OLMASI GEREKENLER NEYDİ?
*3 Temmuz’da hakkında şüphe oluşanlar gözaltına alınırken izlenen yol daha insan haklarına uygun olmalıydı.
*Gözaltına alınanlar hakkında yargısız infaz oluşturacak sızıntı ve hareketlerden kaçınılmalıydı.
*Gizlilik kararı derhal çıkartılmalıydı ve titizlikle uygulanmalıydı. Basın şiddetle uyarılmalıydı.
*Bunları ihlal edenler derhal açığa alınmalı, haklarında yasal soruşturma ve kovuşturmalar başlatılmalıydı.
*Haklarında suçlama bulunan insanlar sorgulama sonunda tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmalıydı.
*TFF sürecin başında yaptığı açıklamanın arkasında durmalıydı. Savunması alınmayanlar hakkında hüküm oluşturulmamalıydı.
*TFF tutuklu/tutuksuz yargılanan herkese tedbir koymalı, ama iddianame ile birlikte ivedilikle süreci tamamlamalı ve karar vermeliydi.
*UEFA’ya “henüz dava sürecine bile geçilmemiş iddialar nedeniyle kulüplerimizi peşinen suçlu sayamayız, maçlarını oynayacaklar” denmeliydi.
*Ülke içinde kopartılan yaygaralara “her türlü kovuşturma yapılıp netice alınıncaya kadar şampiyon değişmeyecek, lig oynanacak” denmeliydi.
*TFF kurulları iddianame ile birlikte şüpheli her maç için hakem, gözlemci raporlarını ve maç görüntülerini incelemeye almalıydı.
*Tüm iddialar hakkında şüphelilerin savunmasını alıp, hem sportif açıdan hem de hukuki olarak incelemelerini yapmalıydı.
*Bütün bu incelemeleri tarafsızlığından ve işinin ustası olduğundan emin olunan ehil kişilerle ve hukukçularla yerine getirmeliydi.
*En sonunda varacağı kanaatin toplum vicdanını zedelemeyecek ölçüde oluştuğundan emin olarak kararını sezon sonunda açıklamalıydı.
*Şüpheli konumundakiler verilen karara itiraz haklarını sonuna kadar kullanmalı ve nihai karara herkes saygı duymalıydı.
*Sezon sonunda ortaya çıkacak nihai/kesinleşmiş karar doğrultusunda hiçbir tavizde bulunmadan cezalar kesilmeliydi.
*Kesilen cezalar oynanmakta olan sezonun şampiyonluğunu ve diğer derecelerini etkilememeli, değiştirmemeliydi.
*Bütün bu hengâme bittikten sonra TFF ve ülke sporuna hizmet eden tüm federasyonlar, sporun içindeki tüm unsurlarıyla birlikte…
*Dünya federasyonları ve hukuk normları çerçevesinde, birbirine paralellik oluşturacak düzenlemeleri de içeren…
*Sporun tüm unsurlarının fikrinin alındığı, her unsurun hakkının gözetildiği, insan haklarına uygun, sporun ruhuna aykırı olmayan…
*Kamu vicdanı denen olguya serinlik getiren, güven duygusunu öne çıkartan, çirkinlikleri dışarıda bırakan, güzellikleri destekleyen…
*Sporu kendi ali menfaatleri için kullanmaya çalışanlara fırsat tanımayan, kitleleri birbirine düşman ederek rant elde edenleri dışlayan…
*Sporun birleştirici, eğitici ve eğlendirici yönünü öne çıkartanları ödüllendiren, hem ülke hem dünya çapındaki başarıları destekleyen…
*Sporun spor ahlakı ve güzellikleri içinde yapılmasına olanak sağlayıp, siyaseti bu güzelliklerden tamamıyla uzak tutan…
*Lafta değil uygulamada kendini belli edecek, gerçek anlamda bir spor yasası ve ilgili federasyon talimatnameleri oluşturulmalıydı.
*Şimdiye kadar bunların geneli ihlal edildi. Edilmeyenler için de umut kırıcı tavırlar sergilendi. Ve ne yazık ki devam ediyor…
*Ucu kendisine dokunacağı endişesinde olanlar önce yasayı, sonra da disiplin talimatnamelerini değiştirmeye kalkıştı.
*Şike davası ile ilgili sportif hükmü verecek olanlar daha kendi mecralarında (PFDK/Tahkim) tutarsızlıkları ile güvensizlik yarattı.
*Manzara bu durumdayken, sportif anlamda adaletin sağlanacağını bekleyen milyonlarca insan kandırılmaya devam edildi ve ediliyor.
*Yukarıda yazılması muhtemel onlarca ayrıntı var. Okuyanlar ekleyebilir, yorumda bulunabilir. Sonu olmayan bir çarpıklık çünkü…
*Bunları aşmak için ihtiyaç duyulan gerçeklik; samimiyet, ahlak ve herkesin işinin ehli olarak olaylara mantıklı/akıllı yaklaşması değil mi?
*Her konuda olduğu gibi, yaşanan ve yaşatılan ülke sporu açısından da artık uykularınızdan uyanma vaktidir!
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder