26 Şubat 2010 Cuma

TAKTIĞIMIZ GÖZLÜKLER… 

Her birimiz olaylara değişik bakış açıları ile yaklaşıyoruz.

Taşıdığımız hisler bunda önemli rol oynayabiliyor.

Bu hislerden kaynaklanan beklentilerimizi tarttığımızda takmamız gereken gözlükleri de doğru seçmek mümkün olabilir.

Biz tutkunu olduğumuz kulübümüzden (birçoğumuz için futbol takımımızdan) ne beklediğimizi, ne için beklediğimizi açıklıkla ifade edebilecek cesarette miyiz?

Yeri geldiğinde "ne kupa büyüklüğü ne de şampiyonluk, bu başka bir büyüklük adı konamaz" derken, bunu "yenilsen de yensen de taraftarın seninle" ile desteklerken; çoğu zaman sanki bunları dile getirenler değilmişiz gibi skorlara göre tepkilerimizi kontrol edemeyebiliyoruz.

"Yenmek yenilmek önemli değil, sen yeter ki savaş biz canımızı verelim" dediğimiz bir takımın mevcut kadrosunda yer alan "yakışmayan(!)" futbolcuların cansiperane çabaları ile çubuklu formayı terletmesine saygı duymayıp, kıçımızın üzerinden her şeyi doğru yapabilen insanlar gibi atıp tutuyoruz.

Arandığı zaman kusur bulmak, eksik yönlerin üzerine destanlar yazmak, her sendelemede bunları kaşımak, sanki özellikle bir SIKINTI bekleniyor da fırsat değerlendiriliyormuş gibi hep olumsuzluklar üzerine edebiyat yapmak...

Her şeyden şikâyet eden, bardağın hep boş tarafına bakıp dolu tarafın güzelliklerini hiçe sayan, memnuniyet sınırlarının nerede olduğu belirsiz insanlar gibi huzursuzluk yaratmak peşinde koşup duruyoruz.

Nasıl bir gözlük takip resmin bütününe bakıyoruz bilmiyorum. Taktığımız o gözlükle resmin bütününü görebildiğimizi de zannetmiyorum.

Bugün, mücadele etmesinin yeterli olduğunu, hep yanlarında olacağını söylediğimiz takımın kadrosu, sakatlıklar ve cezalar nedeniyle eksik kalınca "vay efendim neden genç futbolculara şans tanınmıyor" diyebiliyoruz.

Adeta kurtlar sofrası olarak nitelendirebileceğimiz bir arenaya gençleri attığınızda kredi tanıyacak, şansını kullanması için zaman verecek, başarısız olma hakkı ile rahatça kendisini geliştirmesine yardımcı olacak bir kitle varmış da yetkililer bunu denemiyormuş gibi ahkâm kesiyoruz.

Daldığımız hayal dünyasından uyanalım!.. Önce kendi camiamızı iyice bir tanıyalım!.. Kime, ne derece şans verilebileceğini kestirebilecek seviyeye geldiğimizde kurduğumuz hayallerin aslında bir ütopyadan öte olmadığını göreceksiniz.

Futbolun kitabını yazanların bile yerin dibine sökülüp, "köylü, stajyer, futbolu bilmeyen, çobanlık bile edemeyecek kişi" gibi sıfatlarla aşağılandığı bir ülkenin, bu dolduruşlara en fazla kapılan, esen rüzgara göre yön değiştiren camiası için olmasını dilediğimiz beklentilerimizi gözden geçirelim.

Dün akşam maçtan çıkışta merdivenlerde duyduğum bazı sözler; "şu Aziz'i ...tır etmek lazım öncelikle, adam 11 yılı aşkın sürede sadece 4 şampiyonluk kazandı, kupada hiç yok, sadece bina/stat yaptı, alsın stadını çektirsin gitsin!"

Bunu söyleyenlerin de bilinçaltının nereden beslendiği, Fenerbahçe'ye salt futbol takımı olarak bakacak kadar spordan anladığı, daha doğrusu bir spor kültürü taşımadığı nasıl da belli değil mi?

Göz bozuklukları belli zamanlarda ilerleme gösterip çerçevedeki çamların daha farklı numaralı olanları ile değiştirilmesini gerektirir.

Bazı gözlükler de çerçeveleri modaya uygun olsun diye değiştirilir.

Her iki halde de baktığınız yeri nasıl gördüğünüzle alakalı faktörler rol oynarlar.

Tüm gerçekleri görüp, etki eden her ayrıntıyı göz önüne alıp, değerlendirmeyi buna göre yapmak için takılan gözlük...

Her şeyi tüm çıplaklığı ile görmese de kendini tatmin edecek bazı doneleri seçebilmesine yetecek, hayal etmek istediklerine ve egosuna malzeme toplayabileceği özellikteki gözlük...

Taktığımız gözlüklerin ne olduğuna bakmamız lazım.


http://twitter.com/hhosca


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder