22 Eylül 2011 Perşembe

KİME SORDUNUZ?

3 Temmuz’da bu ülkede bir deprem oldu. 6222 sayılı yasadan güç alanların, daha doğrusu bunu geçerli bahane olarak kullananların değişik emellerine ulaşma çabasının sahneye konulması ile dengeler yerinden oynadı.

Yaşanan depremde yıkıntı altında kalan sanki sadece Fenerbahçe ve birkaç yönetici ile birlikte başkanıymış gibi bir algı yerleştirilmeye çalışılsa da; henüz ana sarsıntının açığa çıkmadığını, küçük artçılarla devam ettiğini gören, ama sonunda en şiddetli sarsıntının yakın olduğunu bilerek büyük göçük altında kalmak istemeyenler…

Şimdi, zamanında ısrarla çıkmasını istedikleri yasanın kendilerini ilgilendiren maddelerinin biran önce değiştirilmesi için Kulüpler Birliği(!) çatısı altında düğmeye bastılar.

Önce partileri ziyaret ederek düşüncelerini öğrenen, sonra da Spordan Sorumlu Devlet Bakanı Suat KILIÇ’a taleplerini iletenler, yasa değişikliği ile ilgili çalışmaları yürütmesi için eski Federasyon başkanı Av. Levent BIÇAKÇI’yı görevlendirdiler.

Eğer bu yasa maddelerindeki değişiklik sadece kulüp yöneticilerini kapsayan kısım için talep ediliyorsa ve Levent BIÇAKÇI’nın açıklamalarındaki gibi “bir hafta içinde değişiklikleri hazırlayıp, hemen akabinde yasal prosedürleri başlatarak 1-1,5 ayda Meclisten geçmesi sağlanıp değiştirmek mümkün olur” deniyorsa, hatanın büyüğü yapılmış olur.

Çünkü yine başroldeki TARAFTAR etkisiz eleman kabul ediliyor demektir.

6222 sayılı Sporda Şiddet ve Düzensizliği Önleme Yasası henüz taslak aşamasındayken; başta Fenerbahçe Taraftarları bir çalışma içine girdiler. “Tribün Birliği” çatısı altında oluşturdukları bir komisyon vasıtası ile eski (5149 sayılı) yasanın eksik ve aksak yanlarını da kapsayan, yeni yasadan beklentilerini ve mevcut taslaktaki sakatlıkları içeren, önerilerinin de yer aldığı detaylı bir çalışmayı ilgililerle paylaştılar. Hatta bunu tüm kulüplerin taraftarlarına açık olan bir Panelle kamuoyuyla paylaşmak için çaba gösterdiler.

Amaç; sporun başrol oyuncusu taraftarın yok sayılan, hiç danışılması akla getirilmeyen görüşlerini ve önerilerini sunarak, uygulamada olabilecek aksaklık ve yanlışların yaşanmamasını, hakkaniyetten uzak yaptırımlarla insanların suçsuz yere cezalandırılmayıp, ılımlı ve sadece takımına destek vermekten başka hedefi olmayan gerçek taraftar olgusunun yara almamasını sağlamaktı.

Bu iyi niyetli ve faydalı çabayı görmezden gelerek, danışmaya bile gerek görmeyip, dikkate almayarak; statlarda ve spor alanlarında kendini bilmez insanların neden olduğu olayları önlemenin yorganı yakmaktan geçtiğini zannedenlerce, sonuçları hiç düşünülmeden ve hesap edilmeden, alelacele biçimde mevcut yasanın çıkması sağlandı.

Şimdi bu yasanın ağır ve hiçbir mantığa sığmayan maddelerinin sancısını duyanlar değiştirilmesini, içerdiği ağırlaştırılmış ceza hükümlerinin hafifletilmesini isterken yine yanlış ve eksik bir yol izliyorlar.

Yasa hazırlayıp yürürlüğe koymak veya yasa maddelerinde değişiklik yapmak aceleye getirilecek basit bir iş değildir! Bu anlayışla yaklaşılan her çabada bir yan hep eksik kalacaktır ve ortaya çıkan ürün sakat olacaktır!

***

Gündemdeki bu konuyla ilgili kamuoyuna aksettirilen bir algıya da dikkat çekmek istiyorum. Kulüpler Birliği çatısı altında ortaya konan bu değişiklik taleplerinin operasyon dışında kalan kulüpleri olası soruşturma tehdidinden korumak, Fenerbahçe ve diğer şüpheli sıfatındaki kulüpleri ve ilgili şahıslarını kurtarmaya çalışmak veya en azından daha hafif cezalarla kurtulmalarını sağlamak amacını taşıdığı düşünülüyor. Hatta daha da ileri gidilerek, bu çaba, bir Fenerbahçe’yi kurtarma operasyonu havasına sokulmaya çalışılıyor.

Başta tutuklu bulunan başkanımız Aziz Yıldırım olmak üzere, Sportif Direktörümüz ve Teknik Sorumlumuz Aykut Kocaman ile Fenerbahçe’nin bu işte hiçbir suçu olmadığını, yargısız infaz edildiğini düşünen tüm Fenerbahçelilerin böyle bir iyiliğe(!) karşı olduğu bilinmelidir. Bu yöndeki demeçleri ile görüşlerini açıklıkla dile getirmişlerdir. Eğer illa ki bu yönde bir çalışma yapılacaksa da; bunun henüz iddianamesi bile hazırlanmamış soruşturma ve yargılama sürecinin akabinde, aklanmamızdan sonra yapılması talebimiz olmalıdır.

Belli emellere ulaşmak için Fenerbahçe özelinde yürütülen bir temizlik(!) operasyonunda, kendi gerçek kimlikleri de ortaya çıkacak endişesi taşıyanlar; günü ve yarınlarını kurtarmak adına sanki Fenerbahçe’ye iyilik yapmaya çalışarak, şirin görüntüler verme çabasında olmasınlar!

Fenerbahçe ne böyle yapmacık iyiliklere ne de sahte yardımlara ihtiyaç duymayacak kadar büyük, güçlü ve onurlu bir camiadır. Herkesten çok daha temiz olduğuna sonuna kadar inandığımız Fenerbahçe’miz ve bünyesindekilerin varsa suçları cezasını çekmelerinden çekinmez, bizler de hak ettiğimiz cezayı çekmesini biliriz.

Yönetim Kurulumuzun en kısa zamanda, kimseye minnet etmeyeceğini yukarıdaki düşünceler ışığında açıklamasını bekliyorum.

Bu gerçek düşünceler paralelinde tekrar belirtmeliyim ki; nihayetinde mevcut yasa maddelerinde bir değişiklik, cezalarda hafifletme, aksaklık ve yanlışlıklarda düzeltme düşünülüyorsa, TARAFTAR bu kez yok sayılmamalı, kamuoyu önünde iyice irdelenip tartışılmadan aceleye getirilerek, sadece paçayı kurtarmak amaçlı bir başka yanlışa imza atılmamalıdır.

Sporla ilgili bir yasanın özerk federasyonların iç talimatları ve yaptırımları ile paralellik oluşturması gibi çok önemli bir ayrıntıyı da unutmadan elbette…


http://twitter.com/hhosca

21 Eylül 2011 Çarşamba

ELLERİNİZDEN ÖPERİM

Dün akşam her ne kadar yapılan uygulamanın bir saygısızlık, hakların gasbı olduğunu düşünsem de tribünler, stat dışı harikaydı.

Bu görüntüleri de ancak Fenerbahçe taraftarı verebilirdi.

Dönüşte bindiğim minibüse 70'inin üzerinde olduğunu tahmin ettiğim bir teyze yanındaki genç bir hanımla birlikte gelip arkamdaki koltuğa oturdular. Henüz oturur oturmaz sanırım formamdan ötürü maçtan döndüğümü anlayıp paylaşmak istemiş olacak ki; kendince yaptığı naif, saf ve temiz değerlendirmeleri duymanızı isterdim. Galip gelemediğimiz için duyduğu üzüntüyü, sanki elinden bi'şey gelmemiş gibi anlatışı insanı dağıtan cinstendi.

Bir an arkama dönüp "anacığım sen üzme tatlı canını, sizin o stada gelmeniz, bu zahmete girmeniz, Fenerbahçe'mizin yanında olmanız yeter. Fenerbahçe maçı kazanamadı ama çok önemli başka şeyler kazandı. Bu bile galibiyetten çok daha değerlidir, verin elinizi öpeyim" demek geldi. Yanlış anlaşılmasın, ayıp olmasın, rahatsızlık vermeyeyim diye hiç sesimi çıkartmadan, tepki vermeden oturdum.

Böyle daha onlarcası, yüzlercesi, binlercesi dün akşam içeri girebilenler Fenerbahçe Şükrü Saracoğlu Stadı tribünlerinde, giremeyenler de stat dışındaydı. Sadece bu nedenle bile dünkü uygulama tarihe önemli bir not düşmüştür.

Fenerbahçe taraftarı kadınıyla çocuğuyla, genciyle yaşlısıyla dün akşam gizli kalan bir ayrıntıyı şu yüzüne çıkartmıştır. Kurtuluş savaşında cephe gerisinde cansiperane şekilde mücadeleye katılan, destek veren kadınlarımız; bu kez Fenerbahçe'nin kurtuluş mücadelesinde kendilerini göstererek o ruhu tamamlamışlardır.

Sabahın erken saatlerinden itibaren onca zahmete katlanarak dün akşamki büyük fotoğrafta yerlerini alan, bedava maça değil Fenerbahçe'nin onurlu mücadelesine destek vermeye koşan bütün kadınlarımıza ve çocuklarına şükranlarımı sunuyorum.

Hepinize helal olsun!
http://twitter.com/hhosca 

13 Eylül 2011 Salı

YÜKSEK İRADEMİZE KET VURMAYIN!

Toplumu aptal yerine koyarak kandıran ve bu sayede sömüreceğini zannedenlerin 2011-2012 sezonu; uğradığı büyük saldırı ve kuşatma karşısında sadece onur ve kurtuluş mücadelesi sayan bizler için 2010-2011 sezonunun ikinci yarısının devamı niteliğindeki 19. hafta, Orduspor’la oynadığımız maçla başlamıştır.

Tribünler boş olsa da stat dışındaki taraftarlarımızın varlığı ve tezahüratlarla verdikleri destek sahadaki futbolcularımıza olumlu yansıdı. Bunu verdikleri demeçlerle öğrendik. Henüz son bıraktığımız performanslarında gözükmeseler de yaşadıkları bunca haksızlık sonrası galibiyetle başlamaları önemliydi.

Taraftarlar olarak asla düşük performans ve formsuzlukları hakkında eleştiride bulunma lüksüne sahip olmayacağız. Atılan gol sonrası yapılan jestle sergilenen fotoğraf bizim için galibiyetten değerliydi. Bu bilinci korudukları sürece, performanslarının da artarak tüm rakiplerini dize getirmeye yeteceğini düşünüyorum.

19. haftanın ilk devre mücadelesini zaferle kapatan oyuncularımızı ve başta KOCAMAN yürekli Aykut Hocamız olmak üzere, teknik ekibi ve çalışanları kutluyorum.

***

Maçın seyircisiz oynanmasının haksızlığı, cezayı verenlerin hukuksuzluk yaptığı ve bu cezaların geçersiz olduğu üzerine iddialar dolaşıyor. PFDK bünyesinde yer alan hukukçulardan karara imza atanların arasında Fenerbahçe üyesi isimler var. Eski yönetmeliğe göre –ki Ağustos 2011 tarihinde değiştirilen yeni madde ile bu çarpıklık kendilerince düzeltilmiş, ama ceza bundan önce (27.07.2011) verildiği için sakatlık giderilemiyor- bir kulüple ilgili yürütülen cezai soruşturmanın kararına o kulüple bağlantısı olan hukukçular imza atamıyor.

Dün akşamki maçın bu anlamda seyircili oynanması gerekirken ne yazık ki Fenerbahçe taraftarı stada alınmadı. PFDK tarafından verilen cezanın izah etmeye çalıştığım nedenle geçersiz olması durumu ve buna rağmen maçın seyircisiz oynanması sanırım bir tazminat ve bir sonraki maçın da (Manisaspor) seyircili oynanmasını gerektirecek. Kulübümüzün bu konudaki tavrı ve izleyeceği yol bizler için geçerli olacaksa da yasal tüm haklarımızın korunması dileğimdir. TFF nezdinde uğratıldığımız en küçük zararın dahi tazminini talep ediyor ve takipçisi olacağımı beyan ediyorum.

***

Maç sonrası istifasından geri döndürülen başkanvekilimiz Nihat Özdemir’in açıklamaları taraftarlarımızı kızdırdı. Seyircisiz oynamanın zorluğu ve yarattığı üzüntüye vurgu yaparak bundan sonra aynı duruma düşmemek için taraftarlarımızın dikkatli ve sakin olması gerektiğini bence de haklı olarak ifade ederken… Yayıncı kuruluşa destekle ilgili sözleri infiale sürükler nitelikteydi.

Taraftarlarımız kızmakta haklı olsa da bu açıklamaların bir zorunluluk, önümüzdeki sürece yönelik bir politika olduğu algısındayım. Kulüp televizyonumuzun LigTV reklamları da Nihat Özdemir’in açıklamaları da içinde bulunmak zorunda olduğumuz Süper(!) Lig ortamında normal sonuçlar olarak kabul edilmelidir.

Kulüp yöneticilerimize ve yaşadığımız zorlukları aşmak için verdikleri mücadeleye biz taraftarlar olarak sonsuz destek veriyor ve saygı duyarak iştirak ediyoruz. Her biri saygın ve önemli isimler olan yöneticilerimizin kulübümüzün çıkarlarını gözeterek bazı kararlar alıp, kamuoyuna karşı isteyerek veya istemeyerek bazı açıklamalar yaptıkları da bir gerçektir. Bunları hoş görmek ve tepkili olmak yerine “mutlaka geçerli bir açıklaması vardır” düşüncesiyle olağan bulmak bizim elimizdedir.

Fakat spor kamuoyunun ve bizi sanki direkt kulüple bağlantılıymış gibi görenlerin bilmesi gereken önemli bir detay var. Fenerbahçe taraftarı yöneticilerine şartsız desteğini verirken ve kararlarına saygı duyarken; benimsemediği haller üzerine kendi dinamiklerini devreye sokmak ve aldığı kararları izlemekte hiçbir sakınca görmeyecek özgür bir iradeye sahiptir.

Yıllardır ülke sporunun bekası için kulübüyle birlikte onurlu bir mücadele sergileyen bu taraftar; aleyhine tutum sergileyen her kim(ler) olursa olsun, hak ettiği neyse vermesini bilir. Bu anlamda; Fenerbahçe ile ilgili hiçbir yayınında ilkeli olamayan, adil davranamayan, kendisine yapılan haksızlıkları yok sayıp/görmezden gelip, aleyhine her türlü gelişmeyi defalarca ve yanlı olarak insanların gözüne sokan bir kuruluşun, çoktan beri hak ettiği ile yüzleşmesini sağlaması engellenemez.

Son yaşananlar neticesinde kendisinin de zor duruma düşmesi nedeniyle artık eski kötü alışkanlıklarını mecburen(!) terk etti diye de yapılanların unutulacağını kimse zannetmemelidir. İşte bu bilinenler, Fenerbahçe taraftarının sahte ve samimiyetsiz yaklaşımlara prim vermesini engelleyecektir.

Kulübümüzün sorumlulukları gereği yapmak zorunda kaldığı açıklamaya elbette saygı duyacağız. Her ne kadar şaşkınlıkla karşılasak da bunun bir mecburiyetten olduğunu bilerek, başlangıçta tepkili olsak da değerli insanları harcamayacağız.

Ama kimse Fenerbahçe taraftarının başka hiçbir kulüpte olmayan kendine has reflekslerini ve hareket kabiliyetini etkileyebileceğini düşünme gafletinde olmayacak! Maddi tüm imkânlarını seferber ederek kulübünün yaşadığı zorluklardan kurtulmasına çaba gösteren insanların; kime, nasıl ve ne şekilde tavır alacağını etkilemeye çalışmayacak!

Fenerbahçe taraftarı özgür iradesi ile kulübünün ve yöneticilerinin her zaman yanındadır. Görevlerinin başında olan değerli yöneticilerimizin taşıdıkları sorumlulukları biliyor ve bu yöndeki çalışmalarını takdir ediyoruz. Onlar kendi sorumluluklarını yerine getirmeye devam ederken, biz taraftarlar da üzerimize düşeni akıl yoluyla, mantık çerçevesinde ve Fenerbahçe’mize zarar vermeden; ama kesinlikle yüksek irademizden tavizsiz olarak sürdüreceğiz.


http://twitter.com/hhosca

10 Eylül 2011 Cumartesi

VICIK VICIK SAMİMİYETSİZLİK!

Merhaba, neresinden tutsan tel tel dökülen süper(!) ligimiz!
Türkiye Süper(!) Ligi topu oyuna sokuyor. Ama hiçbir heyecan ve coşku duygusu olmadan.

Bir yanda aylardır yürütülen temizlik(!) operasyonu ile allak bullak edilmiş bir takım (özellikle takımlar değil, takım); sahada akıttıkları alınterinin en büyük ödülünden, Şampiyonlar Ligi'nden yoksun bırakılmış ve suçlu bulunmuş. Lakin, ulusal ligde yer almaya devam ettirilerek suçsuz kabul edilmiş... Ve bu karmaşık, bir o kadar da saçma durum içinde sadece, ama sadece geçtiğimiz sezonun gerçek neticesi için mücadele vermek üzere çalacak ilk düdüğü beklemekte...

Öte yanda; kaybedecekleri paranın muhasebesi ile sahte bir sahiplenişe yeltenerek, Fenerbahçe'siz lig olmayacağı görüşünde birleşen, değerli ve büyük kulübün varlığının korunması gerektiği samimiyetsizliğini gösteren takımların hali pürmelali...

Bir de ısrarla Fenerbahçe'nin akıbetinin neticelendirilmesini isteyen, bekleyen; yasaların, yönetmeliklerin, kararnamelerin hükmettiği neyse yapılsın diyen ezeli ve ebedi rakip Galatasaray... Gereği neyse yapılsın diretmesiyle dik(!) durduğunu savunan bu güzide(!) kulübün aslında sadece fırsatçılık peşinde koştuğunu; tarih boyunca ezildiği rakibinin düştüğü zor durumu değerlendirmek için çabaladığını ve bu sayede açılmak üzere olan aranın kapanması veya hiç değilse eşitlenmesi için şansını kullanmaktan çekinmeyeceğini anlamak çok zor olmamalı.

***

14 Nisan 2011 tarihinde yürürlüğe giren Sporda Şiddet ve Düzensizliği Önleme Yasası'na yaslanarak kalkışıldığı öne sürülen temizlik operasyonu -ki sabahın 07.00'sinde, aynı zamanlama ile ligde yer almış 18 kulübün başkanı, yönetimi ve tesislerine de aynı anda başlatılmamış bir operasyon için ne kadar temizlik operasyonu denebilirse?- bugüne kadar yaşanan her detayı ile dökülürken; TFF bu operasyonda zanlı kabul edilenler hakkında lig bittikten sonra bir karara varacağını açıkladı. Veya varılacak kararın oynanacak ligi etkilemeyeceğini(!) ifade etti.

Tamamıyla, başta yayıncı kuruluş olmak üzere, maddi kaygılar içindeki takımların bütününü korumak ve para kaynağı olan sponsorların kaçırılmaması için (play-off sistemi garabeti ile birlikte) alınan bu kararların gerçeğini, Türk Futbolunun selameti veya sözde temiz futbol adına tercih edildiği yalanı ile nasıl gizleyebilirsiniz?

***

Henüz iddianamesi bile hazırlanmadığı için tüm detaylarına hakim olunmayan, bu nedenle şüpheli konumundaki isimler hakkında disiplin soruşturması başlatılamayıp, savunmaları da alınarak bir karar aşamasına gelinmeyen bu abuk süreçte, ülkesinin kulüplerinin haklarını korumakla da yükümlü olan TFF; bünyesindeki alçak karakterlilerin etkisi, çabaları ve ihaneti ile uyduruk iddiaları tek taraflı yorumlar ve önyargılarla besleyerek, UEFA nezdinde de haksız ve yargısız infaza mahkum ettirdikleri Fenerbahçe'yi, kendilerinin zannettikleri süper(!) liglerinden düşürecek cesarete ve dirayete sahip olamadılar
.

Ligimizin güzide ama fırsatçı bir kulübünün medarı iftiharı eski sporcusu, son dönemlerin yönetimler, başkanlar değişse bile kendisi değişmez ismi Lütfi Arıboğan kanser mikrobu; Türk Futbolu için tehlikenin en büyüğüdür.

Yaşanan sürecin TFF kanadını gözlerinizin önüne getirdiğinizde kritik görüşme ve konumlarda hep baş rolü üstlendiğini, hazırlanan tüm metin ve taslaklarda bizzat imzası olduğunu anlayabilir, farkedebilirsiniz.

UEFA ile irtibatta bulunan, bilgi paylaşımını bizzat yürüten, dolaylı yoldan (oluşturulmuş bir özel ekip eşliğinde hazırlanan ve katkıda bulunduğu) ihbarlara malzeme sağlayan ve kendilerine sunulan cüretle iç yapımıza müdahale ettirilmek üzere gelen müfettişe her anında eşlik eden basketboldan gelme şahıs, bu anlamda asla hafife alınmamalıdır.

***

Fenerbahçeliler olarak yıllardır verdiğimiz temiz spor mücadelesinde zanlı durumuna düşürülmemiz yetmiyormuş gibi, bir de ülke sporunun/futbolunun dinamiklerini oluşturanların sahte yakınlığının vıcık vıcık samimiyetsizliği mide bulandırıyor.

Kulüpleri, Federasyonu, medyası, emniyeti, savcısı ve asla unutmayacağımız siyaseti; tüm samimiyetsizliği ve riyakarlığı ile yeni sezonun açılışında tribünlerdeki yerlerini alıyorlar.

Biz Fenerbahçeliler etimizden sütümüzden faydalanmak isteyen tüm fırsatçıların karşısında olmaya devam edeceğiz.

2011-2012 sezonu bizim için yeni başlayan bir sezon olmayacak. Sadece, 2010-2011 sezonunun 19. haftası (18. hafta; şampiyonluğumuzu ilan etmemize rağmen 3 Temmuz'dan beri yaşadığımız süreçtir) varsayarak, hakedip kazandığımızı tekrar ve kanırta kanırta elde edeceğimiz bir son hafta mücadelesi kabul edeceğiz.

Oynanan her maç, kurtuluş mücadelesinin bir devresi niteliği taşıyacak. Futbola asla ihanet etmeden, onurlu ve ahlaklı oyundan asla taviz vermeden...


http://twitter.com/hhosca
KİMİN ELİ KİMİN CEBİNDE?

Birçok çarpıklıkla şişmiş, artık yolda kalma safhasındaki sporumuzun önemli yaralarından birine parmak basmak ve tedavi edilmesini talep etmek lazım.

Ülkemiz sporuna hizmet eden kulüplerde, bu kulüplerin delegeleri olarak yerleşilen özerk kurumlarda ve sporumuz için hizmet veren çeşitli kademelerde görev alan başkan ve yöneticilerin taşıdıkları kimliklerinin beraberinde bir de ait oldukları, üyelikleri bulunan kimlikleri var.

Herhangi bir kulübün başkanı ve/veya yöneticisi aynı zamanda başka bir kulübün divan/kongre üyesi sıfatını da taşıyabiliyor. Ve bu kimliğini en azından askıya alma gereği dahi duymadan sportif bir mücadelenin yapıldığı sistemin içine girebiliyor.

Yine topluma kamusal hizmet vermekle yükümlü kurumların başkanı veya yöneticisi olan, mesela bir belediye başkanı; hem kulüplerde başkanlık ve yöneticilik yapabilirken hem de başka bir kulübün divan/kongre üyesi sıfatlarıyla mevcudiyetini muhafaza edebiliyor.

Bu nasıl bir sportif ahlaktır? Bu durumdaki insanların içinde bulunduğu, rekabet ettiği sporun etik değerleri ne derece sağlam ve güvenilir kabul edilebilir? Bunca çarpık yapılaşmanın barındığı bir spor kültüründe temizlik önce buralardan başlatılmamalı mıdır?

Benim anladığım spor ahlakında; bir kulüpte görev alan kişi, varsa başka bir kulüpteki aidiyetini ya sonlandırmalı ya da görev süresince askıya aldırmalıdır. Kesinlikle organik veya inorganik hiçbir bağı kalmamalıdır.

Federasyon başkanlığı gibi her kulübü kucaklayan bir mevkie oturan kişinin artık taşıdığı kimliği yalınlaştırması, bağımsızlaştırması ve görevi boyunca makamına zarar verecek olumlu veya olumsuz yakıştırmalardan uzaklaşması sorumluluklarının getirisidir.

Kamu hizmeti veren ve devlet kademesinde görev alan isimlerin, profesyonel anlamda yarışmacı kulüpler oluşturarak, toplumun her kesimine eşit mesafede ve eşit hizmet anlayışına ters bir konumda yer almaması adına; artık onursal başkanlık kılıfına uydurulan görevlerde bulunmaması beklenir. Asli görevine taban tabana zıt bir durumu, konumunun her türlü avantajını ve imkânını hortumlar görüntü vererek kullananların, spora hizmetten ziyade zarar verdiklerini görmeleri doğru olandır.

Kamu görevlisi konumundakilerin sorumlu oldukları mecraya hizmet taşımaktan, halkın sorunları ile uğraşmaktan ve çözüm bulmaktan, gençlerine altyapı kademesinde ve bağımsız olarak spor yapma imkânları sağlamaktan; en fazla ülke sporuna genç dimağlar yetiştirmekten öteye giden işlere girmemeleri gerekir.

Rekabetin doruklara çıktığı ve en küçük olumsuzluğun bile büyük infialler oluşturduğu anlarda, bahis konusu insanların kulüp üyeliklerinin gözden geçirilmesi, ihraç edilmeleri talepleri durumunun, “beni kollamıyorsa kulüple ilişiği de kesilmeli” anlayışının, ülke sporumuzdaki yaranın oluşturduğu sakatlığı nasıl da ortaya koyduğunu göremiyor muyuz?

Kamuoyunun ve sporumuzu idare eden, yön veren, denetleyen dinamiklerin dikkatini çekmek istediğim bu önemli konu hakkında zaman zaman gündem oluşturulsa da; geçici ve göz boyamaktan öteye geçmeyen sonuçsuz çabalar dışında kimse gerçek anlamda bir çözüm arayışında ve niyetinde olmadı.

Sportif rekabetin ruhuna aykırı olan bu çarpık yapılaşmanın giderilmesi, mevcut temizlik(!) sürecinde en başta ele alınması ve spor ahlakına uygun hale getirilmesi için bakalım kim(ler), ne zaman ve nasıl adım atacak?

http://twitter.com/hhosca