1 Şubat 2011 Salı


YUNUS AKGÜL ve Devletin Acizliği


GSGM (Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü)’nün başında 2008 yılının 12.ayından beri Genel Müdür olarak görev yapan kişinin adıdır Yunus Akgül ve hala bu görevi devam etmektedir.

Şu sıralar Erzurum ilimizde düzenlenen 25.Üniversiteler Kış Oyunları organizasyonunun telaşı ve meşguliyeti içinde, biraz da bu organizasyon için inşa edilen atlama kulelerinin arka plan görüntüsü eşliğinde sık sık ekranlarımızda yer almaktadır.

Yine böyle bir foto-kare eşliğinde geçtiğimiz hafta sonu bir TV kanalında görüntülü canlı bağlantı ile karşımızdaydı.

Konu; her türlü izinlerini alan BJ Kulübü’nün sezon sonunda Fi-Yapı İnönü Stadyumu’nu yıkıp yeniden inşa etmesi esnasında yeni sezon maçlarını BJK futbol takımının nerede oynayacağıyla bağlantılıydı.

Fi-Yapı İnönü Stadı’nın yeniden inşa edilmesi aşamasında maçlarını oynamak için çeşitli alternatifler üzerinde düşündüklerini, bunların arasında Kasımpaşa R.T.Erdoğan Stadı, Atatürk Olimpiyat Stadı, Anadolu’nun değişik illerindeki her stat ve Seyrantepe TT Arena Stadı olduğunu BJK yöneticileri ekranlardan kamuoyuna açıklıyordu.

Henüz Galatasaray ile GSGM arasında protokolü yapılmamış, haliyle GSGM’ye ait olduğu için her takımın kullanabileceği(!) bir stat olan Seyrantepe’de yeni inşa edilmiş TT Arena(!) Stadında BJK’nin de maçlarını oynayıp oynayamayacağı hakkında Genel Müdür’ün görüşleri alınıyor; ülke genelinde GSGM’ye ait statlar ve kulüplerin kullanım hakkı konusunda açıklamalarda bulunması isteniyordu.

Yunus Akgül yaptığı açıklamalarda öyle çelişki içine giriyordu ki; hangisini ele alıp irdeleyeceğimi ben de şaşırdım doğrusu.

Ülke genelinde kulüplerin kullanımında bulunan bütün statların GSGM’ye, yani devlete ait olduğunu, izin alınmadan hiçbir tasarrufta bulunulamayacağını, devletin olan bu tesislerin kullanımının her spor kulübü için mümkün olduğunu ifade ederken…

Henüz kullanım protokolü yapılmadığı halde inşa aşamasında kendisine gerçek anlamda ait olmayan bir stadın isim hakkını, koltuklarını ve localarını satarak önemli bir gelir elde eden Galatasaray Spor Kulübü’nün yanlış iş yaptığını; aynı şekilde Beşiktaş Jimnastik Kulübü’nün de kendilerine danışmadan, haber vermeden İnönü Stadyumu’nun isim hakkını satarak gelir elde ettiğini açıklıyordu.

Bunu yapmaya hakları olmadığını söyleyen Genel Müdür’e “peki bunun için ne gibi bir yaptırımda bulundunuz?” sorusuna kem küm edip, lafı geveleyerek “biz kulüplerimize yardımcı olmayı istediğimiz, daha fazla gelir elde edip para kazanarak ülke sporuna hizmet etmelerini beklediğimiz için zorluk çıkartmadık” diyordu.

Adama sormazlar mı; “sen kimin haklarını, kimin ayrıcalıklarını kime bağışlıyor, iltimas geçiyorsun? Devletin görevi gelirlerini har vurup harman savuran sorumsuz yöneticilerin çiftlik gibi yönettiği kulüpleri dar boğazdan kurtarmak ve bu milletin parasını daha fazla gasp etmesine yardımcı olmak mıdır?

Bu açıklamaların ardından, kendi stadını kendi imkanları ile, devletten bir kuruş yardım almadan yapan ve bugünkü haline getiren Fenerbahçe, Galatasaray’a ve henüz başlangıç aşamasında bulunan inşaat ve projelerle diğer bazı kulüplere yapılıp hediye edilecek olan statlara kıyasla kendi stadının tapusunu istediğinde vermeniz gerekmez mi? sorusuna ise;

Fenerbahçe Spor Kulübü, evet tek kuruş yardım almadan, sadece kendi imkanları ve sponsor desteği beraberinde banka kredileri alarak stadı yenilemiştir. Üstelik bunu bize haber vermiş ‘sizden hiçbir beklentimiz yok, biz stadımızı yenileyip büyüteceğiz ve modern bir yapı haline dönüştüreceğiz’ diyerek bunu yapmıştır. Fakat, bu bizim talebimizle ve zorlamamızla olmamış, Fenerbahçe’nin kendi isteği doğrultusunda gerçekleştirilmiştir. Bu nedenle devlete ait bir tesisi yasalara aykırı biçimde kendilerine devretmemiz söz konusu olamaz” özetinde bir açıklamada bulunuyordu.

Ne güzel memleket değil mi?.. Bir tarafta tek kuruş katkısı olmadığı halde ve daha başka birçok falsosuna rağmen bir kulüp için “biz bu stadı Galatasaray için yaptık” diyecek kadar pişkinlikle ekranlarda konuşan Genel Müdür, diğer tarafta tarihte zaten kendisine ait olan, bir şekilde devlete 60,000 kişilik kapasiteye çıkartması için devretmek zorunda kaldığı tapusunu, yine tamamen kendisinin yaptığı yapının arsa bedelini ödemek şartı ile isteyen Fenerbahçe için “devletin malını bu şartlarda kimseye devredemeyiz” diyerek saçmalığın doruklarına kar yağdırabiliyor.

Kira bedelini ödeyemediği için kullanım hakkını kaybettiği ve terk etmesi gereken bir yapıyı (Ali Sami Yen Stadı) sanki kendi malıymış gibi devlete verip, yerine 52,000 kişilik yepyeni bir stada kuruş para vermeden sahip olan… Hatta aralarında protokol dahi yokken devleti istismar edip isim hakkını, koltuklarını, localarını satıp müthiş gelir elde ederek finansal düzlüğe çıkmaya çalışan bir zümreye her şey serbest!

Ama hakkı olanı, milletin tek kuruşunu heba etmeden, kendi olanakları ile abideleştirdiği yapının tapusunu, yine belli bir bedel karşılığı ve prosedürler çerçevesinde talep eden Fenerbahçe’ye her türlü zorluk ve karşı çıkış!

Devletin içine düştüğü bu aciz durum nasıl bir mantık çerçevesinde kamuoyu vicdanına uydurulacak?..

İstanbul gibi bir metropolün onlarca, yüzlerce meselesi içinde masraf yapılacak birçok yer varken; çevre düzenlemesi, yolları ve alt yapı harcamaları ile birlikte 600milyon liralık bir peşkeş bu millete nasıl izah edilecek?

Yunus Akgül gibi ekranlara çıktığında kem küm etmeden bunları açıklayarak, ortaya konan haksızlıkları ve peşkeşin oluşturduğu öfkeyi giderebilecek vicdan muhasebesini kim yapacak?

http://twitter.com/hhosca

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder