TAKTIĞIMIZ
GÖZLÜKLER…
Her
birimiz olaylara değişik bakış açıları ile yaklaşıyoruz.
Taşıdığımız
hisler bunda önemli rol oynayabiliyor.
Bu
hislerden kaynaklanan beklentilerimizi tarttığımızda takmamız gereken
gözlükleri de doğru seçmek mümkün olabilir.
Biz
tutkunu olduğumuz kulübümüzden (birçoğumuz için futbol takımımızdan) ne
beklediğimizi, ne için beklediğimizi açıklıkla ifade edebilecek cesarette
miyiz?
Yeri
geldiğinde "ne kupa büyüklüğü ne de şampiyonluk, bu başka bir büyüklük adı
konamaz" derken, bunu "yenilsen de yensen de taraftarın seninle"
ile desteklerken; çoğu zaman sanki bunları dile getirenler değilmişiz gibi
skorlara göre tepkilerimizi kontrol edemeyebiliyoruz.
"Yenmek
yenilmek önemli değil, sen yeter ki savaş biz canımızı verelim" dediğimiz
bir takımın mevcut kadrosunda yer alan "yakışmayan(!)" futbolcuların
cansiperane çabaları ile çubuklu formayı terletmesine saygı duymayıp, kıçımızın
üzerinden her şeyi doğru yapabilen insanlar gibi atıp tutuyoruz.
Arandığı
zaman kusur bulmak, eksik yönlerin üzerine destanlar yazmak, her sendelemede
bunları kaşımak, sanki özellikle bir SIKINTI bekleniyor da fırsat
değerlendiriliyormuş gibi hep olumsuzluklar üzerine edebiyat yapmak...
Her
şeyden şikâyet eden, bardağın hep boş tarafına bakıp dolu tarafın
güzelliklerini hiçe sayan, memnuniyet sınırlarının nerede olduğu belirsiz
insanlar gibi huzursuzluk yaratmak peşinde koşup duruyoruz.
Nasıl
bir gözlük takip resmin bütününe bakıyoruz bilmiyorum. Taktığımız o gözlükle
resmin bütününü görebildiğimizi de zannetmiyorum.
Bugün,
mücadele etmesinin yeterli olduğunu, hep yanlarında olacağını söylediğimiz
takımın kadrosu, sakatlıklar ve cezalar nedeniyle eksik kalınca "vay
efendim neden genç futbolculara şans tanınmıyor" diyebiliyoruz.
Adeta
kurtlar sofrası olarak nitelendirebileceğimiz bir arenaya gençleri attığınızda
kredi tanıyacak, şansını kullanması için zaman verecek, başarısız olma hakkı
ile rahatça kendisini geliştirmesine yardımcı olacak bir kitle varmış da
yetkililer bunu denemiyormuş gibi ahkâm kesiyoruz.
Daldığımız
hayal dünyasından uyanalım!.. Önce kendi camiamızı iyice bir tanıyalım!.. Kime,
ne derece şans verilebileceğini kestirebilecek seviyeye geldiğimizde kurduğumuz
hayallerin aslında bir ütopyadan öte olmadığını göreceksiniz.
Futbolun
kitabını yazanların bile yerin dibine sökülüp, "köylü, stajyer, futbolu
bilmeyen, çobanlık bile edemeyecek kişi" gibi sıfatlarla aşağılandığı bir
ülkenin, bu dolduruşlara en fazla kapılan, esen rüzgara göre yön değiştiren
camiası için olmasını dilediğimiz beklentilerimizi gözden geçirelim.
Dün
akşam maçtan çıkışta merdivenlerde duyduğum bazı sözler; "şu Aziz'i ...tır
etmek lazım öncelikle, adam 11 yılı aşkın sürede sadece 4 şampiyonluk kazandı,
kupada hiç yok, sadece bina/stat yaptı, alsın stadını çektirsin gitsin!"
Bunu
söyleyenlerin de bilinçaltının nereden beslendiği, Fenerbahçe'ye salt futbol
takımı olarak bakacak kadar spordan anladığı, daha doğrusu bir spor kültürü
taşımadığı nasıl da belli değil mi?
Göz
bozuklukları belli zamanlarda ilerleme gösterip çerçevedeki çamların daha
farklı numaralı olanları ile değiştirilmesini gerektirir.
Bazı
gözlükler de çerçeveleri modaya uygun olsun diye değiştirilir.
Her
iki halde de baktığınız yeri nasıl gördüğünüzle alakalı faktörler rol oynarlar.
Tüm
gerçekleri görüp, etki eden her ayrıntıyı göz önüne alıp, değerlendirmeyi buna
göre yapmak için takılan gözlük...
Her
şeyi tüm çıplaklığı ile görmese de kendini tatmin edecek bazı doneleri
seçebilmesine yetecek, hayal etmek istediklerine ve egosuna malzeme toplayabileceği
özellikteki gözlük...
Taktığımız
gözlüklerin ne olduğuna bakmamız lazım.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder