SAFLARI DAĞITMA DEĞİL SIKLAŞTIRMA ZAMANI
Fenerbahçe taraftarları olarak kulübümüzün içinde bulunduğu kuşatma haline karşı büyük bir direnç gösterdik, göstermeye devam ediyoruz. Kulübümüzün hukuksal mücadelesinde resmi sıfatıyla durduğu yerin sağlamlığı sayesinde karşımızda saf tutanlar birer birer çözülmeye başladılar.
Detaylarının ayrı ve uzun bir yazı konusu olduğu bu gelişmeler hepimizde haklılığımızın doğrulanmasından kaynaklanan bir sevinç yarattı haliyle… 3 Temmuz’dan beri bir tek adım geri atmayan, direnci zayıflatmayan bizlerin bu duygularda olması çok doğal. Ama bu duyguların bir gevşeklik yaratma, bir rahatlama, hedeften şaşma, gardımızı düşürme gibi neticeleri olmamalı.
İşte bu aşamada taraftarlık boyutunda bazı rahatsızlıkların ayyuka çıkartılmaya başlandığı günler yaşıyoruz.
Yaşanan gelişmelerin verdiği rahatlık mı, yoksa tersine esmeye başlayan rüzgârın gündemi başka yönlere kaydırması illüzyonuna kapılmak mı; bilemiyorum. Mücadeleyi sürdüren takımlarımızın takip edildiği maçlarda sürecin gerçek anlamına uymayan ayrışmalar, gerginlikler, farklılıklar ve düşünülmesi bile ihanet sayılacak tepkiler gözlemleniyor.
Amacım kimseye taraftarlık ahkâmı kesmek değil. Kimsenin Fenerbahçeliliğini sorgulamak hadsizliğine de düşmeyeceğim. Ancak son günlerde hem stadımızda yükselmeye başlayan çatlak sesler ve sahaya yansımaları hem de salon sporlarında taraftar/çekirdekçi muhasebesine direkt dalınarak bir ayrışım havası oluşturulması acilen müdahale gerektiren yanlışlar olarak görülüyor. Bu duruma dikkat çekmekten başka bir niyet değildir bu yazı.
Futbol takımını tribünlerde takip eden ve destek verenler, bu sezonun (aslında hiçbir sezon unutulmamalı ya!) sportif başarıdan çok başka anlamlar taşıdığını bilerek yerlerini alması ve sahadakilere güç vermesi gerektiğini unutmamalıdır. Sahada alınan başarısız sonuçlar geçicidir. Ve asıl olan; emekleri yok sayılıp, alın terlerine leke sürülmek istenenlerin artık onur mücadelesi verdikleri gerçeğidir. Bu mücadelede eksiklik görülmesi halinde zayıf halka olarak görünenler sahada değil saha dışında ilgili kişilere yapılacak uyarılarla kendine getirilmelidir. Aksi durumun yanlışlığını artık öğrenmek zorundayız.
Salon sporlarında tribünlere koşan taraftarlarımızın şikâyetleri yoğunluk arz ediyor. Maçı izleyenlerin tezahüratlara katılmadıkları, destek vermek yerine adeta sinema/tiyatro seyircisi edasıyla etkisiz eleman, kuru kalabalık halinde hiçbir katkılarının bulunmadıkları düşünülüyor. Haklılık payı yüksek ve gerçekten üzüntü verici bir sorundur bu.
Ancak bu sorunun çözümü; henüz maç başlamadan etkisiz ve duyarsız görüntü içindekilere yönelik irrite edici tezahüratlar, sataşmalar ve ne yazık ki zaman zaman sahaya irkiltici maddeler atmak değildir.
Bu tutum, her branşı imkân bulduğunca yerinde takip etmeye çalışan, destek verdiği spor dalını bilerek, destek şeklini buna göre ayarlayarak uygulayan ve oynanan maçları adeta sahadakilerle birlikte yaşayan, gerçek anlamda etkili diyebileceğimiz taraftarları da rencide edebiliyor. Bilinmelidir ki; şarkı/türkü kıvamındaki tezahüratlara katılmayan her insan maçı etkisiz eleman olarak takip edenler değildir.
Futbol maçları ile salon sporları arasında destek açısından farklılıklar olduğunu öğrenmek zorundayız. Bu farklılıkları bilmeden kendi kısır taraftarlık anlayışımıza uyanlar ve uymayanlar olarak soruna yaklaşarak çözüme ulaşamayız.
Üstelik tamamen kurtuluş mücadelesi verdiğimiz bu süreçte itici tavırlarla ayrışımlar yaşanmasına neden olmak, en küçük bireye bile ihtiyacımızın olduğu bu günleri gücümüzü zayıflatarak yürümek bizim kâbusumuzdur.
Özellikle yeni salonumuz Fenerbahçe Arena’da (sponsorumuza müteşekkir olsak da benim için adı hep bu olacaktır) gerek yönetimsel açıdan (işletmesinin bazı mecburiyetler nedeniyle kulübümüzde olmaması), gerek tribünlerin yerleşimi bakımından ve gerekse maçlara cazibe duygularıyla rağbet edenlerin taraftarlık bilincini taşımamasından ötürü sözünü ettiğim sıkıntılar daha fazla yaşanacak.
Zamanla edinilecek tecrübelerle aşılması muhtemel bu sıkıntıların daha kısa sürede geride bırakılması için hem kulüp yönetimimiz hem de taraftarlar iletişim kurmalı, çözüm yollarını aklıselim biçimde bulmaya çalışmalıdır.
Taraftar gruplarımızın özellikle geçtiğimiz sezonun ikinci yarısı ile birlikte yaptıkları güç birliği, barındırdıkları akil kişilerin varlığı, saptanan çirkinlikleri ve ötekileştirmeye neden olan tepkileri dizginleyecek erdemdedir.
Aynı hâkim görüş, kurulacak diyaloglarla ve mantıklı hamlelerle ayrışmaya giden tehlikeli süreci durduracak ve bütünlük sağlanması için çaba sarf edecektir. Çünkü ihtiyacımız olan; safları dağıtmak-zayıflatmak değil, daha da sıklaştırmaktır!
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder