27 Eylül 2010 Pazartesi

BİLİNÇALTINIZI DİDİKLETMEYİN!!!

Taraf olmak; siyasette de sporda da dini inançta da aşırı uçlarda ve fanatik körlükle tutkuya kapılmak anlamını mı taşır?..

İşin siyaset ve dini inanç kısmına bakmayacağım. Zira bu alanlarda iflah olmaz düzenbazların dümen suyuna girmeye meyilli olanların yanar döner halleri nedeniyle umudum yok denecek safhada.

Ancak, sporun kitlelere sunuluşu ve yeni moda bilinçaltı çalışmaları için birkaç sözüm olacak naçizane…

Bu ülkede asırlık çınar olarak bilinen ve başka şehirlerde yaşayanlarca da mutlaka sempati duyulan üç büyük dediğimiz güzide kulüplerimiz var. Alfabetik sıraya göre; Beşiktaş (Bereket Jimnastik Kulübü), Fenerbahçe ve Galatasaray…

Türk futbolunun lokomotifi olan, büyük kitleleri peşinden koşturan ve milyarlarca Türk Lira’sını çekip çevirerek, dünya sahnesinde kendisine yer edinmeye çabalayan spor kulüpleri.

Bünyelerinde icra ettikleri dallar arasında futbol ana branş olarak rağbet görse de her birinin Türk Sporu için önemli katkılarda bulunduğu ve amatör olarak adlandırılan spor dallarında da faaliyet gösterdiğini biliyoruz.

Bütününe baktığımızda başarı olarak, sporumuza katkı olarak Fenerbahçe’nin öne çıktığını, oysa ki futbol ele alındığında bunun böyle sayılmadığını görebiliriz.

Sporun doğal getirisi olarak herhangi bir branşta birinin diğerinin önüne geçmesi, başarı oranlarının zaman içinde değişiklik göstermesi ve bunun uğruna ezeli bir rekabet içinde olmaları biz taraftarları için heyecan verici ve her zaman rekabetin çekici unsuru olmuştur.

Spor alanlarında, pistlerde, sahalarda ve salonlarda yaşanan bu rekabetin son zamanların modası olarak artık ekranlarda da karşımıza çıktığını sıklıkla görebiliyoruz.

Dizi filmlerde baş karakterlerin tuttukları takımlarla ilgili kareleri ve bunlar üzerine yazılan senaryo çalışmaları aslında uzun yıllardır kullanılan bir yöntem. Son zamanlarda fazlaca karşılaştığımız bu yöntemin sahalardaki rekabeti ekranlara da taşıması ilk bakıldığında çok da rahatsız edici görülmeyebilir. Kulüpler bazında ve sadece camiaları kucaklayan haliyle bu doğal kabul edilebilir.

Fakat, yine son zamanlarda özellikle bir güruhun bu tür filmlerde ön plana taşınma çabası rahatsız edici boyuta ulaşmıştır.

Her kulübün önde gelen taraftar grupları olduğu bilinir. Ancak bunlar ait oldukları camialarının önüne çıkartıldıklarında sorun var demektir. Her birinin kendi özelinde takımlarını desteklemek adına yaptıkları önemli işler varsa da ve bu özellikleri sayesinde nam salmış olsalar da; yine her birinin içlerinde barındırdıkları yanlış kişiler ve anlayışlar nedeniyle topluma örnek model olarak sunulmasında büyük sakıncalar hasıl olmaktadır.

Son dönemlerde dizilerde, belki sempatizanı olan oyuncu, yapımcı ve yönetmenlerinin de etkisi ile aşırı derecede bir ÇARŞI GRUBU propagandası izleyenlere pompalanmaktadır. Bu kah açıkça sözlü ve görsel öğelerle dillendirilmekte ve gösterilmekte, kah da dizilerin jeneriklerinde gizli biçimde (Çarşı’nın “A”sı kullanılarak) bir bilinçaltı oluşturulmaktadır.

Beşiktaş bu ülkenin güzide kulüplerinden biridir. Normal olarak dizi filmlerde hayatın kesitleri sunulurken karakterlerin bu kulübe sempatisi yansıtılabilir. Buna kimsenin itirazı olamaz. Çünkü her bir yapımda değişik takımlarımızın ön plana çıkarıldığı örnekler mevcuttur. İzlediğimizde her ne kadar hoşnut olmasak da bu gibi durumlar yapımın yansıttığı kesitlerin ve bu kesitlerde rol alan karakterlerin bir özelliği olarak kabul edilip hoş görülebilir.

Lakin bir taraftar grubunun mensubu olduğu camiasının üzerinde konumlanacak bir sunumla insanlara dikte ettirilmesi rahatsızlık verici ve kabul edilemez bir manzara oluşturmaktadır.

Eğer bu Fenerbahçe’nin Genç Fenerbahçeliler’i için, Galatasaray’ın Ultraslan’ı için de yapılırsa aynı görüşleri paylaşacağımı belirteyim.

Hatta;
Milli Marş dinlemekten ve saygı göstermekten aciz…

Saygı duruşunun anlamını dahi bilmeyen…

Maça giderken üzerinde başka takım forması taşıyan üç yaşındaki çocuğa annesinin çaresizliği eşliğinde formasını çıkarttıracak kadar gözü dönmüş olan…

Çektikleri kokulu ve kokusuz maddelerle uyuşup, ne yaptıklarını bilmeyen durumda, daimi olarak kendi aralarında ölesiye kavga eden…

Tutturdukları duruşlarını(!) günden güne rüzgara göre değiştirerek, adeta rüzgar gülü haline dönüşen…

Ezeli rakibinin karşısına çıkan Yunan bile olsa desteklemekten çekinmeyip, işi PKK bayraklarını bu insanlara vererek tribünlerden tahrik etmelerine çanak tutanlar kadar insanlıktan çıkmamış olmalarına rağmen…

Diğer kulüp taraftar gruplarının da ön plana çıkartılmasına ve izleyenlerin bilinçaltlarına işlenmelerine aynı derecede karşı çıkarım.

Bunu bilinçli ve planlı olarak yaptıkları alenen belli olan dizi yapımcıları, senaristleri, oyuncuları ve TV.lere bir uyarıda bulunmak gerektiği açıktır.

Radyo Televizyon Üst Kurulu bu konuda üstüne düşeni yapmak üzere görevini yerine getirmeli ve ilgilileri uyarmalı; bu bilinçaltı zehirlemelerine engel olmalıdır.

Aksi halde, oluşturulacak bir kamuoyu ile bunu yapanların bilinçaltının didiklenmesi kaçınılmaz olacaktır.

http://twitter.com/hhosca

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder