5 Ağustos 2009 Çarşamba

UEFA KUPASI VE SÜPER KUPA NELERE KADİRMİŞ?!?!

Kamuoyunu doğru bilgilendirin..!
Tarihi lisesinden gelen lobicilik yeteneği ile ülkenin en önemli köşelerine çöreklenmiş bir zümrenin ülke kaynaklarını sömürmesini, varlık içinde yokluk kisvesi altında mazlum edebiyatı yaparak halka acındırılmasını, hakkı olmayanlara hakkından feragat ediyormuş gibi gösterilerek sahip olmaya çalışmasını, süsleyip püsleyip, eğip bükerek farklı yansıtmayın!..

Hiç değilse, kendi camialarına sempati duyanlara geleceklerinin nasıl da ipotek edildiğini, aslında sahip olmadıklarına sahipmiş gibi gösterildiklerini doğru anlatın!..

Her ilgili ilgisiz konu tartışılırken, bir şekilde tenekelerin cazibesine kapılarak yandaşı olanların, “ama bizim UEFA kupamız, süper kupamız var, sizin neyiniz var?” dahiliğinde cevaplar vermekten başka çarelerinin kalmaması ne kadar acı!

Evet, o tenekelerden bizim yok (henüz)… Fakat, bizim derdimiz tenekeler hiç olmadı ki! Sözüm de derdi teneke olmayanlara değil, bizzat tenekelerin büyüsüne kapılarak, gözleri kör olanlara, kör edilenlere…

Fenerbahçe Spor Kulübü, tapusuyla kendisinin olan, fakat yeniden inşa etmek istediğinde kaynak bulmak için önce yarısını, sonra da imkansızlıklar nedeniyle tamamını GSGM’ne devretmiş olduğu stadını, ekonomik kriz koşullarına rağmen tribün tribün yıkarak şimdiki haline getirmeyi başardı.

Stat öyle modern ve örnek bir yapıya dönüştü ki, UEFA finaline ev sahipliği yaptığı gibi, çeşitli geliştirme ve düzenlemelerle 5 yıldızlı stat kategorisine dahi yükseldi.

Bunları tamamıyla kendi öz kaynakları, taraftarı ile dayanışma içinde ve pazarlama yeteneği ile sağlanan sponsorluk gelirleri sayesinde, devletten bir kuruş destek almadan, halkın sırtına yük olmadan başardı.

Tüm bunlara rağmen, öncesinde zaten kendisinin olan stat tapusunu, şimdi ederini ödeyerek dahi alamıyor. Böyle bir gerçek var.

Öte yanda; yine eskimiş stadını yenilemek arzusunda olan, benim hatırladığım 1995 yılından beri projeler üreten, maketler yaptıran, bu projelerin hayata geçirilmesi için geçici süre ile oynanacak sahanın tribünlerinin Avustralya’dan yola çıktığı(!) ve hala ülkemize ulaşamadığı, hiçbiri olmayınca devletin başka arazisine çöreklenilerek, güya Ali Sami Yen ve arazisinin karşılığında stat yapılması düşünülen Seyrantepe projesine geçildiği bir süreç yaşayan, Galatasaray Spor Kulübü gerçeği var.

Türk futbolunun asırlık kulüplerinden Galatasaray’ın mümtaz yöneticilerinin sattıkları cakalarına göre; “Türkiye Süper Ligi takımlarının tüm mal varlığını bir araya getirin, Galatasaray’ın mal varlığı bundan 10 kat fazladır”.

Böylesine zengin mal varlığına sahip bir kulübün devlete olan vergi borçları ise tüm kulüplerin vergi borçlarının kat kat üzerinde, dış borçlarının miktarı ise kolay telaffuz edilemeyecek oranlara ulaşmış durumda.

Hani en zengin mal varlığına sahipti bu kulüp?.. Neden borçlarını kapatmak için bunları kullanmıyor?..

Bunca borç içinde kıvranırken, çok önemli ve maliyeti yüksek transferler yapabilecek kadar cömert olan bu kulübün suyunun hangi değirmenden geldiğini sorgulayan bir Allah’ın kulu olmaz mı?.. Ama yok işte!

Lafa geldi mi en zengin olduklarını gerine gerine söyleyenlerin statlarını neden devlete yaptırmaya çalıştıklarını ise kimse kurcalamaz bile!..

Ali Sami Yen Stadı, diğer bütün kulüplerin yaptığı gibi 40 küsur sene devletten kiralanarak kullandıkları bir yapı. Bu stadın kira sözleşmesine aykırı olarak, yıllık kira ödemelerini senelerce ödememesi ve sözleşme şartları gereği haklarını kaybetmiş olması gerçeği, neden her şeyden bihaber halkımıza doğrusu ile anlatılmaz?..

“Kira haklarını dahi kaybettikleri, normalde maç oynayacak statları bile olmayan bir kulüp, nasıl oluyor da sanki kendi malını devrediyormuş gibi Ali Sami Yen’i ve arazisini devrederek, kendisine Seyrantepe’de 52000 kişilik, üstü açılıp kapanan, modern bir stat yaptırıp, buna tek kuruş ödemeden sahip olmaya çalışıyor” diye kimse neden sormaz?

Kendilerinin olmayan bir gayrimenkulü devretmiş de değerinin daha azı olan bir mekana geçmek istiyormuş, ama aksaklıklar, finansal kriz ve engellemeye çalışanlar yüzünden buna muktedir olamıyorlarmış gibi mazlum edebiyatı yapanlar, bu ülkenin içinde olduğu ekonomik darboğazı görmezden gelip, tüyü bitmemiş yetimin hakkını gasp ettiklerini bilmezden gelip, utanmadan mağdur olduklarını nasıl iddia edebiliyorlar?

Projenin altında imzası olduğunu, bu projenin arkasında durduğunu ifade edip, çarpıklığı doruğa taşıyan Sn.Başbakan, hangi adil yargılarıyla bu işe sahip çıkabiliyor?

Orta ve alt gelir düzeyindeki insanlara konut yapmakla yükümlü bir devlet teşekkülü olan TOKİ, hangi kriterlere dayanarak, bu ülkenin spor kulüplerinden birinin hizmetine vermek ve bu sayede kalkınmalarını sağlamak adına böylesine büyük bir riskin altına girebiliyor?.. Bununla da kalmayıp, “gerekirse bu stadı biz bitireceğiz” diyecek kadar haddini aşabiliyor?

Ülke genelinde dökülen, artık maç oynamanın tehlike arz ettiği statları olan kulüpler aynı sahiplenmeyle zorluklarından kurtarılacaklar mı?

Batak içinde oldukları halde, TFF hangi UEFA kriterlerine uygunlukla bu kulübe futbol faaliyetlerini sürdürme yetkisi verebiliyor?

Göztepe’nin günahı neydi?.. İstanbulspor neden sahiplenilmedi?.. Adanaspor niye kalkındırılmadı?.. Ve daha niceleri…

Bir UEFA Kupası ve bir de Süper Kupa sahibi olmak, ülke kaynaklarına sınırsız sahip olmak mı demek?

Diğer kulüpler neden bu haksız rekabete maruz bırakılıyor?

Sorulacak onlarca soru, deşilecek onlarca konu var. Mümtaz, kaliteli(!) Türk Medyası bunların hangisine değinip, insanlarımızı, spor kamuoyunu, halkımızı en doğru biçimiyle bilgilendiriyor?

Seyrantepe ihalesi bir kez daha iptal edildi. 21 Ağustos 2009 tarihinde yeniden ihale yapılacak. Bir devlet kamburu haline dönüşen Seyrantepe projesinin ülke sporu yararına bitirilmeye çalışıldığı masallarına herkesin karnının tok olması dileklerimle…


http://twitter.com/hhosca

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder