi ile, Fenerbahçe gibi haksızlıkların karşısında olan bir camiaya darbe vurma özel çabasındaki TFF, içinde bulunduğu gaflet uykusundan en kısa zamanda uyanmazsa büyük bir yıkım sürecine girmesi kaçınılmazdır.
Önümüzdeki günlerde gerçekleştirilecek yeni yayın ihalesi aşamasında, Fenerbahçe ile ters düşmenin, hak etmediği uygulamalara uğratmanın, görevleri başında formalarını çıkartma ahlakına sahip olmayanlarca haksızlıklar yaşatmanın neticesini göreceklerdir.
Futbolu adil ve modern çizgiler içinde yönetmesi gerekenlerin bir camiaya alenen düşmanlık beslemesi ve bu yönde yaptırımlara gitmesi elbette semeresine kavuşacaktır.
Fenerbahçe taraftarının bütün bunlara rağmen hala birlik içinde hareket eden bir güç teşkil etmemesi ayrı bir ilginçliktir.
Olayın boyutu öyle yerlere gelmiştir ki; medyanın çirkin köşelerinde kendilerine yer bulan dışlıklar, TFF'nun cüreti karşısında güç bularak bir camiayı aşağılayacak kadar ileri gidebilmektedir.
Üstelik bu ülkede spor alanlarında, özellikle futbol maçlarında tribünlerde gerçekleşen onlarca iğrençlik arasında parmakla sayılabilecek yanlışları hep oluyormuş gibi gösterip, kendi pisliklerini, iğrençliklerini yok sayarak...
Bu ülke insanı artık akıl tutulmasının da ötesine geçmiştir.
Yoksa, bütün çirkinliklerle mücadele eden ve az da olsa bir mesafe kat eden bir camia, başka yerde el üstünde tutulacak olmasına rağmen kendi ülkesinde böylesine hançerlenmezdi.
Buna kendi insanları da dahil!..
http://twitter.com/hhosca
30 Aralık 2009 Çarşamba
10 Aralık 2009 Perşembe
ANLAYIŞ FARKINA DİKİZ!
Deveye sormuslar "boynun neden egri?"
Deve de...
Ulke bazinda yillardir artarak devam eden bir "ahlak erozyonu" icindeyiz. Bu erozyonu, yasamimiza dahil olan her alanda carpici ornekleri ile gormek mumkun.
Devletin basindan ailenin en kucuk fertlerine kadar, kanser gibi yayilmis bir hastalik durumu...
Bu hastaligin onlenemez olcude artmasinda bas rolu Turk Medyasi almaktadir. Bunun aksini dusunmek, akilli isi olmasa gerek!
Spor basini da uzerine dusen payi haliyle ustlenmis...
Kendi varligini ve rantini dusunerek, bu ulkenin en buyuk ve dirayetli camiasinin uzerine gitmek, saglayacagi fayda acisindan kacinilmaz olandir.
Cikarlari dogrultusunda en buyuk uzerine oyunlar oynamak...
Aksini iddia eden -bunlarin arasinda kendimizden saydiklarimiz da onemli olcude yer tutuyor- insanlar olsa da en saglikli yapilanma ve buna bagli hedeflere ilerleyisi nedeniyle digerleri ile arasindaki farki giderek acan, "tek" olmaya kosan Fenerbahce'nin "ekmekleri" ile oynamasi bunlarca kabul edilebilir degil!
Bu kulubun baskaninin iddiasini ortaya koymak ve gecen yillarda elde edilen basarisizliklar uzerine "3 yil ust uste sampiyonluk" sozu vermesi...
Yayin gelirlerinin hakettigi degeri bulamadigi ve bu nedenle yeni yayin ihalesinin "olmasi gereken bedel" uzerinden yapilmasi soylemi...
Bunu hayata gecirmek uzere "Kulupler Birligi Vakfi Baskani" olmasi ve yaptigi calismalarla tum kuluplerin basini dondurmesi...
Basinin ellerinde tuttuklari ve istedikleri bicimde manuple edebildikleri kurum ve kuruluslara karsi onurlu bir mucadelenin icinde bulunulmasi...
Bunlara eklenebilecek onlarca neden...
Sen misin, haftalardir bariz hatalarla puanlari gasbedildigi halde sesi cikmayan, fakat kendi camiasinin baskisini da goguslemek ve gazlarini almak adina, bence de yerinde olmasa da gerekli olan bir cikis yapan?..
Sen misin, sezon basinda "bu hakemlerle lig bitmez, gerekirse yurtdisindan hakem getirilmeli" dedigi halde destek bulamayan, ancak simdi tum kuluplerin fikirbirligi ile hakli bulduklari?..
Bu cirkin, hastalikli ve balcik olmus duzende yeni bir yapilanma icine girmek senin ne haddine!!.. Ustelik gectigimiz sezonlarda bunun olmasi gerektigini bas bas bagiranlar oldugu, "artik futbol takimi ile alakasini kesmeli, en iyi bildigi isleri yapmali" diyenler oldugu halde.
Kim gelmis, bu genel arzu ile olusturulmaya calisilan makama?.. Hepimizin adamligina hayran oldugu, pirlanta dedigimiz, yillardir bu kulupte gorev almasi gerektigi uzerine destanlar yazilan Aykut KOCAMAN...
Tum samimiyeti ve safligi ile gecen gun basinin karsisina cikan...
Estirilen firtinalara karsi kontrolunu kaybetmeden olmasi gereken cevaplari veren...
Kellesi istenen futbolcular hakkinda icten duygularini profesyonel olculerde dile getiren ve gerekenin yonetmelikler olcusunde yerine getirilecegini soyleyen...
Hakkinda cikan asilsiz iddialara ahlak anlayisi geregi utansa da cevap vermek zorunda kalan ve dogrularin hic de yazilip cizildigi gibi olmadigini gosteren...
Tertemiz kisiligi ile simdilerde mevkisini dolduracak karizmaya sahip olmadigi sacmaliklarina muhatap kilinan...
Ama kulubumuzun arkasinda durmasi, bizlerin de destek vermemiz halinde gercek anlamda kurumsal bir yapiya kavusarak, bunca sorundan siyrilmamizda rol oynayacak olan ADAM GIBI ADAM.
Hani hep denir ya; "biz seni galibiyetler, kupalar, sampiyonluklar icin sevmedik" diye!..
Koca bir yalan!
Belki bir kesim icin dogru olabilir, ama genel olcu itibari ile koskoca bir yalan!
Kulubun bazi branslarinda sancilar oldugu bariz. Akli ve gozu kor olmayan herkes bunu gorebiliyor.
Fakat, butun bunlara ragmen olusan tepki furyasi cozume ulasmasi mumkun olan bu sorunlarla dogru orantili degil.
Anlayis farki diye tutturulmus giden bi'seyler var.
Kabaca ifade etmeye calistigim bir duzenin icinde herkesten fazla yerle bir edilmeye calisilan kendi insanina karsi olan anlayis...
Evladini herkesin onunde azarlayip, hakedip etmedigini bilmedigin halde cevrene hosgorunmek, otoriter tavrini kanitlamak icin kendi canindan olani zor duruma dusurmek tadindaki anlayis...
Topyekun bir ceki duzen icine girmek gerektigi konusunda israrliyim.
Kimse kendini soyutlayip belli bir nokta uzerine yogunlasmasin artik!
Lutfen!
http://twitter.com/hhosca
Deveye sormuslar "boynun neden egri?"
Deve de...
Ulke bazinda yillardir artarak devam eden bir "ahlak erozyonu" icindeyiz. Bu erozyonu, yasamimiza dahil olan her alanda carpici ornekleri ile gormek mumkun.
Devletin basindan ailenin en kucuk fertlerine kadar, kanser gibi yayilmis bir hastalik durumu...
Bu hastaligin onlenemez olcude artmasinda bas rolu Turk Medyasi almaktadir. Bunun aksini dusunmek, akilli isi olmasa gerek!
Spor basini da uzerine dusen payi haliyle ustlenmis...
Kendi varligini ve rantini dusunerek, bu ulkenin en buyuk ve dirayetli camiasinin uzerine gitmek, saglayacagi fayda acisindan kacinilmaz olandir.
Cikarlari dogrultusunda en buyuk uzerine oyunlar oynamak...
Aksini iddia eden -bunlarin arasinda kendimizden saydiklarimiz da onemli olcude yer tutuyor- insanlar olsa da en saglikli yapilanma ve buna bagli hedeflere ilerleyisi nedeniyle digerleri ile arasindaki farki giderek acan, "tek" olmaya kosan Fenerbahce'nin "ekmekleri" ile oynamasi bunlarca kabul edilebilir degil!
Bu kulubun baskaninin iddiasini ortaya koymak ve gecen yillarda elde edilen basarisizliklar uzerine "3 yil ust uste sampiyonluk" sozu vermesi...
Yayin gelirlerinin hakettigi degeri bulamadigi ve bu nedenle yeni yayin ihalesinin "olmasi gereken bedel" uzerinden yapilmasi soylemi...
Bunu hayata gecirmek uzere "Kulupler Birligi Vakfi Baskani" olmasi ve yaptigi calismalarla tum kuluplerin basini dondurmesi...
Basinin ellerinde tuttuklari ve istedikleri bicimde manuple edebildikleri kurum ve kuruluslara karsi onurlu bir mucadelenin icinde bulunulmasi...
Bunlara eklenebilecek onlarca neden...
Sen misin, haftalardir bariz hatalarla puanlari gasbedildigi halde sesi cikmayan, fakat kendi camiasinin baskisini da goguslemek ve gazlarini almak adina, bence de yerinde olmasa da gerekli olan bir cikis yapan?..
Sen misin, sezon basinda "bu hakemlerle lig bitmez, gerekirse yurtdisindan hakem getirilmeli" dedigi halde destek bulamayan, ancak simdi tum kuluplerin fikirbirligi ile hakli bulduklari?..
Bu cirkin, hastalikli ve balcik olmus duzende yeni bir yapilanma icine girmek senin ne haddine!!.. Ustelik gectigimiz sezonlarda bunun olmasi gerektigini bas bas bagiranlar oldugu, "artik futbol takimi ile alakasini kesmeli, en iyi bildigi isleri yapmali" diyenler oldugu halde.
Kim gelmis, bu genel arzu ile olusturulmaya calisilan makama?.. Hepimizin adamligina hayran oldugu, pirlanta dedigimiz, yillardir bu kulupte gorev almasi gerektigi uzerine destanlar yazilan Aykut KOCAMAN...
Tum samimiyeti ve safligi ile gecen gun basinin karsisina cikan...
Estirilen firtinalara karsi kontrolunu kaybetmeden olmasi gereken cevaplari veren...
Kellesi istenen futbolcular hakkinda icten duygularini profesyonel olculerde dile getiren ve gerekenin yonetmelikler olcusunde yerine getirilecegini soyleyen...
Hakkinda cikan asilsiz iddialara ahlak anlayisi geregi utansa da cevap vermek zorunda kalan ve dogrularin hic de yazilip cizildigi gibi olmadigini gosteren...
Tertemiz kisiligi ile simdilerde mevkisini dolduracak karizmaya sahip olmadigi sacmaliklarina muhatap kilinan...
Ama kulubumuzun arkasinda durmasi, bizlerin de destek vermemiz halinde gercek anlamda kurumsal bir yapiya kavusarak, bunca sorundan siyrilmamizda rol oynayacak olan ADAM GIBI ADAM.
Hani hep denir ya; "biz seni galibiyetler, kupalar, sampiyonluklar icin sevmedik" diye!..
Koca bir yalan!
Belki bir kesim icin dogru olabilir, ama genel olcu itibari ile koskoca bir yalan!
Kulubun bazi branslarinda sancilar oldugu bariz. Akli ve gozu kor olmayan herkes bunu gorebiliyor.
Fakat, butun bunlara ragmen olusan tepki furyasi cozume ulasmasi mumkun olan bu sorunlarla dogru orantili degil.
Anlayis farki diye tutturulmus giden bi'seyler var.
Kabaca ifade etmeye calistigim bir duzenin icinde herkesten fazla yerle bir edilmeye calisilan kendi insanina karsi olan anlayis...
Evladini herkesin onunde azarlayip, hakedip etmedigini bilmedigin halde cevrene hosgorunmek, otoriter tavrini kanitlamak icin kendi canindan olani zor duruma dusurmek tadindaki anlayis...
Topyekun bir ceki duzen icine girmek gerektigi konusunda israrliyim.
Kimse kendini soyutlayip belli bir nokta uzerine yogunlasmasin artik!
Lutfen!
http://twitter.com/hhosca
23 Eylül 2009 Çarşamba
ÇUBUKLUYA İHANET EDİLEMEZ!
Biz Fenerbahçe taraftarları için çubuklu forma kutsaldır. Bu formayı taşıyanlar da sonuna kadar desteği hakedenlerdir.
Sezon boyunca bireysel anlamda inişli çıkışlı grafik gözlemlenebileceği gibi, bu, takım halinde de zaman zaman mümkün olabilir. Fakat unutulmaması gereken en önemli olgu; çubuklu formayı taşıyan ve sezon boyunca kadroda yer alacak olan futbolcuların her türlü koşulda desteklenmesi gerektiğidir.
Maç anında kötü performas sergilediği için yerin dibine sokulan aynı oyuncu ile diğer maçları da oynayacağımız gözardı edilmemeli; bilakis, destek yoğunluğu artırılarak form düzeyini yükseltmesi yönünde moral motivasyon sağlanmalıdır.
Çünkü, aksi hareketlerin, ters tavırların hiçbir olumlu netice vermediği yıllardır yaşanan tecrübelerle sabittir. Bu doğrultuda bir anlayış benimsemeyip, bildiğini okuyarak çubukluyu taşıyana tepkili olanlar bir ihanetin içinde bulunduklarını bilmek zorundadırlar.
Ve bu ihanette bulunanlar asla bizden olamazlar!!
Çubukluya ihanet içinde olanların bu gafletten uyanmaları temennimizdir.
http://twitter.com/hhosca
Biz Fenerbahçe taraftarları için çubuklu forma kutsaldır. Bu formayı taşıyanlar da sonuna kadar desteği hakedenlerdir.
Sezon boyunca bireysel anlamda inişli çıkışlı grafik gözlemlenebileceği gibi, bu, takım halinde de zaman zaman mümkün olabilir. Fakat unutulmaması gereken en önemli olgu; çubuklu formayı taşıyan ve sezon boyunca kadroda yer alacak olan futbolcuların her türlü koşulda desteklenmesi gerektiğidir.
Maç anında kötü performas sergilediği için yerin dibine sokulan aynı oyuncu ile diğer maçları da oynayacağımız gözardı edilmemeli; bilakis, destek yoğunluğu artırılarak form düzeyini yükseltmesi yönünde moral motivasyon sağlanmalıdır.
Çünkü, aksi hareketlerin, ters tavırların hiçbir olumlu netice vermediği yıllardır yaşanan tecrübelerle sabittir. Bu doğrultuda bir anlayış benimsemeyip, bildiğini okuyarak çubukluyu taşıyana tepkili olanlar bir ihanetin içinde bulunduklarını bilmek zorundadırlar.
Ve bu ihanette bulunanlar asla bizden olamazlar!!
Çubukluya ihanet içinde olanların bu gafletten uyanmaları temennimizdir.
http://twitter.com/hhosca
15 Eylül 2009 Salı
AYNADA YÜZÜNE BAKABİLİYORSAN KONUŞ!
Bu sezon her hafta Fenerbahçe üzerine farklı yüklenmeler yaşanıyor. Buna meydan verecek yanlışlar, kötü görüntüler, sebep her ne kadar tahrik unsuru barındırıyor olsa da oyuncularımız tarafından sergileniyor ve fırsat kollayanların eline malzeme veriliyor olabilir.
Ancak...
Yıllardır bu ülkede bin beterini sergileyenlerin, hatta bunu haksızlıklara tepki için değil de hakemi, rakibi, kamuoyunu baskı altına alma zihniyetleri ve alışkanlıkları nedeniyle yapanların karşısında gıkı dahi çıkmayanlar, hoşgörenler, daha da vahimi haklı bulanlar, şimdi çıkıp tek laf etme hakkına sahip olamazlar.
Eğer o zaman da bunları dile getirip, yanlış olduğunu savunan varsa, buyursun mevcut durumu tartışalım.
Fakat onlar da şunu çok iyi bilsinler ki; her ne kadar uğradıkları haksızlıkların birikimi ile Fenerbahçeli futbolcular bu tavırları sergiliyor olsalar da ilk önce biz taraftarlar bu tutumlarının yanlış olduğunu, en azından yöntemin böyle olmaması gerektiğini savunanlarız.
Fenerbahçe söz konusu değilken her türlü çirkinliğe göz yumanlar, konu sarı-lacivert renkler olunca ahkam kesmesinler!..
Kendisini çok kurnaz zanneden, başta kaliteli(!) Türk medyası olmak üzere, herkese duyurulur!!!
http://twitter.com/hhosca
Bu sezon her hafta Fenerbahçe üzerine farklı yüklenmeler yaşanıyor. Buna meydan verecek yanlışlar, kötü görüntüler, sebep her ne kadar tahrik unsuru barındırıyor olsa da oyuncularımız tarafından sergileniyor ve fırsat kollayanların eline malzeme veriliyor olabilir.
Ancak...
Yıllardır bu ülkede bin beterini sergileyenlerin, hatta bunu haksızlıklara tepki için değil de hakemi, rakibi, kamuoyunu baskı altına alma zihniyetleri ve alışkanlıkları nedeniyle yapanların karşısında gıkı dahi çıkmayanlar, hoşgörenler, daha da vahimi haklı bulanlar, şimdi çıkıp tek laf etme hakkına sahip olamazlar.
Eğer o zaman da bunları dile getirip, yanlış olduğunu savunan varsa, buyursun mevcut durumu tartışalım.
Fakat onlar da şunu çok iyi bilsinler ki; her ne kadar uğradıkları haksızlıkların birikimi ile Fenerbahçeli futbolcular bu tavırları sergiliyor olsalar da ilk önce biz taraftarlar bu tutumlarının yanlış olduğunu, en azından yöntemin böyle olmaması gerektiğini savunanlarız.
Fenerbahçe söz konusu değilken her türlü çirkinliğe göz yumanlar, konu sarı-lacivert renkler olunca ahkam kesmesinler!..
Kendisini çok kurnaz zanneden, başta kaliteli(!) Türk medyası olmak üzere, herkese duyurulur!!!
http://twitter.com/hhosca
30 Ağustos 2009 Pazar
BİR BAŞKADIR BENİM MEMLEKETİM!
Tüm Türk ulusunun, bu topraklarda yaşayıp kendisini Türk olarak gören bütün Türk halkının 30 Ağustos Zafer Bayramı kutlu olsun!
Ne mutlu Türküm diyene..!
* * *
Havasına suyuna taşına toprağına
Bin can feda bir tek dostuma
Her köşesi cennetim ezilir yanar içim
Bir başkadır benim memleketim
Anadolum bir yanda yiğit yaşar koynunda
Aşıklar destan yazar dağlarda
Kuzusuna kurduna Yunus'una Emrah'a
Bütün alem kurban benim yurduma
Mecnun'a Leyla'sına erişilmez sırrına
Sen dost ararsan koş Mevlana'ya
Yeniden doğdum dersin derya olur gidersin
Bir başkadır benim memleketim
Gözü pek yanık bağrı türkü söyler çobanı
Zengin fakir hepsi de sevdalı
Ben gönlümü eylerim gerisi Allah kerim
Bir başkadır benim memleketim
Havasına suyuna taşına toprağına
Bin can feda bir tek dostuma
Her köşesi cennetim ezilir yanar içim
Bir başkadır benim memleketim
Anadolum bir yanda yiğit yaşar koynunda
Aşıklar destan yazar dağlarda
Kuzusuna kurduna Yunus'una Emrah'a
Bütün alem kurban benim yurduma
Mecnun'a Leyla'sına erişilmez sırrına
Sen dost ararsan koş Mevlana'ya
Yeniden doğdum dersin derya olur gidersin
Bir başkadır benim memleketim
Gözü pek yanık bağrı türkü söyler çobanı
Zengin fakir hepsi de sevdalı
Ben gönlümü eylerim gerisi Allah kerim
Bir başkadır benim memleketim
http://twitter.com/hhosca
Tüm Türk ulusunun, bu topraklarda yaşayıp kendisini Türk olarak gören bütün Türk halkının 30 Ağustos Zafer Bayramı kutlu olsun!
Ne mutlu Türküm diyene..!
* * *
Havasına suyuna taşına toprağına
Bin can feda bir tek dostuma
Her köşesi cennetim ezilir yanar içim
Bir başkadır benim memleketim
Anadolum bir yanda yiğit yaşar koynunda
Aşıklar destan yazar dağlarda
Kuzusuna kurduna Yunus'una Emrah'a
Bütün alem kurban benim yurduma
Mecnun'a Leyla'sına erişilmez sırrına
Sen dost ararsan koş Mevlana'ya
Yeniden doğdum dersin derya olur gidersin
Bir başkadır benim memleketim
Gözü pek yanık bağrı türkü söyler çobanı
Zengin fakir hepsi de sevdalı
Ben gönlümü eylerim gerisi Allah kerim
Bir başkadır benim memleketim
Havasına suyuna taşına toprağına
Bin can feda bir tek dostuma
Her köşesi cennetim ezilir yanar içim
Bir başkadır benim memleketim
Anadolum bir yanda yiğit yaşar koynunda
Aşıklar destan yazar dağlarda
Kuzusuna kurduna Yunus'una Emrah'a
Bütün alem kurban benim yurduma
Mecnun'a Leyla'sına erişilmez sırrına
Sen dost ararsan koş Mevlana'ya
Yeniden doğdum dersin derya olur gidersin
Bir başkadır benim memleketim
Gözü pek yanık bağrı türkü söyler çobanı
Zengin fakir hepsi de sevdalı
Ben gönlümü eylerim gerisi Allah kerim
Bir başkadır benim memleketim
http://twitter.com/hhosca
25 Ağustos 2009 Salı
NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE!
Ben bir demokratım;
Toplumun en büyük kesiminden en küçük aile yapısına kadar demokrasinin ilkelerini barındırması gerektiğine inanan ve buna uygun yaşamaya çalışan...
Ben bir diktatörüm;
Doğru bildiğinden şaşmayarak, gözleri adeta kör olmuşçasına yanlış içinde olanlara karşı durabilen, doğrularını kabul ettirmek için elinden geleni yapan...
Ben bir sol görüşlüyüm;
Emekçi halkın yanında olan, işveren olmasına rağmen, çalışanı zor hayat şartlarında işsiz kalmasın diye, sırtına büyük bir yük olacağını ve bu nedenle belki de sıfırı tüketecek noktaya geleceğini bilmesine rağmen istihdam etmekten geri durmayıp, emekçiye destek vermeyi seçen...
Ben bir laik, muhafazakar ve dindarım;
Din işleri ile devlet işlerinin birbirine dolanması, birliktelik oluşturması, şeriat hükümlerinin getirilmeye çalışılması aklına yatmayan... Ama annesinin, bacısının, din kardeşinin başörtüsü ile uğraşılmasına da katlanamayan...
İman ettiğini başkalarına dikte etmeyen… Herkesin inanç özgürlüğüne saygı duyan, maneviyatını inandığı ölçülerde yaşamasına karışmayan… Sahte din tacirlerinin tahrip etmeye çalıştığını doğru bildiği ve aklı yettiği biçimde yaşayıp, hak ettiğini Hak'tan bulacağı bilincine sahip olan...
Ben bir milliyetçiyim;
Ülkesini seven, yüzyıllarca atalarının kanı ile sulanarak korunmuş topraklarına sahip çıkan, bütünlüğüne göz dikenlerin gerektiğinde karşısına çıkmaktan bir an olsun tereddüt etmeyecek olan...
Ben bir insanım;
Başkalarının yaşam hakkına ve özgürlüklerine saygısızlık etmeden, insanca ve hep birlikte yaşayabilmenin gereklerini yerine getirebilmek için çabalayan, paylaşan, zorda olanın imdadına koşmaya didinen, gösterdiği saygı ve anlayışı başkalarından da görmek isteyen...
Ben bir Türküm;
Bu ülkede kendisini Türk olarak gören en küçüğünden en büyüğüne kadar her vatandaşıyla barışık, özgür, medenice ve kardeşçe yaşamak isteyen... Yüzyıllarca değişik etnik çeşitlilik içinde, farklı dinlerde ama aynı topraklarda, aynı milliyete tabi olarak, aynı dili kullanarak, barış, dirlik, kardeşlik içinde, ekmeğini, suyunu bölüşerek, refaha, muasır medeniyet seviyesine ulaşmak için çalışarak yaşamış, bu topraklar için birlikte savaşmış, kanını, canını vermiş, birlikte üzülmüş, birlikte ağlamış, sevinçlerini paylaşarak çoğaltmış bir milletin ferdi olan...
Kendisini Türk olarak gören her bireyle yine aynı zengin çeşitlilikte, yine aynı amaçlar, özgürlükler, insanca yaşama hakları uğruna, barış, kardeşlik içinde, refaha ermek adına emek sarf ederek, ekmeğini, suyunu, üzüntüsünü, sevincini paylaşarak yaşamak isteyen…
Kendisini “Tarihin, bu memlekette şimdiye kadar meydana getirmediği bu milli birlik ve beraberliğin bozulmasına ait her hareketi bir vatan ihaneti telakki ederek ona göre lazım gelen karşılığı vermede tereddüt etmeyeceğiz” diyen Mustafa Kemal Atatürk’ün mirasçısı kabul eden…
Bu vatanın bir karış toprağında gözü olan, kendisini bu milletten, Türk görmeyen, ayrı vatan düşleri kuran herkes sınırların dışında rüyalarını gerçekleştirmekte serbesttir. Topraklarımızı, vatanımızı, birliğimizi, bütünlüğümüzü bölmeye çalışan, kendine yurt etmeyi hayal eden ve bu hayallere kapılmalarına meydan veren varsa bir an bile tereddüt etmemeli, defolup gitmelidir.
Ne mutlu Türküm diyene!.. Diyemeyene uğurlar ola!
http://twitter.com/hhosca
Ben bir demokratım;
Toplumun en büyük kesiminden en küçük aile yapısına kadar demokrasinin ilkelerini barındırması gerektiğine inanan ve buna uygun yaşamaya çalışan...
Ben bir diktatörüm;
Doğru bildiğinden şaşmayarak, gözleri adeta kör olmuşçasına yanlış içinde olanlara karşı durabilen, doğrularını kabul ettirmek için elinden geleni yapan...
Ben bir sol görüşlüyüm;
Emekçi halkın yanında olan, işveren olmasına rağmen, çalışanı zor hayat şartlarında işsiz kalmasın diye, sırtına büyük bir yük olacağını ve bu nedenle belki de sıfırı tüketecek noktaya geleceğini bilmesine rağmen istihdam etmekten geri durmayıp, emekçiye destek vermeyi seçen...
Ben bir laik, muhafazakar ve dindarım;
Din işleri ile devlet işlerinin birbirine dolanması, birliktelik oluşturması, şeriat hükümlerinin getirilmeye çalışılması aklına yatmayan... Ama annesinin, bacısının, din kardeşinin başörtüsü ile uğraşılmasına da katlanamayan...
İman ettiğini başkalarına dikte etmeyen… Herkesin inanç özgürlüğüne saygı duyan, maneviyatını inandığı ölçülerde yaşamasına karışmayan… Sahte din tacirlerinin tahrip etmeye çalıştığını doğru bildiği ve aklı yettiği biçimde yaşayıp, hak ettiğini Hak'tan bulacağı bilincine sahip olan...
Ben bir milliyetçiyim;
Ülkesini seven, yüzyıllarca atalarının kanı ile sulanarak korunmuş topraklarına sahip çıkan, bütünlüğüne göz dikenlerin gerektiğinde karşısına çıkmaktan bir an olsun tereddüt etmeyecek olan...
Ben bir insanım;
Başkalarının yaşam hakkına ve özgürlüklerine saygısızlık etmeden, insanca ve hep birlikte yaşayabilmenin gereklerini yerine getirebilmek için çabalayan, paylaşan, zorda olanın imdadına koşmaya didinen, gösterdiği saygı ve anlayışı başkalarından da görmek isteyen...
Ben bir Türküm;
Bu ülkede kendisini Türk olarak gören en küçüğünden en büyüğüne kadar her vatandaşıyla barışık, özgür, medenice ve kardeşçe yaşamak isteyen... Yüzyıllarca değişik etnik çeşitlilik içinde, farklı dinlerde ama aynı topraklarda, aynı milliyete tabi olarak, aynı dili kullanarak, barış, dirlik, kardeşlik içinde, ekmeğini, suyunu bölüşerek, refaha, muasır medeniyet seviyesine ulaşmak için çalışarak yaşamış, bu topraklar için birlikte savaşmış, kanını, canını vermiş, birlikte üzülmüş, birlikte ağlamış, sevinçlerini paylaşarak çoğaltmış bir milletin ferdi olan...
Kendisini Türk olarak gören her bireyle yine aynı zengin çeşitlilikte, yine aynı amaçlar, özgürlükler, insanca yaşama hakları uğruna, barış, kardeşlik içinde, refaha ermek adına emek sarf ederek, ekmeğini, suyunu, üzüntüsünü, sevincini paylaşarak yaşamak isteyen…
Kendisini “Tarihin, bu memlekette şimdiye kadar meydana getirmediği bu milli birlik ve beraberliğin bozulmasına ait her hareketi bir vatan ihaneti telakki ederek ona göre lazım gelen karşılığı vermede tereddüt etmeyeceğiz” diyen Mustafa Kemal Atatürk’ün mirasçısı kabul eden…
Bu vatanın bir karış toprağında gözü olan, kendisini bu milletten, Türk görmeyen, ayrı vatan düşleri kuran herkes sınırların dışında rüyalarını gerçekleştirmekte serbesttir. Topraklarımızı, vatanımızı, birliğimizi, bütünlüğümüzü bölmeye çalışan, kendine yurt etmeyi hayal eden ve bu hayallere kapılmalarına meydan veren varsa bir an bile tereddüt etmemeli, defolup gitmelidir.
Ne mutlu Türküm diyene!.. Diyemeyene uğurlar ola!
http://twitter.com/hhosca
5 Ağustos 2009 Çarşamba
UEFA KUPASI VE SÜPER KUPA NELERE KADİRMİŞ?!?!
Kamuoyunu doğru bilgilendirin..!
Tarihi lisesinden gelen lobicilik yeteneği ile ülkenin en önemli köşelerine çöreklenmiş bir zümrenin ülke kaynaklarını sömürmesini, varlık içinde yokluk kisvesi altında mazlum edebiyatı yaparak halka acındırılmasını, hakkı olmayanlara hakkından feragat ediyormuş gibi gösterilerek sahip olmaya çalışmasını, süsleyip püsleyip, eğip bükerek farklı yansıtmayın!..
Hiç değilse, kendi camialarına sempati duyanlara geleceklerinin nasıl da ipotek edildiğini, aslında sahip olmadıklarına sahipmiş gibi gösterildiklerini doğru anlatın!..
Her ilgili ilgisiz konu tartışılırken, bir şekilde tenekelerin cazibesine kapılarak yandaşı olanların, “ama bizim UEFA kupamız, süper kupamız var, sizin neyiniz var?” dahiliğinde cevaplar vermekten başka çarelerinin kalmaması ne kadar acı!
Evet, o tenekelerden bizim yok (henüz)… Fakat, bizim derdimiz tenekeler hiç olmadı ki! Sözüm de derdi teneke olmayanlara değil, bizzat tenekelerin büyüsüne kapılarak, gözleri kör olanlara, kör edilenlere…
Fenerbahçe Spor Kulübü, tapusuyla kendisinin olan, fakat yeniden inşa etmek istediğinde kaynak bulmak için önce yarısını, sonra da imkansızlıklar nedeniyle tamamını GSGM’ne devretmiş olduğu stadını, ekonomik kriz koşullarına rağmen tribün tribün yıkarak şimdiki haline getirmeyi başardı.
Stat öyle modern ve örnek bir yapıya dönüştü ki, UEFA finaline ev sahipliği yaptığı gibi, çeşitli geliştirme ve düzenlemelerle 5 yıldızlı stat kategorisine dahi yükseldi.
Bunları tamamıyla kendi öz kaynakları, taraftarı ile dayanışma içinde ve pazarlama yeteneği ile sağlanan sponsorluk gelirleri sayesinde, devletten bir kuruş destek almadan, halkın sırtına yük olmadan başardı.
Tüm bunlara rağmen, öncesinde zaten kendisinin olan stat tapusunu, şimdi ederini ödeyerek dahi alamıyor. Böyle bir gerçek var.
Öte yanda; yine eskimiş stadını yenilemek arzusunda olan, benim hatırladığım 1995 yılından beri projeler üreten, maketler yaptıran, bu projelerin hayata geçirilmesi için geçici süre ile oynanacak sahanın tribünlerinin Avustralya’dan yola çıktığı(!) ve hala ülkemize ulaşamadığı, hiçbiri olmayınca devletin başka arazisine çöreklenilerek, güya Ali Sami Yen ve arazisinin karşılığında stat yapılması düşünülen Seyrantepe projesine geçildiği bir süreç yaşayan, Galatasaray Spor Kulübü gerçeği var.
Türk futbolunun asırlık kulüplerinden Galatasaray’ın mümtaz yöneticilerinin sattıkları cakalarına göre; “Türkiye Süper Ligi takımlarının tüm mal varlığını bir araya getirin, Galatasaray’ın mal varlığı bundan 10 kat fazladır”.
Böylesine zengin mal varlığına sahip bir kulübün devlete olan vergi borçları ise tüm kulüplerin vergi borçlarının kat kat üzerinde, dış borçlarının miktarı ise kolay telaffuz edilemeyecek oranlara ulaşmış durumda.
Hani en zengin mal varlığına sahipti bu kulüp?.. Neden borçlarını kapatmak için bunları kullanmıyor?..
Bunca borç içinde kıvranırken, çok önemli ve maliyeti yüksek transferler yapabilecek kadar cömert olan bu kulübün suyunun hangi değirmenden geldiğini sorgulayan bir Allah’ın kulu olmaz mı?.. Ama yok işte!
Lafa geldi mi en zengin olduklarını gerine gerine söyleyenlerin statlarını neden devlete yaptırmaya çalıştıklarını ise kimse kurcalamaz bile!..
Ali Sami Yen Stadı, diğer bütün kulüplerin yaptığı gibi 40 küsur sene devletten kiralanarak kullandıkları bir yapı. Bu stadın kira sözleşmesine aykırı olarak, yıllık kira ödemelerini senelerce ödememesi ve sözleşme şartları gereği haklarını kaybetmiş olması gerçeği, neden her şeyden bihaber halkımıza doğrusu ile anlatılmaz?..
“Kira haklarını dahi kaybettikleri, normalde maç oynayacak statları bile olmayan bir kulüp, nasıl oluyor da sanki kendi malını devrediyormuş gibi Ali Sami Yen’i ve arazisini devrederek, kendisine Seyrantepe’de 52000 kişilik, üstü açılıp kapanan, modern bir stat yaptırıp, buna tek kuruş ödemeden sahip olmaya çalışıyor” diye kimse neden sormaz?
Kendilerinin olmayan bir gayrimenkulü devretmiş de değerinin daha azı olan bir mekana geçmek istiyormuş, ama aksaklıklar, finansal kriz ve engellemeye çalışanlar yüzünden buna muktedir olamıyorlarmış gibi mazlum edebiyatı yapanlar, bu ülkenin içinde olduğu ekonomik darboğazı görmezden gelip, tüyü bitmemiş yetimin hakkını gasp ettiklerini bilmezden gelip, utanmadan mağdur olduklarını nasıl iddia edebiliyorlar?
Projenin altında imzası olduğunu, bu projenin arkasında durduğunu ifade edip, çarpıklığı doruğa taşıyan Sn.Başbakan, hangi adil yargılarıyla bu işe sahip çıkabiliyor?
Orta ve alt gelir düzeyindeki insanlara konut yapmakla yükümlü bir devlet teşekkülü olan TOKİ, hangi kriterlere dayanarak, bu ülkenin spor kulüplerinden birinin hizmetine vermek ve bu sayede kalkınmalarını sağlamak adına böylesine büyük bir riskin altına girebiliyor?.. Bununla da kalmayıp, “gerekirse bu stadı biz bitireceğiz” diyecek kadar haddini aşabiliyor?
Ülke genelinde dökülen, artık maç oynamanın tehlike arz ettiği statları olan kulüpler aynı sahiplenmeyle zorluklarından kurtarılacaklar mı?
Batak içinde oldukları halde, TFF hangi UEFA kriterlerine uygunlukla bu kulübe futbol faaliyetlerini sürdürme yetkisi verebiliyor?
Göztepe’nin günahı neydi?.. İstanbulspor neden sahiplenilmedi?.. Adanaspor niye kalkındırılmadı?.. Ve daha niceleri…
Bir UEFA Kupası ve bir de Süper Kupa sahibi olmak, ülke kaynaklarına sınırsız sahip olmak mı demek?
Diğer kulüpler neden bu haksız rekabete maruz bırakılıyor?
Sorulacak onlarca soru, deşilecek onlarca konu var. Mümtaz, kaliteli(!) Türk Medyası bunların hangisine değinip, insanlarımızı, spor kamuoyunu, halkımızı en doğru biçimiyle bilgilendiriyor?
Seyrantepe ihalesi bir kez daha iptal edildi. 21 Ağustos 2009 tarihinde yeniden ihale yapılacak. Bir devlet kamburu haline dönüşen Seyrantepe projesinin ülke sporu yararına bitirilmeye çalışıldığı masallarına herkesin karnının tok olması dileklerimle…
http://twitter.com/hhosca
Kamuoyunu doğru bilgilendirin..!
Tarihi lisesinden gelen lobicilik yeteneği ile ülkenin en önemli köşelerine çöreklenmiş bir zümrenin ülke kaynaklarını sömürmesini, varlık içinde yokluk kisvesi altında mazlum edebiyatı yaparak halka acındırılmasını, hakkı olmayanlara hakkından feragat ediyormuş gibi gösterilerek sahip olmaya çalışmasını, süsleyip püsleyip, eğip bükerek farklı yansıtmayın!..
Hiç değilse, kendi camialarına sempati duyanlara geleceklerinin nasıl da ipotek edildiğini, aslında sahip olmadıklarına sahipmiş gibi gösterildiklerini doğru anlatın!..
Her ilgili ilgisiz konu tartışılırken, bir şekilde tenekelerin cazibesine kapılarak yandaşı olanların, “ama bizim UEFA kupamız, süper kupamız var, sizin neyiniz var?” dahiliğinde cevaplar vermekten başka çarelerinin kalmaması ne kadar acı!
Evet, o tenekelerden bizim yok (henüz)… Fakat, bizim derdimiz tenekeler hiç olmadı ki! Sözüm de derdi teneke olmayanlara değil, bizzat tenekelerin büyüsüne kapılarak, gözleri kör olanlara, kör edilenlere…
Fenerbahçe Spor Kulübü, tapusuyla kendisinin olan, fakat yeniden inşa etmek istediğinde kaynak bulmak için önce yarısını, sonra da imkansızlıklar nedeniyle tamamını GSGM’ne devretmiş olduğu stadını, ekonomik kriz koşullarına rağmen tribün tribün yıkarak şimdiki haline getirmeyi başardı.
Stat öyle modern ve örnek bir yapıya dönüştü ki, UEFA finaline ev sahipliği yaptığı gibi, çeşitli geliştirme ve düzenlemelerle 5 yıldızlı stat kategorisine dahi yükseldi.
Bunları tamamıyla kendi öz kaynakları, taraftarı ile dayanışma içinde ve pazarlama yeteneği ile sağlanan sponsorluk gelirleri sayesinde, devletten bir kuruş destek almadan, halkın sırtına yük olmadan başardı.
Tüm bunlara rağmen, öncesinde zaten kendisinin olan stat tapusunu, şimdi ederini ödeyerek dahi alamıyor. Böyle bir gerçek var.
Öte yanda; yine eskimiş stadını yenilemek arzusunda olan, benim hatırladığım 1995 yılından beri projeler üreten, maketler yaptıran, bu projelerin hayata geçirilmesi için geçici süre ile oynanacak sahanın tribünlerinin Avustralya’dan yola çıktığı(!) ve hala ülkemize ulaşamadığı, hiçbiri olmayınca devletin başka arazisine çöreklenilerek, güya Ali Sami Yen ve arazisinin karşılığında stat yapılması düşünülen Seyrantepe projesine geçildiği bir süreç yaşayan, Galatasaray Spor Kulübü gerçeği var.
Türk futbolunun asırlık kulüplerinden Galatasaray’ın mümtaz yöneticilerinin sattıkları cakalarına göre; “Türkiye Süper Ligi takımlarının tüm mal varlığını bir araya getirin, Galatasaray’ın mal varlığı bundan 10 kat fazladır”.
Böylesine zengin mal varlığına sahip bir kulübün devlete olan vergi borçları ise tüm kulüplerin vergi borçlarının kat kat üzerinde, dış borçlarının miktarı ise kolay telaffuz edilemeyecek oranlara ulaşmış durumda.
Hani en zengin mal varlığına sahipti bu kulüp?.. Neden borçlarını kapatmak için bunları kullanmıyor?..
Bunca borç içinde kıvranırken, çok önemli ve maliyeti yüksek transferler yapabilecek kadar cömert olan bu kulübün suyunun hangi değirmenden geldiğini sorgulayan bir Allah’ın kulu olmaz mı?.. Ama yok işte!
Lafa geldi mi en zengin olduklarını gerine gerine söyleyenlerin statlarını neden devlete yaptırmaya çalıştıklarını ise kimse kurcalamaz bile!..
Ali Sami Yen Stadı, diğer bütün kulüplerin yaptığı gibi 40 küsur sene devletten kiralanarak kullandıkları bir yapı. Bu stadın kira sözleşmesine aykırı olarak, yıllık kira ödemelerini senelerce ödememesi ve sözleşme şartları gereği haklarını kaybetmiş olması gerçeği, neden her şeyden bihaber halkımıza doğrusu ile anlatılmaz?..
“Kira haklarını dahi kaybettikleri, normalde maç oynayacak statları bile olmayan bir kulüp, nasıl oluyor da sanki kendi malını devrediyormuş gibi Ali Sami Yen’i ve arazisini devrederek, kendisine Seyrantepe’de 52000 kişilik, üstü açılıp kapanan, modern bir stat yaptırıp, buna tek kuruş ödemeden sahip olmaya çalışıyor” diye kimse neden sormaz?
Kendilerinin olmayan bir gayrimenkulü devretmiş de değerinin daha azı olan bir mekana geçmek istiyormuş, ama aksaklıklar, finansal kriz ve engellemeye çalışanlar yüzünden buna muktedir olamıyorlarmış gibi mazlum edebiyatı yapanlar, bu ülkenin içinde olduğu ekonomik darboğazı görmezden gelip, tüyü bitmemiş yetimin hakkını gasp ettiklerini bilmezden gelip, utanmadan mağdur olduklarını nasıl iddia edebiliyorlar?
Projenin altında imzası olduğunu, bu projenin arkasında durduğunu ifade edip, çarpıklığı doruğa taşıyan Sn.Başbakan, hangi adil yargılarıyla bu işe sahip çıkabiliyor?
Orta ve alt gelir düzeyindeki insanlara konut yapmakla yükümlü bir devlet teşekkülü olan TOKİ, hangi kriterlere dayanarak, bu ülkenin spor kulüplerinden birinin hizmetine vermek ve bu sayede kalkınmalarını sağlamak adına böylesine büyük bir riskin altına girebiliyor?.. Bununla da kalmayıp, “gerekirse bu stadı biz bitireceğiz” diyecek kadar haddini aşabiliyor?
Ülke genelinde dökülen, artık maç oynamanın tehlike arz ettiği statları olan kulüpler aynı sahiplenmeyle zorluklarından kurtarılacaklar mı?
Batak içinde oldukları halde, TFF hangi UEFA kriterlerine uygunlukla bu kulübe futbol faaliyetlerini sürdürme yetkisi verebiliyor?
Göztepe’nin günahı neydi?.. İstanbulspor neden sahiplenilmedi?.. Adanaspor niye kalkındırılmadı?.. Ve daha niceleri…
Bir UEFA Kupası ve bir de Süper Kupa sahibi olmak, ülke kaynaklarına sınırsız sahip olmak mı demek?
Diğer kulüpler neden bu haksız rekabete maruz bırakılıyor?
Sorulacak onlarca soru, deşilecek onlarca konu var. Mümtaz, kaliteli(!) Türk Medyası bunların hangisine değinip, insanlarımızı, spor kamuoyunu, halkımızı en doğru biçimiyle bilgilendiriyor?
Seyrantepe ihalesi bir kez daha iptal edildi. 21 Ağustos 2009 tarihinde yeniden ihale yapılacak. Bir devlet kamburu haline dönüşen Seyrantepe projesinin ülke sporu yararına bitirilmeye çalışıldığı masallarına herkesin karnının tok olması dileklerimle…
http://twitter.com/hhosca
29 Temmuz 2009 Çarşamba
BU ABLUKAYI DAĞITMAK GEREK!!
Gectigimiz sezonu kadro kalitesine uymayacak derecede kotu bitiren Fenerbahce Futbol Takimi, yeni sezona buyuk yeniliklerle ve buyuk guc olusturacak motivasyonla girmeye hazirlaniyor.
Baskan Aziz Yildirim'in Genel Kurul surecinde verdigi "3 yil ust uste Turkiye Super Lig sampiyonlugu" sozu spor kamuoyunda beklenen yankiyi buldu. Camiamiz yurekten inandigi bu soylemle daha bir heyecan icinde yeni sezona bakarken, ezeli rakiplerimizden sadece Besiktas Kulubu baskani karsi manevra ile "biz 5 yil ust uste sampiyon olacagiz" deyiverdi. Kendi camiasindan hicbir destek gormeyen, hatta biyik altindan gulunen bu soylemin Aziz Yildirim'inki kadar prim yapmamasi sozun kimden geldigi ile alakali olsa gerek.
Verdigi sozlerin yuksek oranda gerceklestigini bilenler de elbette bos durmayacakti. Fenerbahce ile ilgili her haberden, ozellikle kaos haberlerinden nemalanan mumtaz(!) ve kaliteli(!) Turk medyasi, verilen soze yonelik ciddi yapilanmanin da yurutuldugunu gorunce, iyiligi isine gelmeyen Fenerbahce uzerinde bir abluka olusturmaya basladi.
Hos, bahsettigimiz abluka tarihimiz boyunca var olan, Fenerbahce'nin her zaman mucadele etmek durumunda kaldigi bir olgu olsa da, simdilerde bunun dozajini artirdiklari turlu ornekleri ile gozlemlenebiliyor.
Fenerbahceli oldugu rivayetleri ile gizli taktikler dosenen bu mumtaz basin ve calisanlari; yalan yanlis ifadeler, haberler ve iddialarla Fenerbahce ile ilgili herseyi okuyan, dinleyen, izleyen insanlarimizi dogru olmayan bu kirlilikle doldurup, bilinc altlarini isleyip, olumsuza yonlendirerek, adeta bir muharebe icinde bulunuyorlar.
Kimi, transferlerin bedellerini diline doluyor; digerlerinin ismini bile hatirlamadiklari onlarca yerli ve yabanci transferlerine odenerek cope atilanlarina bakmadan...
Kimi, kaliteden dem vuruyor; digerlerinin her transferleri Fenerbahce'deki degerlerle kiyaslanip, "uc Alex, bes Deivid, on Carlos eder" soylemlerine ragmen sezon sonunu dahi getiremedikleri hatirlanmadan...
Kimi, tesislerden, maddi gucten, ulke sporuna katkidan bahsederken; bu ulkenin spor anlaminda gundeme alinacak her bransina paha bicilmez katkilari olan, yurt disi musabaka ve yarislarda elde edilen basarilarin cogunlugunu kendi sporculari olusturan, tesisleri ile bu ulkeye adeta cag atlatan ve diger orneklerinin gundeme alinmasina onderlik eden, yine ulke ekonomisine yaptigi katki ile onder ve ornek olan Fenerbahce Spor Kulubu'ne tek bir takdir sozu dahi sarfetmeden...
Soz konusu Fenerbahce oldugunda gozler, sozler, kalemler oyle kararabiliyor ki; tarihi sadece onurlu mucadelelerle dolu, insanlari din, dil, irk, cinsiyet, yas ayrimi yapmadan kucaklamis bu camiaya karsi, son transferler sonrasi "Isa'nin takimi" olmak gibi tehlikeli bir soylemde dahi bulunabiliyorlar.
Her ne kadar aksini iddia etmeye calisip, kabul etmeseler de, Fenerbahce'nin buyuklugunun tasdiki olan bu hezeyan dolu ilgiye artik bunyemiz alismis olmali. Amaclari, kime ve neye hizmet etmeye calistiklari alenen belli olan bu zumrenin saldirilarina bagisiklik kazanmis olmaliyiz. Artik kaale almamak en buyuk ceza olmali.
Fakat gel gor ki, camiamiz bunu basaramamakta!.. Bilincinde oldugu bu ablukayi dagitmak ugruna bir turlu yapilmasi gerekeni yapamamakta!
Benim bu yasimda edindigim tecrubeye gore bu ablukanin dagitilmasinin birinci yolu, gonul verdigimiz cubukluya ve mensuplarina sonuna kadar sahip cikmak, destek vermek, elestirilerimizi aile icinde ve yapici bicimiyle ortaya koyarak, her turlu pislige yeltenen cirkinliklerin olusturdugu ablukayi bertaraf etmektir.
Kalitesi ust duzeyde olan kadromuzu basin oyle diyor diye alasagi etmemektir. Her sezon soylenenin aksine bu takima katildigindan beri en fazla verimi aldigimiz, gelmis gecmis en yararli yabanci oyuncumuz Alex icin "artik takima sekte vurma ihtimali var, kadrodan kesilmeli" diyecek kadar kendimizden gecilmemelidir.
Yine kalitesi ust duzeyde, ender yetenekli futbolcularimizdan Deivid, sezon basinda yasadigi cok onemli sakatlik ve canindan can, kanindan kan koparcasina kaybettigi annesinin vefatinin ardindan toparlanmaya calistigi halde eski formuna ulasamadigi icin "artik bize verebilecegi bi'sey kalmadi, takimdan ayrilmali, sozlesme yenilenmemeli" diyecek kadar vefasiz olunmamalidir.
Orneklerini onlarcasiyla cogaltabilecegimiz oyuncularimiza karsi, baskasinin yapmadigi hainligi cubuklu aski ile yanip tutusan bizler yapmamaliyiz.
Artik uyanik, sahiplenici, sorun gosterilmeye calisilanlara karsi dosdogru ve dimdik durabilen olmaya calismali ve her turlu cabalarina ragmen yikilmayacagimizi gostererek ablukanin dagilmasini saglamaliyiz.
Yeni sezonla birlikte bizi yikmaya, yildirmaya calisanlar, ezeli rakibimizin yeni formasinin halini almalilar.
Tabi niyetinizde bu varsa!?..
http://twitter.com/hhosca
Gectigimiz sezonu kadro kalitesine uymayacak derecede kotu bitiren Fenerbahce Futbol Takimi, yeni sezona buyuk yeniliklerle ve buyuk guc olusturacak motivasyonla girmeye hazirlaniyor.
Baskan Aziz Yildirim'in Genel Kurul surecinde verdigi "3 yil ust uste Turkiye Super Lig sampiyonlugu" sozu spor kamuoyunda beklenen yankiyi buldu. Camiamiz yurekten inandigi bu soylemle daha bir heyecan icinde yeni sezona bakarken, ezeli rakiplerimizden sadece Besiktas Kulubu baskani karsi manevra ile "biz 5 yil ust uste sampiyon olacagiz" deyiverdi. Kendi camiasindan hicbir destek gormeyen, hatta biyik altindan gulunen bu soylemin Aziz Yildirim'inki kadar prim yapmamasi sozun kimden geldigi ile alakali olsa gerek.
Verdigi sozlerin yuksek oranda gerceklestigini bilenler de elbette bos durmayacakti. Fenerbahce ile ilgili her haberden, ozellikle kaos haberlerinden nemalanan mumtaz(!) ve kaliteli(!) Turk medyasi, verilen soze yonelik ciddi yapilanmanin da yurutuldugunu gorunce, iyiligi isine gelmeyen Fenerbahce uzerinde bir abluka olusturmaya basladi.
Hos, bahsettigimiz abluka tarihimiz boyunca var olan, Fenerbahce'nin her zaman mucadele etmek durumunda kaldigi bir olgu olsa da, simdilerde bunun dozajini artirdiklari turlu ornekleri ile gozlemlenebiliyor.
Fenerbahceli oldugu rivayetleri ile gizli taktikler dosenen bu mumtaz basin ve calisanlari; yalan yanlis ifadeler, haberler ve iddialarla Fenerbahce ile ilgili herseyi okuyan, dinleyen, izleyen insanlarimizi dogru olmayan bu kirlilikle doldurup, bilinc altlarini isleyip, olumsuza yonlendirerek, adeta bir muharebe icinde bulunuyorlar.
Kimi, transferlerin bedellerini diline doluyor; digerlerinin ismini bile hatirlamadiklari onlarca yerli ve yabanci transferlerine odenerek cope atilanlarina bakmadan...
Kimi, kaliteden dem vuruyor; digerlerinin her transferleri Fenerbahce'deki degerlerle kiyaslanip, "uc Alex, bes Deivid, on Carlos eder" soylemlerine ragmen sezon sonunu dahi getiremedikleri hatirlanmadan...
Kimi, tesislerden, maddi gucten, ulke sporuna katkidan bahsederken; bu ulkenin spor anlaminda gundeme alinacak her bransina paha bicilmez katkilari olan, yurt disi musabaka ve yarislarda elde edilen basarilarin cogunlugunu kendi sporculari olusturan, tesisleri ile bu ulkeye adeta cag atlatan ve diger orneklerinin gundeme alinmasina onderlik eden, yine ulke ekonomisine yaptigi katki ile onder ve ornek olan Fenerbahce Spor Kulubu'ne tek bir takdir sozu dahi sarfetmeden...
Soz konusu Fenerbahce oldugunda gozler, sozler, kalemler oyle kararabiliyor ki; tarihi sadece onurlu mucadelelerle dolu, insanlari din, dil, irk, cinsiyet, yas ayrimi yapmadan kucaklamis bu camiaya karsi, son transferler sonrasi "Isa'nin takimi" olmak gibi tehlikeli bir soylemde dahi bulunabiliyorlar.
Her ne kadar aksini iddia etmeye calisip, kabul etmeseler de, Fenerbahce'nin buyuklugunun tasdiki olan bu hezeyan dolu ilgiye artik bunyemiz alismis olmali. Amaclari, kime ve neye hizmet etmeye calistiklari alenen belli olan bu zumrenin saldirilarina bagisiklik kazanmis olmaliyiz. Artik kaale almamak en buyuk ceza olmali.
Fakat gel gor ki, camiamiz bunu basaramamakta!.. Bilincinde oldugu bu ablukayi dagitmak ugruna bir turlu yapilmasi gerekeni yapamamakta!
Benim bu yasimda edindigim tecrubeye gore bu ablukanin dagitilmasinin birinci yolu, gonul verdigimiz cubukluya ve mensuplarina sonuna kadar sahip cikmak, destek vermek, elestirilerimizi aile icinde ve yapici bicimiyle ortaya koyarak, her turlu pislige yeltenen cirkinliklerin olusturdugu ablukayi bertaraf etmektir.
Kalitesi ust duzeyde olan kadromuzu basin oyle diyor diye alasagi etmemektir. Her sezon soylenenin aksine bu takima katildigindan beri en fazla verimi aldigimiz, gelmis gecmis en yararli yabanci oyuncumuz Alex icin "artik takima sekte vurma ihtimali var, kadrodan kesilmeli" diyecek kadar kendimizden gecilmemelidir.
Yine kalitesi ust duzeyde, ender yetenekli futbolcularimizdan Deivid, sezon basinda yasadigi cok onemli sakatlik ve canindan can, kanindan kan koparcasina kaybettigi annesinin vefatinin ardindan toparlanmaya calistigi halde eski formuna ulasamadigi icin "artik bize verebilecegi bi'sey kalmadi, takimdan ayrilmali, sozlesme yenilenmemeli" diyecek kadar vefasiz olunmamalidir.
Orneklerini onlarcasiyla cogaltabilecegimiz oyuncularimiza karsi, baskasinin yapmadigi hainligi cubuklu aski ile yanip tutusan bizler yapmamaliyiz.
Artik uyanik, sahiplenici, sorun gosterilmeye calisilanlara karsi dosdogru ve dimdik durabilen olmaya calismali ve her turlu cabalarina ragmen yikilmayacagimizi gostererek ablukanin dagilmasini saglamaliyiz.
Yeni sezonla birlikte bizi yikmaya, yildirmaya calisanlar, ezeli rakibimizin yeni formasinin halini almalilar.
Tabi niyetinizde bu varsa!?..
http://twitter.com/hhosca
26 Temmuz 2009 Pazar
NESİLLERİ TÜKENMEMİŞ..!
Hayal meyal hatirladigim, ancak siyah beyaz ekranlardan izleme sansina sahip olabildigim, sahalarin yikilmaz, top alinmaz, suratli, teknik, golcu, yildiz futbolculuk anlamina haiz oyuncusu Cemil Turan'dan sonra; baygol Selcuk Yula, cocukluk/gencligimin baslangicinda benim kahramanlarimdi.
Aileden gelen Fenerbahceliligimi pekistiren, mahallede arkadaslar arasinda yaptigimiz maclarda rollerine burunduklerimiz...
Soyle durup dusundugumde, bunlardan sonra yerli ve sembol isim diyebilecegimiz bir Ridvan'i hatirlarim. Sariyer'de oynadigi yillarda yazili ve gorsel medyada takip ettigim, transfer donemlerinde "kulup yoneticilerimiz bu adami alsalar ya!" hayalleri kurdugum bir yildiz adayi...
Bize geldigi sezon oncesi transfer doneminde, yoneticilerimizin agir kanliligi (iyimserim ya!) nedeniyle once Galatasaray'a imza attigi, transfer ucretinden bir miktar avans aldigi haberlerini gazetelerden okudugumda hayal kirikligina ugramis ve adeta yikilmistim. Zira, Fenerbahceli oldugunu saklamayan ve canli gozlerle izleyebildigim en yetenekli futbolculardan birini elimizden kacirmak uzereydik.
Simdiki profesyonel anlayisa uymasa da, bugun yapildiginda boyle bir anlayisi kabullenmesek de, yoneticilerimizin karsi taarruzu ile Galatasaray'in adeta elinden cekip alinan Ridvan kadromuza kazandirilmis ve dustugum yikimdan siyrilmam saglanmisti. Kendisine yakistirilmasini sevmedigi "seytan" lakabi ile futbolumuzda onemli yer edinen Ridvan'a ne yazik ki ne ben ne de Turk futbolu doyabildi.
Sakatligindan kaynaklanan futboldan kopus donemlerinin hemen oncesinde birlikte oynadigi, yer aldiklari kadro ile ulke tarihine rekorlar yazdiran takim arkadaslarindan, hepimizin imparatoru Oguz Cetin kadromuza katilmadan once yine dikkatimizi ceken ender futbolculardandi.
Takimimiza katilmadan once oynadiklari Sakarya ile stadimizda bizi perisan ettikleri kupa mucadelesinde, okulu kirarak lise tarafi kale arkasi tribundeki yerimi almis; Oguz, Aykut, Turan, Serdar'li Sakarya'nin bizi hezimete ugratisini canli izlemistim.
Sezon sonunda bu dortlu paket halinde kadromuza dahil edildiginde yasadigim mutlulugu hala hatirlarim. Gazetelerde ozellikle Oguz icin yazilanlar, teknik ozellikleri, futbol zekasi, takimi ve oyunu istedigi sekilde yonlendirmesi, bunlarla birlikte uzaktan surpriz ve etkili sutlari ile seyretmek icin sabirsizlik duydugum isimdi.
Oguz'un bu ustun ozelliklerinin ballandirarak anlatildigi haberlerin onderliginde kadroya katilan diger isimler de kaliteleri ust duzeyde ve yetenekli futbolculardi. Ozellikle Aykut Kocaman, bir onceki sezon Sakarya'dan asil alinmak istenen "Aykut" olmasina ragmen, ayni takimda oynayan Buyuk Aykut'un (her ne saskinlikla olduysa) alinmasi ile bir sezon gecikmeli kadromuza kattigimiz buyuk golcuydu.
Takima katildigi sezon ilk lig macini Rize'de canli izleme sansina sahip oldugum bu "Kocaman" ama ufak tefek adam, ilk yarisi golsuz biten macta ikinci yari oyuna dahil olmus ve 4 gol atarak, Ridvan'in da attigi bir golle 5-0 kazanmamizi saglamisti.
Memleketten donus yolunda sadece radyodan dinlemek zorunda kaldigim, taraftar rekorlari kirilan Izmir'deki macta, o zamanlar Altay'in kadrosunda bulunan Yesic'in uzerinden asirtarak alip hem Yesic, hem de kalecinin arasindan kafa ile attigi gol, benim diyen futbolcunun atabilecegi cinsten degildi.
Oguz ve Aykut gibi Fenerbahce tarihine altin harflerle kazinmis degerlerin 1996 yilindaki sampiyonlugumuz sonrasi takimdan koparilislari hala icimde bir yaradir.
Turk futbolunun ve Fenerbahce'nin kral Aykut'unun simdi sportif direktor olarak takimimizin yonetici kadrosunda yer almasi, futbol subemizin kadrosuna onemli bir konumda geri donmesi, en buyuk transferden daha fazla mutluluk duymamin sebebidir.
Bu isimlerden sonra da cok degerli futbolcular bu kadroda yer aldi, tarihimize onemli basarilarla not edildi. Ancak, ozellikle Oguz gibi bir beyin bir daha gelmez deniyordu. Gercekten de o meziyetlere sahip, takimin beyni niteliginde bir futbolcu her zaman aranmistir. Fenerbahce'nin benimsedigi gosterisli futbol anlayisinda daima bulunmasi gereken bu tur futbolculari, yerli statusunde bulmak artik imkansiza yakindi.
Bu nedenle, bu eksikligi hep yabanci futbolcularla kapatmaya calistik. Oguz'un hemen ardindan kadroya katilan Jay Jay Okocha ilk ornegidir. Simdi ise son 5 sezondur kadromuzda muthis isler basaran, belki de ulkemize gelmis en ust duzey ve en verimli futbolcu olan Alex DeSouza bu gorevi layiki ile yerine getiriyor.
Turk futbolunda bir lokomotif olan, her yeniligin ilk uygulayicisi ve futbolumuzun onder kulubu Fenerbahcemiz, daima ulkedeki en yetenekli futbolculari kadrosuna katmakla nam salmistir. Buyuklugunun getirisi olan bu aliskanlikla, yukarida orneklerini verdigim isimer kadromuzda yer almis ve basaridan basariya yelken acilmistir.
Son donemlerde onemli yetenek, ozellikli futbolcu cikartmakta zorlandigi gorulen Turk futbolunda yine yildiz kategorisinde kabul edilebilecek isimleri hep kadromuza katmis ve onlardan verim almaya calismisizdir. Yakin zamanda yetenekleri, ozellikleri, futbol zekasi ve karakteri ile onemli kabul edilebilecek isimler yine kadromuza dahil edilirken; bunlardan "umarim takimimiza alinir" diyebileceklerim mutlaka alinmistir.
Gokhan Gonul, henuz transfer edilmemisken yine basindan, kendisini iyi taniyan futbol adamlari ve teknik direktorlerinden ogrendiklerimizle bizlere isik veren futbolculardan biri olmustur. Oynadigi takimla, oncenin ikinci ligi simdinin birinci ligi olan ligde yilin futbolcusu secilmis; sag kulvarin hem ileri kanadinda hem de savunmasinda onemli basarilari ile bu odule layik gorulmus bir futbolcu etiketi ile dikkatleri cekmistir.
Kadromuza katildigi ilk sezonda hakkinda soylenenlerin ne kadar dogru oldugunu bzlere kanitlamis ve kisa zamanda taraftarin gonlunde taht kurmustur.
Bu sezon transfer edilen onemli futolcular arasinda, ulkemizde kadromuza katilmaya deger bulunacak isimlerin agirligi olusturmasi gelenegimizden gelen aliskanliklarimiza ornektir.
Bize karsi oyndigi anlardaki tavirlari, transfer sezonlarinda hem kendisinin hem kulubunun izledigi politikalar, yine bu transfer doneminde Besiktas ile birlikte dustukleri skandal pozisyona ragmen, kadroya katilabilecek onemli isimlerin basinda gelen Mehmet Topuz; bu surecte yasananlarin ne kadar gereksiz ve bize karsi tavirlarinin ne kadar haksiz oldugunu henuz imza asamasinda ogrenmis olmali..!
Allah vergisi yeteneklerinin yaninda, onemli karakter ozelliklerini de formamiz altinda kazanacagi; yasattiklarini unutturarak, kutsal cubuklu formamiza layiki ile hizmet edecegi inancindayim.
Butun bu yaziya konu etmek istedigim asil futbolcu; yerli statusundeki son ornegini imparatorumuz Oguz Cetin'le gorup yasadigimiz, takimin beyni olabilecek ustun teknik ozellikleri bulunan, herkese nasip olmayan futbol zekasi, takimi ve oyunu adeta sekilden sekile sokabilecek, rakibi saskina cevirebilecek, onlem alinmasi cok zor olan ve bu ustun yeteneklerinin yaninda savasci kimligi ile gunumuz futbolunda olmasi gereken fakat zor bulunan yeteneklere sahip, Ozer Hurmaci'dir.
Futbol takimimizin karakteristigi gosterisli ve izleyene zevk veren, $ova dayali futbol anlayisina, mucadele gucunu ve savasciligi da katarak hizmet edebilecek ender futbolcularan biri olan Ozer; transfer doneminde hakettigi ovguyu ve takdiri alamamis olsa da, gectigimiz sezondan gelen sakatligini atlatir atlatmaz ne derece onemli bir transfer oldugunu, uzun zamandir Oguz Cetin'in yerine koyamadigimiz, belki de Turk futboluna ilac olabilecek ozelliklerde oldugunu herkese gosterecektir.
Bu sezon kadromuza katilan onemli ve yetenekli isimlerle belki de son yillarn en ustun ozellikli kadrosuna sahip oldugumuzu, eksik gorulen yerlere de yapilacak takviyelerle soz verilen hedeflere emin adimlarla yol alacagimizi simdiden gorebiliyor ve HEP INANIYORUM!
Dunya futbol arenasinda bulunmasi gereken kaliteye ve yere ulasamamis olan Turk Futbolu, bu sezon Fenerbahce basta olmak uzere, diger takimlarin da katilimi ile farkedilecek bir mesafe katedecektir.
Zaten cok degerli ve kaliteli bir kadroya sahip olan, ancak cesitli sebeplerle bu ozelliklerini bir sureligine korelten futbol takimimiz, yeni katilan degerlerle beklenenden cok ust duzeyde bir basari elde edecektir. Yasanan olumsuzluklarla kadroda yer alan degerlere olmadik elestiri ve ithamlarda bulunanlar basta olmak uzere, herkes dikkatlice izlesin!..
Cubuklu forma, nesillerinin tukenmedigine sahit olacagimiz degerlerle yola cikti geliyor!..
http://twitter.com/hhosca
Hayal meyal hatirladigim, ancak siyah beyaz ekranlardan izleme sansina sahip olabildigim, sahalarin yikilmaz, top alinmaz, suratli, teknik, golcu, yildiz futbolculuk anlamina haiz oyuncusu Cemil Turan'dan sonra; baygol Selcuk Yula, cocukluk/gencligimin baslangicinda benim kahramanlarimdi.
Aileden gelen Fenerbahceliligimi pekistiren, mahallede arkadaslar arasinda yaptigimiz maclarda rollerine burunduklerimiz...
Soyle durup dusundugumde, bunlardan sonra yerli ve sembol isim diyebilecegimiz bir Ridvan'i hatirlarim. Sariyer'de oynadigi yillarda yazili ve gorsel medyada takip ettigim, transfer donemlerinde "kulup yoneticilerimiz bu adami alsalar ya!" hayalleri kurdugum bir yildiz adayi...
Bize geldigi sezon oncesi transfer doneminde, yoneticilerimizin agir kanliligi (iyimserim ya!) nedeniyle once Galatasaray'a imza attigi, transfer ucretinden bir miktar avans aldigi haberlerini gazetelerden okudugumda hayal kirikligina ugramis ve adeta yikilmistim. Zira, Fenerbahceli oldugunu saklamayan ve canli gozlerle izleyebildigim en yetenekli futbolculardan birini elimizden kacirmak uzereydik.
Simdiki profesyonel anlayisa uymasa da, bugun yapildiginda boyle bir anlayisi kabullenmesek de, yoneticilerimizin karsi taarruzu ile Galatasaray'in adeta elinden cekip alinan Ridvan kadromuza kazandirilmis ve dustugum yikimdan siyrilmam saglanmisti. Kendisine yakistirilmasini sevmedigi "seytan" lakabi ile futbolumuzda onemli yer edinen Ridvan'a ne yazik ki ne ben ne de Turk futbolu doyabildi.
Sakatligindan kaynaklanan futboldan kopus donemlerinin hemen oncesinde birlikte oynadigi, yer aldiklari kadro ile ulke tarihine rekorlar yazdiran takim arkadaslarindan, hepimizin imparatoru Oguz Cetin kadromuza katilmadan once yine dikkatimizi ceken ender futbolculardandi.
Takimimiza katilmadan once oynadiklari Sakarya ile stadimizda bizi perisan ettikleri kupa mucadelesinde, okulu kirarak lise tarafi kale arkasi tribundeki yerimi almis; Oguz, Aykut, Turan, Serdar'li Sakarya'nin bizi hezimete ugratisini canli izlemistim.
Sezon sonunda bu dortlu paket halinde kadromuza dahil edildiginde yasadigim mutlulugu hala hatirlarim. Gazetelerde ozellikle Oguz icin yazilanlar, teknik ozellikleri, futbol zekasi, takimi ve oyunu istedigi sekilde yonlendirmesi, bunlarla birlikte uzaktan surpriz ve etkili sutlari ile seyretmek icin sabirsizlik duydugum isimdi.
Oguz'un bu ustun ozelliklerinin ballandirarak anlatildigi haberlerin onderliginde kadroya katilan diger isimler de kaliteleri ust duzeyde ve yetenekli futbolculardi. Ozellikle Aykut Kocaman, bir onceki sezon Sakarya'dan asil alinmak istenen "Aykut" olmasina ragmen, ayni takimda oynayan Buyuk Aykut'un (her ne saskinlikla olduysa) alinmasi ile bir sezon gecikmeli kadromuza kattigimiz buyuk golcuydu.
Takima katildigi sezon ilk lig macini Rize'de canli izleme sansina sahip oldugum bu "Kocaman" ama ufak tefek adam, ilk yarisi golsuz biten macta ikinci yari oyuna dahil olmus ve 4 gol atarak, Ridvan'in da attigi bir golle 5-0 kazanmamizi saglamisti.
Memleketten donus yolunda sadece radyodan dinlemek zorunda kaldigim, taraftar rekorlari kirilan Izmir'deki macta, o zamanlar Altay'in kadrosunda bulunan Yesic'in uzerinden asirtarak alip hem Yesic, hem de kalecinin arasindan kafa ile attigi gol, benim diyen futbolcunun atabilecegi cinsten degildi.
Oguz ve Aykut gibi Fenerbahce tarihine altin harflerle kazinmis degerlerin 1996 yilindaki sampiyonlugumuz sonrasi takimdan koparilislari hala icimde bir yaradir.
Turk futbolunun ve Fenerbahce'nin kral Aykut'unun simdi sportif direktor olarak takimimizin yonetici kadrosunda yer almasi, futbol subemizin kadrosuna onemli bir konumda geri donmesi, en buyuk transferden daha fazla mutluluk duymamin sebebidir.
Bu isimlerden sonra da cok degerli futbolcular bu kadroda yer aldi, tarihimize onemli basarilarla not edildi. Ancak, ozellikle Oguz gibi bir beyin bir daha gelmez deniyordu. Gercekten de o meziyetlere sahip, takimin beyni niteliginde bir futbolcu her zaman aranmistir. Fenerbahce'nin benimsedigi gosterisli futbol anlayisinda daima bulunmasi gereken bu tur futbolculari, yerli statusunde bulmak artik imkansiza yakindi.
Bu nedenle, bu eksikligi hep yabanci futbolcularla kapatmaya calistik. Oguz'un hemen ardindan kadroya katilan Jay Jay Okocha ilk ornegidir. Simdi ise son 5 sezondur kadromuzda muthis isler basaran, belki de ulkemize gelmis en ust duzey ve en verimli futbolcu olan Alex DeSouza bu gorevi layiki ile yerine getiriyor.
Turk futbolunda bir lokomotif olan, her yeniligin ilk uygulayicisi ve futbolumuzun onder kulubu Fenerbahcemiz, daima ulkedeki en yetenekli futbolculari kadrosuna katmakla nam salmistir. Buyuklugunun getirisi olan bu aliskanlikla, yukarida orneklerini verdigim isimer kadromuzda yer almis ve basaridan basariya yelken acilmistir.
Son donemlerde onemli yetenek, ozellikli futbolcu cikartmakta zorlandigi gorulen Turk futbolunda yine yildiz kategorisinde kabul edilebilecek isimleri hep kadromuza katmis ve onlardan verim almaya calismisizdir. Yakin zamanda yetenekleri, ozellikleri, futbol zekasi ve karakteri ile onemli kabul edilebilecek isimler yine kadromuza dahil edilirken; bunlardan "umarim takimimiza alinir" diyebileceklerim mutlaka alinmistir.
Gokhan Gonul, henuz transfer edilmemisken yine basindan, kendisini iyi taniyan futbol adamlari ve teknik direktorlerinden ogrendiklerimizle bizlere isik veren futbolculardan biri olmustur. Oynadigi takimla, oncenin ikinci ligi simdinin birinci ligi olan ligde yilin futbolcusu secilmis; sag kulvarin hem ileri kanadinda hem de savunmasinda onemli basarilari ile bu odule layik gorulmus bir futbolcu etiketi ile dikkatleri cekmistir.
Kadromuza katildigi ilk sezonda hakkinda soylenenlerin ne kadar dogru oldugunu bzlere kanitlamis ve kisa zamanda taraftarin gonlunde taht kurmustur.
Bu sezon transfer edilen onemli futolcular arasinda, ulkemizde kadromuza katilmaya deger bulunacak isimlerin agirligi olusturmasi gelenegimizden gelen aliskanliklarimiza ornektir.
Bize karsi oyndigi anlardaki tavirlari, transfer sezonlarinda hem kendisinin hem kulubunun izledigi politikalar, yine bu transfer doneminde Besiktas ile birlikte dustukleri skandal pozisyona ragmen, kadroya katilabilecek onemli isimlerin basinda gelen Mehmet Topuz; bu surecte yasananlarin ne kadar gereksiz ve bize karsi tavirlarinin ne kadar haksiz oldugunu henuz imza asamasinda ogrenmis olmali..!
Allah vergisi yeteneklerinin yaninda, onemli karakter ozelliklerini de formamiz altinda kazanacagi; yasattiklarini unutturarak, kutsal cubuklu formamiza layiki ile hizmet edecegi inancindayim.
Butun bu yaziya konu etmek istedigim asil futbolcu; yerli statusundeki son ornegini imparatorumuz Oguz Cetin'le gorup yasadigimiz, takimin beyni olabilecek ustun teknik ozellikleri bulunan, herkese nasip olmayan futbol zekasi, takimi ve oyunu adeta sekilden sekile sokabilecek, rakibi saskina cevirebilecek, onlem alinmasi cok zor olan ve bu ustun yeteneklerinin yaninda savasci kimligi ile gunumuz futbolunda olmasi gereken fakat zor bulunan yeteneklere sahip, Ozer Hurmaci'dir.
Futbol takimimizin karakteristigi gosterisli ve izleyene zevk veren, $ova dayali futbol anlayisina, mucadele gucunu ve savasciligi da katarak hizmet edebilecek ender futbolcularan biri olan Ozer; transfer doneminde hakettigi ovguyu ve takdiri alamamis olsa da, gectigimiz sezondan gelen sakatligini atlatir atlatmaz ne derece onemli bir transfer oldugunu, uzun zamandir Oguz Cetin'in yerine koyamadigimiz, belki de Turk futboluna ilac olabilecek ozelliklerde oldugunu herkese gosterecektir.
Bu sezon kadromuza katilan onemli ve yetenekli isimlerle belki de son yillarn en ustun ozellikli kadrosuna sahip oldugumuzu, eksik gorulen yerlere de yapilacak takviyelerle soz verilen hedeflere emin adimlarla yol alacagimizi simdiden gorebiliyor ve HEP INANIYORUM!
Dunya futbol arenasinda bulunmasi gereken kaliteye ve yere ulasamamis olan Turk Futbolu, bu sezon Fenerbahce basta olmak uzere, diger takimlarin da katilimi ile farkedilecek bir mesafe katedecektir.
Zaten cok degerli ve kaliteli bir kadroya sahip olan, ancak cesitli sebeplerle bu ozelliklerini bir sureligine korelten futbol takimimiz, yeni katilan degerlerle beklenenden cok ust duzeyde bir basari elde edecektir. Yasanan olumsuzluklarla kadroda yer alan degerlere olmadik elestiri ve ithamlarda bulunanlar basta olmak uzere, herkes dikkatlice izlesin!..
Cubuklu forma, nesillerinin tukenmedigine sahit olacagimiz degerlerle yola cikti geliyor!..
http://twitter.com/hhosca
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)