ADALETİN BATSIN TÜRKİYE!
Bu
ülkenin adaletine, hukukuna, yargısına, polisine, hükümetine, siyasilerine,
partilerine, insanına olan güvenim sarsılalı ve en sonunda da biteli uzun
zaman...
Başından
sonuna kadar sakatlıklarla dolu bir temizlik(!) operasyonu için ileri
demokrasiden bahsedenlerin tutuklu yargılanma kararı alınanlar da dahil suçları
yargıda kesinleştirilmeden idam edildiği ve bir daha temizlenmelerinin asla
mümkün olmayacağı bu ülkenin adaletine tüküreyim.
Gizlilik
şerhi olan bir süreçte çiğnenen hakların, kolluk kuvvetleri ve savcı/hakim
ortaklıkları ile medya tarafından işlenen insan hakları cinayetlerinin aksi
sonuçlarda tamiri asla mümkün olmayacak!
Aşağıya
alıntıladığım örnekler ve kanun maddeleri dört gündür yaşadıklarımızın
vahametini tüm çıplaklığı ile gözler önüne sermeye yeter de artar.
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin‚ "Adil yargılanma
hakkı" kenar başlıklı 6´ncı maddesinin ikinci bendinde; "Bir suç ile
itham edilen herkes‚ suçluluğu yasal olarak sabit oluncaya kadar suçsuz
sayılır."
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu´nun 285´inci maddesinin birinci fıkrasında; "(1) Soruşturmanın gizliliğini alenen ihlâl eden kişi‚ bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Ancak‚ soruşturma aşamasında alınan ve kanun hükmü gereğince gizli tutulması gereken kararların ve bunların gereği olarak yapılan işlemlerin gizliliğinin ihlâli açısından aleniyetin gerçekleşmesi aranmaz."
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu´nun; "Soruşturmanın gizliliği" kenar başlıklı 157´nci maddesinin birinci fıkrasında; "(1) Kanunun başka hüküm koyduğu hâller saklı kalmak ve savunma haklarına zarar vermemek koşuluyla soruşturma evresindeki usul işlemleri gizlidir."
"Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi;
Allenet de Ribemont - Fransa davasında (10.02.1995)‚ başvurucunun poliste gözaltındayken üst düzey bir polis memuru tarafından basın toplantısında bir cinayetin azmettiricisi olarak gösterilmesi üzerine‚ bunun masumiyet karinesinin ihlali olduğuna‚
3/6
Sekanina - Avusturya davasında (25.08.1993)‚ suçsuzluk karinesinin yargılama öncesinde olduğu kadar beraattan sonra da gözetilmesi gerektiğine‚ sanığın beraatı kesinleştikten sonra yerel mahkemenin başvurucunun suçuna ilişkin şüphelere dayanmasının artık kabul edilemez olduğuna‚
Hükmederek‚ anılan ülkeler aleyhinde kararlar vermiştir."
" Bu itibarla;
1 - Soruşturmanın gizliliği ilkesi nazara alınarak;
Kişilik hakları ve suçsuzluk karinesi ile delillerin güvence altına alınması da göz önünde bulundurulmak suretiyle‚ gözaltındaki kişilerin suçlu olarak kamuoyuna duyurulmasına‚ basın önüne çıkarılmasına‚ kişilerin basınla sorulu cevaplı görüştürülmelerine‚ görüntülerinin alınmasına‚ teşhir edilmelerine sebebiyet verilmemesi‚ soruşturma evrakının basın organlarında yayınlanmasının önlenmesi‚
Soruşturma evresinde dosya içeriğini inceleyerek istediği belgelerin bir örneğini alabilen şüpheli‚ mağdur ve vekillerinin de gizli kalması gereken hususları açıklamamaları yönünde uyarılması‚
Kamuoyunda ciddi rahatsızlıklar yaratan bu nevi uygulamalara son verilmesi‚ bu bentlerin aksine tutum ve davranış sergileyenler hakkında derhâl yasal gereğine tevessül olunması‚"
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu´nun 285´inci maddesinin birinci fıkrasında; "(1) Soruşturmanın gizliliğini alenen ihlâl eden kişi‚ bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Ancak‚ soruşturma aşamasında alınan ve kanun hükmü gereğince gizli tutulması gereken kararların ve bunların gereği olarak yapılan işlemlerin gizliliğinin ihlâli açısından aleniyetin gerçekleşmesi aranmaz."
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu´nun; "Soruşturmanın gizliliği" kenar başlıklı 157´nci maddesinin birinci fıkrasında; "(1) Kanunun başka hüküm koyduğu hâller saklı kalmak ve savunma haklarına zarar vermemek koşuluyla soruşturma evresindeki usul işlemleri gizlidir."
"Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi;
Allenet de Ribemont - Fransa davasında (10.02.1995)‚ başvurucunun poliste gözaltındayken üst düzey bir polis memuru tarafından basın toplantısında bir cinayetin azmettiricisi olarak gösterilmesi üzerine‚ bunun masumiyet karinesinin ihlali olduğuna‚
3/6
Sekanina - Avusturya davasında (25.08.1993)‚ suçsuzluk karinesinin yargılama öncesinde olduğu kadar beraattan sonra da gözetilmesi gerektiğine‚ sanığın beraatı kesinleştikten sonra yerel mahkemenin başvurucunun suçuna ilişkin şüphelere dayanmasının artık kabul edilemez olduğuna‚
Hükmederek‚ anılan ülkeler aleyhinde kararlar vermiştir."
" Bu itibarla;
1 - Soruşturmanın gizliliği ilkesi nazara alınarak;
Kişilik hakları ve suçsuzluk karinesi ile delillerin güvence altına alınması da göz önünde bulundurulmak suretiyle‚ gözaltındaki kişilerin suçlu olarak kamuoyuna duyurulmasına‚ basın önüne çıkarılmasına‚ kişilerin basınla sorulu cevaplı görüştürülmelerine‚ görüntülerinin alınmasına‚ teşhir edilmelerine sebebiyet verilmemesi‚ soruşturma evrakının basın organlarında yayınlanmasının önlenmesi‚
Soruşturma evresinde dosya içeriğini inceleyerek istediği belgelerin bir örneğini alabilen şüpheli‚ mağdur ve vekillerinin de gizli kalması gereken hususları açıklamamaları yönünde uyarılması‚
Kamuoyunda ciddi rahatsızlıklar yaratan bu nevi uygulamalara son verilmesi‚ bu bentlerin aksine tutum ve davranış sergileyenler hakkında derhâl yasal gereğine tevessül olunması‚"
Sözün bittiği, vicdanların kan ağladığı yerdeyiz!
Polis kuvvetlerini bu denli aşağılık ve dokunulmaz duruma
getirenlerin Allah hak ettiklerini vakit geçirmeden versin!
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder